Necip Fazıl Kısakürek
Sayfaya git: 1, 2, 3, Sonraki

Sailor Moon Forum -> Kitap, Şiir ve Yazılar -> Bir Şiir Bir Şair

 
Yazar Mesaj
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
Necip Fazıl Kısakürek!

Kaldırımlar
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..

(1927)

Necip Fazıl Kısakürek



Hayatıı!

26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir
konakta doğdu.

Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı "Kısakürekler" soyuna mensuptur.

Babası, Mekteb-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kasım 1920); annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir müslüman-Türk kadını Mediha hanımdır. (öl. 10 Haziran 1977)


Hayatıııı(Başka Bir Anlatım)


NECİP FAZIL KISAKÜREK

1904 - 1983

26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir
konakta doğdu.
Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı 'Kısakürekler' soyuna mensuptur.
Babası, Mekteb-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kasım 1920) : annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir müslüman-Türk kadını Mediha hanımdır. (öl. 10 Haziran 1977)
Büyükbabası, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinâf Reisliğinden emekli, İkinci Abdülhamîd Han'a Ermenilerce girişilen suikastin tarihî muhakemesini yapan ve Mecelleyi kaleme alan heyet içinde imzası bulunduğu için, 6 Ekim 1902'de 'Legion d'honneur' nişaniyle ödüllendirilen vekâr ve ciddiyet timsali Mehmet Hilmi Efendi'dir. (öl. 19 Mayıs 1916)
Necip Fazıl, ilk dinî telkin ve terbiyesini, tek oğlunun tek oğlu olarak Mehmet Hilmi Efendi'den aldı; okuyup yazmayı henüz 5-6 yaşlarındayken ondan öğrendi. Birçok şiirinin ana imajını ve ruhî kaynağını teşkil eden 'yakıcı bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehşetli bir korku' şeklinde özetlediği ve hastalıktan hastalığa geçtiği ilk çocukluk yıllarını, çocukluk hâtıralarının kaynaştığı bir 'tütsü çanağı' olan, büyükbabasına ait
Çemberlitaş'taki Konak'ta geçirdi.

Büyükbabası Mehmet Hilmi Efendi'den sonra, haşarılığının önüne geçmek için onu 5-6 yaşlarında bir sürü 'abur cubur' romanla tanıştıran, eski Halep Valisi, Zaptiye Nazırı Salim Paşa'nın kızı, büyükannesi Zafer Hanım, ruhi yapısını başka hassasiyetler açısından etkilemekte büyük pay sahibi oldu. Bir yaş küçüğü kız kardeşi Selma ile büyük babasının ölümü ise, onu dışarıdan etkileyen çocukluk günlerine ait asla unutamayacağı iki hadiseyi teşkil etti.
Bahriye Mektebi'ne gireceği 1916 senesine kadar Büyükdere'de Emin Efendi isimli sarıklı bir hocanın işlettiği mahalle mektebinden başlayarak çeşitli okullara devam etti. Fransız Papaz ve Kumkapı'daki Amerikan kolejinin ardından Serasker Rıza Paşa yalısındaki Rehber-i İttihad mektebine verildi. Yatılı olan bu mektepte de fazla kalamayınca, bir süre için Büyük Reşit Paşa Numûne mektebine ve seferberlik sebebiyle gidilen Gebze'nin Aydınlı köyünde, köyün ilk mektebine yazıldı. İlk mektebi, Heybeliada Numûne Mektebi'nde bitirdi.
1916'da, 'Ne oldumsa bu mektepte oldum' dediği ve şahsiyetinin ana dokusunu örgüleştirdiği 'Mekteb-i Fünûn-u Bahriye-i Şahâne'ye imtihanla ve en titiz muayeneler neticesinde alındı. Hayatının en nazik dönemini geçirdiği Bahriye Mektebi, içindeki bütün ışık cümbüşleriyle ona, kendisini gösteren bir ayna, parlak bir zemin oldu. İlk metafizik arayıcılıkları ve zabitlerin bile benimsedikleri 'Şair' lakabı ile ilk aruz talimleri orada başladı.
Namzet sınıfından ayrı üç harp sınıfını bitirdikten ve mezuniyet durumuna geçtikten sonra diplomasını beklerken, ilave edilen dördüncü sınıfı bitirmemeye karar verdi ve mektepten ayrıldı. Bir müddet sonra da, o tarihte namzet ve sadece üç harp sınıfından ibaret Bahriye Mektebini ikmal ettiğine dair diplomasını aldı. (1920)
17 yaşında, o günkü adiyle ' İstanbul Darülfünûnu Edebiyat Medresesi Felsefe Şubesi 'ne girdi. (1921)


O günlerin (1928 Harf inkılabına kadar) edebiyat alemini, Ziya Gökalp'in kurup Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua, Dergâh, Anadolu Mecmuası, Milli Mecmua ve Hayat Mecmuası teşkil etmekteydi. Bu âlem içinde ilk şiirlerini Yeni Mecmua'da yayınladı. (1922)
Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra, 20 yaşında, Maarif Vekaletinin Avrupaya tahsile gönderilecek ilk talebe grubu için açtığı imtihandaki başarısiyle üniversitedeki
(sömestre) lerini resmen tamamlamış sayıldı ve Paris'e gönderildi. Sorbon Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi. (1924)
Paris hayatı, kendini arayışının müthiş his helezonları, korkunç girinti ve çıkıntıları arasında, nefs cesareti bakımından hayal yakıcı bir tablo çizdi.

1925'te ilk şiir kitabı 'Örümcek Ağı'nı bastırdı.
O yıllarda bankacılık yeni ve gözde bir meslekti. 'Felemenk Bahr-i Sefit Bankası'nda çalışmakta olan Salih Zeki'yi ziyarete gittiği bir gün, arkadaşının teşvik ve tavassutu ile aynı bankada işe başladı. Daha sonra gayet kısa sürelerle Osmanlı Bankasının Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalıştı.
1928 - 29 senelerinde 'Bâbıâli' adlı otobiyografik eserinde tafsilatlı şekilde anlattığı, Bâbıâli palamarına bağlı 'Bohem Hayatı'nı son kertesine çıkardı.
Henüz 24 yaşındayken, 'Kaldırımlar' isimli ikinci şiir kitabının yayınlandığı ve ortalığı takdirle karışık hayret seslerinin bürüdüğü 1928 yılı, onun şiir diyapozonunun herkesce beğenilmek noktasından en dik irtifaları kaydettiği basamak oldu. Bütün eser mevcudu 64 yaprak ve 128 sahifeyi geçmezken, hakkında yazılıp çizilenler bunu kat kat geçmişti.
1929 yazının sonlarına doğru gittiği Ankara'da, içinde 9 yıl müddetle çalışacağı ve müfettişliğe kadar yükseleceği İş Bankasına Umum Muhasebe Şefi olarak girdi. (5 Ağustos 1929)
Taksim'deki meşhur tarihi bina Taşkışla'nın 5'inci Alayının Zâbit kıtasında 6 ay neferlik; Harbiye'de İhtiyat Zâbit Mektebinde 6 ay talebelik, peşinden de 6 ay subaylık yaptı. 18 aylık bu askerlik macerası, 1931 senesinin başlarından 1933 senesinin ilk aylarına kadar fâsılalarla devam etti.
Askerliği bittikten sonra Ankara'ya döndü. Üçüncü şiir kitabı 'Ben ve Ötesi'nin çıkışından sonra artık renk renk konfeti yağmuru altında ve şöhretinin zirvesindeydi.
Fikirde, daima ruhçu, tecritçi, sezişçi, keyfiyetçi, sır idrâkine bağlı ve İlâhî vahdeti tasdikçiydi. Yani, çocukluk günlerindeki ilk ürpertilerinden 1934 yılına kadar, dur-durak bilmez taşkın ve başıboş ruhu, muazzam çalkalanmalarına ve anaforlarına rağmen ana istikâmetini hiç kaybetmedi.

'O ve Ben' adlı otobiyografik eserinde, hayatının en 'kritik' kesitlerinden biri olan 'Bahriye Mektebi Yılları' itibariyle, birkaç cümleyle özetlediği, 30 yaşına, yani 1934 yılına kadarki muhasebesi şöyledir:
'O güne kadar muhasebem, her unsuriyle hassasiyetimi gıcıklayan koca bir konak, her ferdinin nereden gelip nereye gittiğini bilmediği uğultulu bir cereyan içinde, her ân iniltilerle açılıp örülen mırıltılı kapılar arasında ve bütün bir ses, renk ve şekil cümbüşü ortasında, beş hassemin sınırı tırmalayıcı ve ilerisini araştırıcı derin bir (melankoli) duygusundan ibaret...
Bana çocukluğumdan kalan ve ilerdeki basamaklarda gittikçe kıvamlanan bu hassasiyet, sonunda, Büyük Velî'nin eşiğine yüz süreceğim âna kadar -otuzuna yaklaşıncaya denk- mücerret, müphem, formülleşmemiş ve sisteme girmemiş, hayat üstü bir hayat, ideal hayat hasretinin, kulaklarıma devamlı fısıltısını akıttı.
Oniki yaşımdan yirmi küsur, hatta otuz yaşıma kadar süren, güya kendime gelme, billûrlaşma ve şahsiyetlenme çığırımda, şu veya bu bahanenin çarkına tutulmuş, döner, döner ve kendimi hep günübirlik bahanelerin hasis kadrosunda belirtmeye çabalarken, bu fısıltıya; seslerin, renklerin, şekillerin ve mesafelerin ötesindeki hakikatten çakıntılar bırakıp geçen bu fısıltıyı hiç kaybetmedim. Madde içi hayatta parende üstüne parende atarken, madde ötesi hayatın, ruhumda daima ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlıyor; ve arada bir bu nöbetçinin selâmını alıp yine beni sürükleyen çarklara takılıyor, ona:
-Haydi, beni nereye götüreceksen götür, kime teslim edeceksen et!
Diyemiyordum.
Otuz yaşıma kadar da muhasebem budur.
...Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. Birini...'




1934'de bir akşam, nihayet bir akşam, çalıştığı bankadan Boğaziçindeki evine dönmek için bindiği 'Şirket-i Hayriye' vapurunda karşısına oturan ve gözlerini ondan ayırmayan; o güne kadar hiç görmediği, bir daha da göremiyeceği Hızır tavırlı bir adam, ona, kâinat çapında bir vaadin, Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri'nin adresini verdi.
Sıcak bir ilkbahar günü, yanına Abidin Dino'yu aldı ve Eyüb sırtlarına çıktı. Belki üç, belki beş saat süren o günkü temastan aldığı kelimeler üstü bir tesirle çarpılıp kaldı ve bir daha bırakmamacasına o Büyük Zat'ın eteklerine yapıştı.
Hikayesi 'O ve Ben'de yer alan, korkunç bir fikir buhranına (crise intellectuelle) , büyük ruh ıstırabına çattığı 34 yılı, bu yüzüyle ise, hayatının en belalı senesi oldu.
Yaşadığı buhranlı günlerden sonra Efendisinin manevi tesiriyle açılan kitaplık çapta eser verme devrinin ilk eseri 'Tohum'u yazdı. (1935)
1936'da Celal Bayar'ın temin ettiği ilanlar yardımıyla çıkardığı ve 16 sayı sürdürdüğü
'Ağaç' Mecmuası, dönemin önde gelen entellektüellerini çatısı altında topladı.
Uzun süredir üzerinde çalıştığı, büyük ruh çilesinin sahne destanı 'Bir Adam Yaratmak' piyesini 63 numaralı ocak idaresinin teftişini yapmak için gittiği Zonguldak'ta
bitirdi. (8 Temmuz 1937) .
Eser ilk defa 1937-38
kışında, İstanbul
Şehir Tiyatrosu'nda
Muhsin Ertuğrul tarafından temsil edildi ve muazzam
bir alaka doğurdu.
1938 senesinin başlarında
Ulus Gazatesi yeni bir Milli
Marş..için..müsabaka..açtı. Ayrıca kendisine özel olarak yapılan teklifi; öne sürdüğü işi umumileştirmekten..yani 'müsabaka'dan vazgeçilmesi şartının hemen kabulü üzerine benimsedi ve sonunda 'Büyük Doğu Marşı' olarak kalan şiiri yazdı.

Sonbaharda, artık kendini 'dolap beygirinden farksız' hissetmeye başladığı Bankadan istifa etti (10.10.1938) : ve vakit geçirmeden Haber gazetesine girdi. Kısa bir süre sonra da Son Telgraf gazetesinde, Bâbıâlinin önde gelen muharrirlerinin aksine, İkinci Dünya Savaşının kaçınılmaz olduğu görüşünü savundu ve haklı çıktı. Hâdiseleri önceden haber verir mahiyetteki teşhis ve tahlilleri karşısında muhalifleri ancak şöyle diyebildi:
'- Bu adam ne derse çıkıyor! ..'
Zamanın Maarif Vekili Hasan Âli Yücel tarafından Ankara Devlet Yüksek Konservatuarına Hoca olarak tayin edildi. Bu Profesörlük işinin trenlerde kondöktörlüğe döndüğünü ileri sürerek Hasan Âli'den İstanbul'da bir görev istedi. Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Mimari kısmına atandı. Ayrıca Robert Kolej'in son sınıflarında Edebiyat Hocalığı yaptı.
1939'da, ileride baş köşeye oturtacağı en sevdiği şiirini, bu tarihten 5 yıl önce yaşadığı anlatılmaz ve anlaşılmaz büyük ruh ıstırabının şiirini (Çile) verdi.
1940 yılında Türk Dil Kurumu hesabına 'Namık Kemal' isimli bir eser kaleme aldı ve vaktiyle Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri'nin Ulu Hakan Abdülhamîd hakkında söylemiş olduğu hakikatleri, bu eser zâviyesinden tetkiklerini derinleştirdikçe bizzat gördü.

1941 senesinde, yine köklü bir..familyadan; 'Bâbanzâde'lerden, Ahmed Naim Efendi'yle kardeş çocuğu olan Recai Bey'in kızı, Yahya Nüzhet Paşa'nın torunu..Fatma Neslihan Hanımefendi ile evlendi. Bu..evliliğinden Mehmed (1943) , Ömer (1944) , Ayşe (1948) , Osman (1950) ve Zeynep (1954) isimli beş çocuğu oldu.
1942 kışında tekrar 45 günlüğüne Erzurum'a askere gönderildi. Askerken yazdığı siyasi..bir..yazı..sebebiyle mahkûm oldu ve ilk hapis cezasını..Sultanahmet cazaevinde tattı.
Aslında politikaya ve sosyal sahaya meyli 1936'da başlamış, o yıldan 1943'e kadar geçen 7 yıl içinde, İslâmi temayülü 'Şahsi bir zevk ve saklı bir telkin' planında kaldığı için,
ne devlet ne de basında kimseyi ürkütmemişti. Yalnız bazı münekkitler ve yazarlar hiçbir mânâ veremedikleri ondaki bu eğilimi hazmedememişler ve çeşitli klişe yakıştırmalarda bulunmuşlardı: 'İslâm komünisti! ' 'Hayır! İslâm faşisti' 'Yok, yok neo-müzülman' 'Sırf züppelik olsun diye müslümanlık taslıyor! ' 'Sabık şair; şiirine yazık etti! ' 'Ahmak burjuvaları şaşırtmak merakında bir sanatkar mizacı! ..'
İşte 1943, Sanatkarın fildişi kulesinden agoraya indiği; tam olarak belirdiği tarihtir: İçini öyle bir sosyal mücadele ruhu; sanatının muhtaç olduğu cemiyeti yoğurma heyecanı kapladı ki, artık çalışamaz oldu ve mücadelesini bir ömür; hükümetiyle, partisiyle, basıniyle, hocasiyle, gençliğiyle kendi açtığı bütün cephelerde tek başına sürdüreceği Büyük Doğu Mecmuası'nın ilk sayısını çıkardı. (17 Eylül 1943)
Sonraki dönemlerine bir hazırlık kademesi olan derginin bu ilk devresi, 30'uncu sayıda 'Allaha itaat etmeyene itaat edilmez! ' meâlindeki bir Hadîs-i Şerif yüzünden, rejime itaatsizliği teşvik suçlamasiyle 1944 Mayısında Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
Gün geçirilmeden Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimari bölümündeki hocalığından kovuldu ve ikinci askerliğine ikinci defa sevkedilerek Eğridir'e sürüldü.
Bu ilk devresinden sonra, 2 Kasım 1945'ten başlayarak 5 Haziran 1978'e kadar günlük, haftalık ve aylık olarak çeşitli tarih ve periyotlarda tam 16 devre yayın hayatını sürdüren Büyük Doğu'yu cilt cilt eser faaliyetinin yanı sıra, 36 sene müddetle tek başına omuzladı; büyük bir fikir ve aksiyon zemini kurdu.
2 Kasım 1945'de Büyük Doğu yeniden çıkmaya başlayınca, onu, birdenbire; 'eski İktisat Vekili Fuat Sirmen'e neşir yoluyle hakaret, Dini tezyif, memleket dahilinde teşekkül etmiş İktisadî, hukukî, siyasî, idarî rejimleri devirmek yolunda propaganda' gibi birçok adlî takibat ve muhakemeyle yüzyüze bıraktı.
1946 senesinin sonlarına doğru, 13 Aralık tarihli sayısında; kapak yaptığı mücerret bir kulak resminin altındaki 'Başımızda kulak istiyoruz! ' yazısı İnönü'nün kulaklarının duymuyor olması hakikatiyle birleşince Örfi İdarece tekrar kapatıldı.
Birkaç gün sonra Başbakan Recep Peker tarafından Ankara'ya çağırıldı. Recep Peker'in sadece 'biraz ölçülü' davranması ve fazla aleyhte yazmaması karşılığı 100.000 lira teklifi, kabul etmediği takdirde ise açık açık zindana atılma tehtidiyle karşılaştı.
O günler için bir servet demek olan deste 'söz' olmaktan çıkmış, üstündeki 'Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası' bandajiyle birlikte önündeki masaya bırakılmıştı.
Çok geçmeden; kapatılan dergide tefrika edilmeye başlamış olan 'Sır' isimli piyesinden dolayı 'Milleti kanlı ihtilale teşvik' suçlamasiyle mahkemeye çıkarıldı.
Artık büyük mücadele yolundaydı. 1947 baharında (18 nisan) Büyük Doğu'yu yeniden ve üçüncü defa çıkardı. Birkaç ay sonra (6 haziran) 'Abdülhamîd'in Ruhaniyetinden İstimdat' başlıklı Rıza Tevfik'e ait bir şiirin neşri sebebiyle Büyük Doğu mahkeme karariyle tekrar kapatılırken kendisi de tutuklanarak hapse atıldı. 'Türklüğe Hakaret'den yargılandı, 1 ay 3 gün tutuklu kaldı ve sonunda beraat etti.
1947 yılı içinde; bütün bunlar olup biterken ve arada bir sürü tutuksuz muhakeme, üzerine saçma taneleri halinde gelirken, 'Sabır Taşı' piyesiyle 'C.H.P. Sanat Mükâfatı'nı kazandı. Ancak jürinin verdiği karar Parti Genel İdare Kurulu tarafından iptal edildi.
Yine aynı yıl, Büyük Doğu'nun çıkmadığı kısa bir arada 3 sayılık mizah dergisini; 'Borazan'ı çıkardı.
1948'de, Temyiz Mahkemesi, hakkındaki ilk ve meşhur beraat kararını, dünya adalet tarihinde görülmemiş tertiplerle bozdu. Bütün bir yıl geçimini, (ihtimal ki, üzerine Puccini'nin bir operası takılı pikapla, büyükbabası, Bâlâ rütbeli Maraşlı Hilmi Efendi'nin ceviz çerçeveli yağlı boya portresi hariç) evinde ne varsa son iskemleye kadar satarak temin etti.
1949 senesini; zevcesi, üç çocuğu ve kayınvalidesiyle beraber küçük bir otel odasında karşıladı. Ağır Ceza Mahkemesi hakkında verdiği beraat kararında ısrar ederken, Büyük Doğu da kapana-çıka; fakat her defasında kaldığı yerden yoluna devam ediyordu.
Bu yılın Ramazan ayında (28 Haziran) Büyük Doğu Cemiyeti'ni kurdu.
Şubat 1950'de Cemiyetin bir numaralı şubesi 'Kayseri Büyük Doğu Cemiyeti' açılır açılmaz Halk Partisinin duyduğu dehşet son haddine vardı. Açılışı yaptıktan sonra İstanbul'a dönüşünde bir yazı bahanesiyle tutuklandı, Türklüğe Hakaret Davasında verilmiş beraat kararı Temyize 'tekrar ve topyekün' bozdurulur bozdurulmaz da (21 Nisan) hapse atıldı.
500 yıllık bir Türk ailesine mensup Necip Fazıl'ın hayatındaki, 'Türklüğe Hakaret Davası'nı da içine alan bu dönem; tesirinin, o günlerde kendisine ne gözle ve nasıl bir dehşetle bakıldığının, ne tür bir muameleye..müstehak görüldüğünün ve kapı kapı hangi korkunç berzahlardan geçtiğinin iyi bilinmesi için, üzerinde dikkatle durulması gereken bir dönemdir.

Kendi ifadesiyle;
'İnönü, zamanın Adalet Bakanını çağırıp şu emri vermiş 'Ne yaparsanız yapın bu adamı bertaraf edin! ..' Temyiz mahkemesince bozulan fakat yine mahkemenin üzerinde ısrar ettiği Türklüğe Hakaret Davası'ndaki beraat hükmünü, Temyize bu sefer nihai olarak bozdurmak için 1 yıldır sarfedilen gayreti birdenbire hızlandırdılar. Vaziyet emindi. Doğrudan doğruya politikadan emir almak vaziyetinde kalan o zamanki Temyiz Mahkemesi bu hükmü nasılsa bozacaktı. Fakat hemen bertaraf edilmem için bir tevkif bahanesi bulmak lazımdı. Derhal buldular. Doğrudan doğruya partiye yönelttiğim bir hücumu hükümetin manevi şahsiyetine yönelmiş saydılar ve beni tevkif ettiler. Bu davadan hakimin huzuruna çıkar çıkmaz beraat ettiğim ve salıverilmeyi beklediğim gün, o anda yetiştirdikleri Temyiz'in bozma kararı üzerine beni bir mahkemeden diğer mahkemeye aktardılar. Temyiz'in bozma ve mahkemenin uyma kararı üzerine, beraat eden adamı, bu defa zevcesiyle birlikte tekrar hapse gönderdiler. Sırf taraflar teşekkül etsin de Temyiz'e hemen uyulabilsin diye, hamile ve hasta zevcemi, vahşice bir üslupla, yatağından kaldırıp öğleden evvelki mahkemeyi öğleden sonraya kadar bekletmek;
ve -ben zevcemi yatağından kaldıramazlar, beni de mecburen salıverirler diye düşünürken- birdenbire hasta kadını mahkeme salonundan içeri itmek suretiyle, cihanda emsalsiz bir hak ve adalet hıyaneti tertiplediler. Halk Partisi idaresinin savcısına ve mahkemesine baskı derecesini gösteren bu misali, içindeki hak ve adalet hıyanetiyle birlikte, bu ve öbür dünyanın hesap günlerine havale ediyorum.'
Demokrat Parti'nin seçimleri kazanmasının arkasından çıkan Af Kanuniyle 15 Temmuz'da serbest kaldı. Aynı yıl, üstüste, Cemiyet'in Tavşanlı, Kütahya, Afyon, Soma, Malatya, Diyarbakır şubelerini açtı. Vaziyeti eski iktidarı ürküttüğü kadar, yeni iktidara da hoş görünmemekteydi.
Demokrat Parti'yi ilk kurulduğu andan itibaren bir muvazaa partisi, Adnan Menderes'i de Cumhuriyet devrinin seri malı Başbakanları arasında ilk ve yegâne ümit mevzuu olarak gördü. Partiyle Menderes'i ayıran bu görüşü kavrayamayanlar, onu, Demokrat Parti'nin propagandasını yapmakla suçlayacaklardı. Halbuki yeni iktidar Büyük Doğu Cemiyeti'ne duyduğu nefreti ve onu takip ve tarassut altında tuttuğunu bizzat Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu tarafından Meclis kürsüsünde dile getirmişti.
1949 yılının açtığı, gittikçe köpüren iftira ve lekeleme kampanyasının ve bu takip ve tarassutun bir neticesi halinde çok geçmeden basına 'Kumarhane Baskını' diye akseden siyasi komplo tertiplendi (24.3.1951) . Bu komplo üzerine Büyük Doğu'nun derhal toplatılan meşhur 54. SAYI'sını çıkardı. Bu sayıdaki bir yazısından dolayı tutuklanarak cezaevine atıldı. Çıkışında Büyük Doğu Cemiyeti'ni tasfiye etti.
1952'de, Vatan gazetesinin sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman'ın Malatya'da bir suikast teşebbüsü ile yaralanması (22 Kasım) ile başlayan hâdiseler, malum basının yaygarasiyle büyütüldü, genişledi ve nihayet onu da azmettirici sıfatıyla, o ünlü savunmalarını yapacağı sanık sandalyesine çekti.
Bu günler, 'şair - hapishâne ilişkisi'yle de başka örneklerden farklı olarak; o keskin ve gözükara fikir mizacının altındaki çok hassas ruhunu acıtan ve demir parmaklıklar arkasındaki 1 gününü 100 güne bedel kılan 'dış tesirler' bakımından hayatının en ıstıraplı dönemidir.
11 Aralık 1952'de, bu hadise üzerine yayınladığı, şimdi 'Müdafalarım' adlı eserinde yer alan 'Maskenizi Yırtıyorum' isimli ünlü broşürle, 1943'ten beri başına gelenlerin ve bütün bu olup bitenlerin geniş bir muhasebesini yaptı.


12 Aralık 1952'de, yani Malatya hâdisesinden hemen sonra, daha önceki bir mahkûmiyetin infazı bahanesiyle atıldığı hapisten 'taammüden katle teşvik ve azmettirmek, katle teşebbüs fiilini medih ve istihsal eylemek' isnadlariyle yargılandıktan sonra, 16 Aralık 1953'te Malatya Dâvasındaki suçsuzluğu (!) anlaşılmış olarak çıktı.
1951, 1952 ve 1956'da Büyük Doğu'yu günlük gazete olarak çıkardı. Büyük Doğu'nun tesiri o kadar büyük oluyordu ki, 1954 seçimlerinden önce, bir parti lideri yaptığı seçim konuşmalarında eline dergilerden çeşitli nüshalar alarak; 'İşte Menderes, bu yobazlık âbidesine yardım eden adamdır. Onu ve partisini seçmeyin! ..' diye propaganda yaptı.
1957'de de 8 ay 4 gün hapis yattı.
Bu arada; hiçbir zaman ve mekan şartı aramaksızın sürekli yazıyor, değişik sahalarda zirve eserler vermeye devam ediyordu. Ata olan sevgisi ve biniciliği meşhurdu. 1958'de, Türkiye Jokey Kulübü'nün ısmarlamasiyle, belki de dünyada mevzuunun ilk örneği olarak, atı bütün ruhu, estetiği, tarihi ve felsefesiyle, şairane bir üslupla ele alan ve anlatan bir eser kaleme aldı.

Büyük Doğu'ların muazzam hücum devresi 1959'da, aleyhine o kadar dâva açılmıştı ki, bu dâvaların yarısı mahkûmiyetle neticelense 101 sene hapis yatması gerekecekti.
Mahkûmiyet kararlarının hızla kesinleşmeye başladığı ve Başbakan'ın emriyle Niğde Cezaevinde kendisine tek kişilik konforlu (!) bir hücre hazırlandığı sırada 27 Mayıs 1960 İhtilali oldu. İhtilalin ilk radyo duyurularından birinde, zaten çıkmayan Büyük Doğu'nun kapatıldığı ilan edildi.
6 Haziran günü geceyarısı evinden alındı. 4.5 ay müddetle Balmumcu garnizonunda 'gerekçesiz' tutulduktan ve yüzbaşılara varıncaya dek en ağır hakaretlere maruz bırakıldıktan sonra, Genel Affa rağmen, 5816 sayılı kanun sadece kendisi aleyhinde istisna tutulduğu için, 'toplu tahliye' sebebiyle bayram yerine dönmüş Garnizon kapısına yanaşan; kaatilleri, ırz düşmanlarını taşımaya mahsus camsız, kırmızı renkte bir cezaevi arabasıyla Toptaşı Hapishanesine nakledildi. (15.10.1960) Ve 1.5 yıl içerde kaldı.
18 Aralık 1961'de tahliye edildikten sonra önünde iki yol açıldığını gördü; Ya her şeyden büsbütün el etek çekmek, yahut her şeye topyekün el uzatmak... Tercihi, demir hapishane kapılarından daha önce de salıverildiği günlerden farklı değildi.
'Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeter! .. Bu söz benim iman tarafım belli değilken, o hengâmede, bugünkü düşman cephesinin en kodaman kalemlerinden biri tarafından hakkımda kondurulmuş teşhistir. Yarabbi; nezdinde, kendimi, en aşağı müminlik mertebesinin ancak ayak tozlarını silmeye memur bir dereceye bile layık görmeyerek böyle bir iddiadan kemiklerim ürpererek kaydediyorum: Sadece senin dininden, hak olan yolundan, tek olan kapından nefret ettikleri için, nefret edilmek bana ne muazzam payedir! Bu payeyi bana sen, hayatım ve bütün insanların hayatı gibi, meccânen, yoktan, tek liyakat ve istihkâkım olmadan verdin; ve benim ağzımla değil, düşmanlarımın lisaniyle izhar ettin. Artık ben nasıl susabilirim? '
Yani, yine ikinci yolu seçti. Kendini bulur gibi olunca Yeni İstiklal, bir müddet sonra da Çetin Emeç'in sahibi bulunduğu Son Posta gazetesinde başmakalelerine ve günlük fıkralarına başladı.


1963 İlkbaharında bir davet üzerine açılan 'konferans çığırı' üzerinde evvela Salihli, İzmir; bir müddet sonra Erzurum, Van; daha sonra İzmit, Bursa ve 1964 yılının ilkbaharında da Konya, Adana, Maraş ve Tarsus'ta konferanslar verdi.
1964'te Büyük Doğu'nun 11'inci devresini açtı. Adnan Menderesin aziz hatırası için kaleme aldığı ve derginin 1'inci sayısında neşrettiği 'Zeybeğin Ölümü' şiirinden dolayı takibata uğradı.
1965'te 'b.d. Fikir Kulübü'nü kurdu. Mart ayından başlayarak sırasiyle Adıyaman, Maraş, Burdur, Gaziantep, Nizip, Kilis, Kayseri, Akhisar, Ankara, Kırıkkale ve Eskişehir'de konferanslar serisini sürdürürken, günlük çerçevelerine ve bazı eserlerinin tefrikasına da bir gazetede devam etti.
'b.d. Fikir Kulübü' adına Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde verdiği bir konferans üzerine açılan dâvada, 'Din esasına bağlı cemiyet kurmak' iddiasiyle yargılandı.
Büyük Doğu'ların 1965 ve 1967 devrelerinde birçok defa 'Hükümetin Manevi Şahsiyetini Tahkir' suçlamasiyle takibata uğradı. Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti ve Milli Birlik Komitesi dönemlerinin ardından, Adalet Partisi devr-i iktidarında da takip mevzuu olmaktan kurtulamadı.

27.12.1967 tarihli Büyük Doğu Dergisinde dönemin Başbakanı'nın (Demirel) kayıtlı olduğu Mason kütüğünün fotokopisini ilk defa olarak yayınladı.
'İdeolocya Örgüsü' isimli eseri, 'Mümin/Kafir' diyalogları ve siyasi içerikli yazıları sebebiyle devamlı olarak suçlandı, sorgulandı, yargılandı.
1968'de 'Vahidüddin' adlı eserini Bugün gazetesinde tefrika edip ilk baskısını yaptıktan sonra takibata uğradı ve kitap toplatıldı. Eserde suç unsuru bulunmadığına dair bilirkişi raporu doğrultusunda Mahkeme, beraat kararı verdi.
İleride, kararın Temyiz'e bozdurulması ve daha önceki kararın aksine mahkemenin bozma ilamına uymasiyle bu dâvadan da mahkûm olacak (28.11.1973) ve bir müddet sonra Af Kanunu çıkacağı için karar infaz edilemeyecekti. Ancak 'Vahidüddin' eseri 2'nci baskısında hiçbir takibata uğramayıp 'zaman aşımı'na gireceği halde, 1976'daki 3'üncü baskısından sonra tekrar takibata uğrayacak ve en aşırı fikir düşmanlarının imzasını taşıyan bütün bilirkişi raporlarına rağmen hukuk anlayışı bakımından tarihte eşi az görülmüş bir mantık üzerine oturtulmuş 25 sahifelik bir kararla 1.5 yıl mahkûmiyetine sebep olacaktı.

1969 yılı içinde Erzincan, Antalya ve Alanya'da konferanslar verdi.
Çeşitli tarihlerde muhtelif gazetelerde, başmakalelerine, fıkralarına ve bazı eserlerinin tefrikasına devam etti; tam sahife Ramazan yazıları kaleme aldı.

1973 seçimlerinden sonra beliren; neredeyse, 1943'lerde 'Sanatına yazık etti! ' diyenlere, 30 sene sonra bambaşka bir açıdan hak verdirtecek siyasi tablo ve bu tabloyla birlikte artık iyice ortaya çıkan dini manzara karşısındaki üslûbunda, derin bir ıstırap ve inkisâr saklıdır:
'Bir devirdi. O tarihlerde (40'lı yıllar) küfür, bütün müesseseleriyle bir buzdağı gibiydi. Ortalıkta hiçbir hareket mevcut değildi. Müslümanlık zindanı camilerden bir hıçkırık sesi bile gelmiyordu. Bu gafiller, adeta, 'camie girebiliyorum ya, ne devlet! ' gibilerinden seviniyorlar ve hadım olmanın oltasında mesut görünüyorlardı. Şimdi şucu bucu geçinen bazı zümrelere adını vermiş isimlerden hiçbirini görmek mümkün değildi. Derken, meydan açılır gibi olduktan sonra ortaya çıktılar ve kendilerine evliyalık süsü vermekten de kaçınmadılar. Biz ise, mahut buzdağını, karda avuçlarımızı hohlarcasına, ciğerlerimizden kopan sıcak nefeslerle eritmeye çalıştık ve galiba bunda müessir olduk.
Fakat bu defa... Bu defa ortalık çamur kesildi ve şu andaki perişan manzara doğdu. Dahası ve en acısı, İslâm dava ve aksiyonunun bunlara izafe edilmesi, bunlarda göründüğü gibi zannedilmesi, İslâma aykırı cephenin bütün din hıncının bu beceriksizler üzerinde bir nevi boks talimi yastığına benzer bir avantaj kazanması ve İslâm davasını temsil gibi bir şeref ve ehliyetin, bu ehliyetsiz ellerde bilinmesidir! .. Biz, tam 30 yıl, tırnaklarımıza kan ve ciğerimize kaynar su oturmuş; bu netice için mi çalıştık, çabaladık, didindik, yırtındık, yıprandık, helak olduk? .. (1973) '

Ve o yıl Hacca gitti.
Aynı yıl, Fas'tan, Saraya çok yakın çevreden evine kadar gelen, ömrünün kalan kısmını bütün aile fertleriyle birlikte Fas'ta geçirmesi, yani bundan böyle Fas'ta yaşaması teklifini; gözlerini pencereden dışarıya, alakasız bir noktaya dikerek, küçük, çok küçük göz tikleri içinde sabırla dinledi. İlgisiz bir mevzu açarak cevap verdi.
Yine aynı yıl, oğlu Mehmed'e Büyük Doğu Yayınevi'ni kurdurdu. Sonuna vasiyetini de eklediği 'Esselâm' isimli manzum eserinden başlayarak daha evvel çeşitli yayınevlerince basılmış eserlerinin düzenli yayınına başladı.
1974'de, daha önce 'Örümcek Ağı/1925', 'Kaldırımlar / 1928', 'Ben ve Ötesi / 1932', 'Sonsuzluk Kervanı / 1955', 'Çile / 1962' ve 'Şiirlerim / 1969' adlarıyle yayınlanan şiir kitaplarını, 'mal sahibi olarak' kendisini ifadelendirmeyen küçük ve kifayetsiz davranışlar şeklinde değerlendirirken, onları 'özleştirerek, süzerek, ayıklayarak, düzelterek' yeni şiirleriyle birlikte tek kitapta; 'Çile'de (1974 / Bütün Şiirleri) topladı. Böylece bu isim altında bütünleştirdiği şiirlerini, Türk Edebiyatına, 'Şairliğimin tek ve eksiksiz kadrosu' diyerek armağan ederken, kitabın takdiminde, vasiyet niteliğindeki şu ifadeye yer verdi:
'- İşte şiir kitabım bu, hepsi bukadar; ve bu kitaba gelinceyedek başka hiçbir şiir bana, adıma ve ruhuma maledilemez! '
1975 Ağustosunda, kabri Van'ın Arvas köyünde bulunan, mürşidinin mürşidi Seyyid Fehim Hazretlerini, bir yıl sonra da, onun da mürşidi Hakkari'nin Şemdinli Kazasının Nehri mevkiindeki Seyyid Tâhâ Hazretlerini ziyaret etti.
1975'de, Demokrat Parti döneminde, meydanlarda Büyük Doğu aleyhinde mitingler tertip ettirilen iki gençlik kuruluşundan biri olan Milli Türk Talebe Birliği tarafından Mücadelesinin 40. Yılı münasebetiyle bir 'Jübile' tertiplendi. (23 Kasım)
1976'da, dergi-kitap şeklinde, 1980 yılına kadar 13 sayı sürecek 'Rapor'ları, 1978'de de SON DEVRE Büyük Doğu dergisini çıkardı.


26 Mayıs1980'de Türk Edebiyat Vakfı tarafından 'Şairler Sultanı' ve 1982 yılında yayınlanan 'Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu' isimli eseri münasebetiyle de 'Yılın Fikir ve Sanat Adamı' seçildi.
1981 yılının başlarında, görünen yüzüyle, 'içinde 20 yıl müddetle bir protoplazma halinde yaşattığı İman ve İslâm Atlası isimli eserini kalıba dökebilmek için', bir daha çıkmamak üzere evine, hatta küçücük odasına kapandı.
Yeni bir Parti kurmak üzere bulunan ve ileride Devlet Başkanlığına kadar yükselecek olan Özal'ı, arzusu üzerine sık sık odasına kabul ederek fikirler not ettirdi, tavsiyelerde bulundu.
Ömrünün son günleri, Erenköyündeki evinde aynı 'küçük oda'da, yine kesinleşip infaz safhasına gelmiş; ve hayli ilerlemiş yaşına ve adlî tıp raporlarına rağmen devrin Devlet Başkanınca (Evren) af yetkisi kullanılmayarak bir tür infaz emri verilmiş 1.5 yıllık mahkumiyeti yüzünden her an götürülme tehditi altında; kitapları, yazıları, notları ve bir takım halis ve gerçek dostlariyle mahzun sohbetler içinde geçti.

Ve bir gece... Onun için daima sırlarla dolu Mayıs ayında bir gece, (25 Mayıs 1983) yatağında doğrulup, elâ gözlerini pencereden dışarıya, derin karanlığa dikti. Ne gördü ki; pembeden daha kırmızı dudakları hafifçe kıpırdadı:
'Demek böyle ölünürmüş! ..'
'Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. BİRİNİ...
O, kim mi?
Allahın Sevgilisi...
Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedîlik sarayının paslanmaz tâcı...
Tek dâva O'nu bulmakta, bulduracak olanı bulmaktaydı.
Binbir istikamette seke seke, sağa sola büküle büküle, renkten renge bulana bulana, hiçbir şeyden habersiz ve insandaki bedava emniyet ve bedahat saadeti karşısında şaşkın, hep o BİR etrafında helezonlar çizen bir hayat...
Benim hayatım budur!
Necip Fazıl Kısakürek

Batı kültürünün içinden yetişti. Saf şiir, sanat, edebiyat ve tefekkür yolundan geldi.
14. İslâm asrında; İslâmın asırlar sonra topyekûn muhasebesini yerine getirdi.
79 yıllık hayatı ve eserleriyle her dem, 'hayal kanatları kan içinde' tek başına uçar gibi yaşadı.

26 Mayıs 1983'de, Perşembe günü, Eyüp sırtlarında toprağa verildi.


ESERLERİ
ESERLERİ
NECİP FAZIL KISAKÜREK
BÜTÜN ESERLERİ KÜLLİYATI



NO KİTAP ADI

1 Hikayelerim Eser: 1 / Hikâye / 288 sh.

2 Cinnet Mustatili (Yılanlı Kuyudan) Eser: 2 /Hâtıra – Hapishâne Notları / 304 sh.

3 Bir Adam Yaratmak Eser: 3 / Piyes / 160 sh.

4 Çile Eser: 4 / Şiir / 512 sh

5 Kafa Kağıdı Eser: 5 / Otobiyografi / 208 sh

6 O ve Ben Eser: 6 / Otobiyografi / 272 sh

7 Yunus Emre Eser: 7 /Piyes /96 sh.

8 At'a Senfoni Eser: 8 / İnceleme / 216 sh.

9 Para Eser: 9 /Piyes /136 sh.

10 Sahte Kahramanlar Eser: 10-11 / Konferans / 152 sh
* Sahte Kahramanlar
* İslâm ve Öbürleri

11 Hazret-i Ali Eser: 12 /Din ve Tasavvuf /344 sh.

12 Tanrı Kulundan Dinlediklerim Eser:13 / Fikir / 272 sh.

13 İhtilal Eser: 14 / Fikir /400 sh.

14 Moskof Eser: 15 / Fikir / 352 sh.

15 Tohum Eser: 16 / Piyes /112 sh.

16 Aynadaki Yalan Eser: 17 /Roman /224 sh.

17 Reis Bey Eser:18 / Piyes /152 sh.

18 Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu Eser: 19 / Fikir /216 sh.

19 Babıali Eser: 20 /Otobiyografi /344 sh.

20 Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık Eser: 21/ Fikir /112 sh.

21 Hitabeler Eser: 22/Hitâbe /304 sh.

22 Peygamber Halkası Eser: 23 / Din ve Tasavvuf /264 sh.

23 İbrahim Ethem Eser: 24 / Piyes /80 sh.

24 Hesaplaşma Eser: 25 – 27 / Konferans /152 sh.
* Hesaplaşma
* Tarihte Yobaz Ve Yobazlık
* Türkiye Ve Komünizm

25 Esselâm Eser: 28 /Şiir /152 sh.

26 Dünya Bir İnkılap Bekliyor Eser:29 – 32 / Konferans /136 sh
* Dünya Bir İnkılap Bekliyor
* Yolumuz, Halimiz, Çaremiz
* Ruh Muvazenesi
* Her Cephesiyle Komünizm

27 Hac Eser: 33 /Seyahat /192 sh.

28 Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar Eser:34 / Fikir /632 sh.

29 Türkiye'nin Manzarası Eser: 35 / Fikir /160 sh.

30 Kanlı Sarık Eser: 36 / Piyes /112 sh.

31 Nur Harmanı Eser:37/ Din ve Tasavvuf /200 sh.

32 İman ve İslam Atlası Eser: 38 / Din ve Tasavvuf /720 sh.

33 Müdafaalarım Eser: 39 /Müdafaa /384 sh.

34 Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar) Eser:40 / Din ve Tasavvuf /528 sh.

35 Benim Gözümde Menderes Eser:41 /Siyasî Hatırat /496 sh.

36 İdeolocya Örgüsü Eser:42 / Fikir / 576 sh.

37 Mümin Kâfir Eser:43 – 45 / Din ve Tasavvuf /192 sh
* Mümin Kâfir
* Vecdimin Penceresinden
* Bir Pırıltı Binbir Işık

38 Senaryo Romanlarım: Eser: 46 – 54 /Senaryo /528 sh.
* Sen Bana Ölümü Yedirdin
* Deprem (Çile)
* Katibim
* Villa Semer
* Vatan Şairi Namık Kemal
* Canım İstanbul
* Ufuk Çizgisi
* Son Tövbe
* En Kötü Patron

39 Çöle İnen Nur Eser: 55 / Din ve Tasavvuf /608 sh.

40 Son Devrin Din Mazlumları Eser: 56 /Tarih /336 sh.

41 Öfke ve Hiciv Eser: 57 /Şiir / 272 sh.

42 Sabır Taşı Eser: 58 / Piyes /96 sh.

43 Ulu Hakan II. Abdülhamid Han Eser:59 / Fikir /688 sh.

44 Başbuğ Velilerden 33 (Altun Halka) Eser:60 / Din ve Tasavvuf /368 sh.

45 Mukaddes Emanet Eser: 61 / Piyes /96 sh.

46 İmân ve Aksiyon Eser:62 – 63 / Konferans /144 sh.
* İmân ve Aksiyon
*Özlediğimiz Nesil

47 Rabıta-i Şerife Eser:64 / Din ve Tasavvuf /208 sh.

48 Doğru Yolun Sapık Kolları Eser:65 / Fikir /176 sh.

49 Künye Eser:66 / Piyes /144 sh.

50 Tasavvuf Bahçeleri Eser:67 / Din ve Tasavvuf /160 sh

51 Parmaksız Salih Eser: 68 / Piyes /104 sh.

52 Namık Kemal Eser: 69 /Biyografi /352 sh.

53 Hücum ve Polemik Eser: 70 / Fikir /272 sh.

54 Abdülhamid Han Eser:71 / Piyes /96 sh.
* Abdülhamid Han
* Sır (yarım kalmış)

55 Siyah Pelerinli Adam Eser:72 / Piyes /96 sh.
* Siyah Pelerinli Adam
* Kumandan (yarım kalmış)

56 Ahşap Konak Eser: 73 / Piyes /128 sh.

57 Püf Noktası Eser: 74 / Piyes /88 sh.

58 Yeniçeri Eser: 75 / Fikir /320 sh.

59 Reşahat Eser:76 / Din ve Tasavvuf /448 sh.

60 Başmakalelerim - 1 Eser: 77 / Fikir /

61 Başmakalelerim - 2 Eser: 78 / Fikir /

62 Başmakalelerim - 3 Eser: 79 / Fikir /

63 Mektubat Eser: 80 / Din ve Tasavvuf /256 sh

64 Gönül Nimetleri Eser:81 / Din ve Tasavvuf /528 sh.

65 Edebiyat Mahkemeleri Eser: 82 – 84 / Fikir /256 sh.
* Edebiyat Mahkemeleri
* Doğu Edebiyatı
* Dil Raporları

66 Hadiselerin Muhasebesi - 1 Eser: 85 / Fikir /296 sh

67 Hadiselerin Muhasebesi - 2 Eser: 86 / Fikir /312 sh.

68 Hadiselerin Muhasebesi - 3 Eser: 87 / Fikir /240 sh.

69 Rapor 1 – 2 Eser: 88 – 89 / Fikir /152 sh.

70 Rapor 3 – 4 Eser: 90 – 91 / Fikir /176 sh.

71 Rapor 5 – 6 Eser: 92 – 93 / Fikir /200 sh.

72 Rapor 7 – 8 Eser: 94 – 95 / Fikir /184 sh.

73 Rapor 9 – 10 Eser: 96 – 97 / Fikir /136 sh.

74 Rapor 11 – 13 Eser: 98 – 100 /Fikir /200 sh.

75 Savaş Yazıları – 1 Eser: 101 / Günlük Fıkralar /384 sh.

76 Savaş Yazıları – 2 Eser: 102 / Günlük Fıkralar /464 sh.

77 Çerçeve – 1 Eser: 103 / Günlük Fıkralar /320 sh.

78 Çerçeve – 2 Eser: 104 / Günlük Fıkralar /304 sh.

79 Çerçeve - 3 Eser: 105 / Günlük Fıkralar /240 sh.

80 Çerçeve - 4 Eser: 106 / Günlük Fıkralar /296 sh.

81 Çerçeve - 5 Eser: 107 / Günlük Fıkralar /336 sh.

82 Çerçeve – 6 Eser: 108 / Günlük Fıkralar /320 sh.

Konuşmalar Eser: /Derleme /256 sh.

İstanbul’a Hasret Eser: / Derleme / 160 sh.

Yahudilik, Masonluk, Dönmelik Eser: / Derleme /200 sh

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 15:23
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
İşte Birkaç şiiri Daha^^

BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

NECİP FAZIL KISAKÜREK

AYRILIK VAKTİ
Akşamı getiren sesleri dinle
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin

Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle, küçüle kaybol ırakta
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin

Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgara salıver gitsin

NECİP FAZIL KISAKÜREK

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 15:51
rei
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 28
Kayıt: 10 Hzr 2007
Mesajlar: 702
Puan: 100
Teşekkür: 3

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
çok iyi bir kalemi var, kelimeleri, kendini ifade ediştarzı çok iyi, ama pek sık okuduğum bir şair değildir (:

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 13 Ekm 2007 15:55
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
rei yazmış:
çok iyi bir kalemi var, kelimeleri, kendini ifade ediştarzı çok iyi, ama pek sık okuduğum bir şair değildir (:

Aaaaa!Bence oku çünkü çok güzel şiirleri var heleki KALDIRIMlar benm en sevdiğim şiir^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 15:57
SailorMarsReiChan
Kullanıcı Eşyası

Efsane Üye
Efsane Üye



Yaş: 26
Kayıt: 09 Hzr 2007
Mesajlar: 1,660
Ünvan: Prenses
Puan: 5900
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 11

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
kaldırımlar şiirini bende severim^^
bu arada çok ii tanıtmıssın Kahkaha Atıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger 13 Ekm 2007 15:59
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
SailorMarsReiChan yazmış:
kaldırımlar şiirini bende severim^^
bu arada çok ii tanıtmıssın Kahkaha Atıyor

Tşk canım zaten o KALDIRIMlar sevilmeyecek gibi bir şiir değil^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 15:59
USAGİ
Kullanıcı Eşyası

Sevgi'nin Koruyucusu
Sevgi'nin Koruyucusu



Yaş: 33
Kayıt: 13 Hzr 2007
Mesajlar: 1,125
Ünvan: Savaşçı Prenses
Puan: 1475
Teşekkür: 18

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.


ne güzel bir şiir ve çok güzel bir tanıtım Gülücük Dağıtıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 16:07
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
USAGİ yazmış:
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.


ne güzel bir şiir ve çok güzel bir tanıtım Gülücük Dağıtıyor

Evet heleki sonlara doğru satırlar insanı çekio^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 16:09
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
Buda en güzel şiirlerinden bir arkadaşım çok seviyormuş ekliyorum^^

ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP

Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir

NECİP FAZIL KISAKÜREK

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 16:09
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): hp*star

taichi
Kullanıcı Eşyası

Yeni Üye
Yeni Üye



Kayıt: 09 Ekm 2007
Mesajlar: 43
Puan: 200

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
çok iyi bi şairdir arkadaşımızın klavyesine sağlık araştırmış koymuş Çok Mutlu
bu şiiri seven arkadaşımız da anlıyomuş şiirden^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger 13 Ekm 2007 16:11
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
Bu Şairin Şiirleri Zaten Sevilmeyecek Gibi Değiller^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 16:13
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
CANIM İSTANBUL



Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten birşey; hava, renk, edâ, iklim;

O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,

Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misâle.



İstanbul benim canım;

Vatanım da vatanım...

İstanbul,

İstanbul...



Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;

Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

Her nakışta o mâna: Öleceğiz ne çare?..

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...



O mânayı bul da bul!

İlle İstanbul'da bul!

İstanbul,

İstanbul...



Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;

Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

Oynak sular yalının alt katına misafir;

Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,

Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?

Cumbalı odalarda inletir "Kâtibim"i...



Kadını keskin bıçak,

Taze kan gibi sıcak.

İstanbul,

İstanbul...



Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,

Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından

Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.

Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...



Gecesi sünbül kokan

Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul,

İstanbul...

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 16:26
miharu sachiko
Kullanıcı Eşyası

Sağlam Üye
Sağlam Üye



Yaş: 30
Kayıt: 06 Ekm 2007
Mesajlar: 152
Ünvan: Prenses
Puan: 100
Nerden: Uranus

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
çok güzel tanıtmışsın necip fazılın nerdeyse bütün şiirlerini okudum ve kaldırımlar benim favorimdir ellerine sağlık


adolph`a imza için çok teşekkürler Çok Mutlu

Be realistic
Don`t try to be perfect
No one is...
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 13 Ekm 2007 16:31
Sevimli Hırsız
Kullanıcı Eşyası

Biri Beni Durdursun
Biri Beni Durdursun



Yaş: 29
Kayıt: 16 Hzr 2007
Mesajlar: 949
Ünvan: Prenses
Puan: 1580
Nerden: İstanbul
Teşekkür: 4

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
miharu sachiko yazmış:
çok güzel tanıtmışsın necip fazılın nerdeyse bütün şiirlerini okudum ve kaldırımlar benim favorimdir ellerine sağlık

Benmde favorim hatat favoriden öte hastayım o şiire su gibi bilirm^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et 13 Ekm 2007 16:39
Mary Steel
Kullanıcı Eşyası

Üye
Üye



Yaş: 27
Kayıt: 12 Ağu 2007
Mesajlar: 95
Ünvan: Prenses
Puan: 500
Teşekkür: 2

Durumu: Çevrimdışı

Necip Fazıl Kısakürek Konu: Yanıt: Necip Fazıl Kısakürek Alıntıyla Cevap Gönder
Necip Fazıl Kısakürek'i çok güzel tanıtmışsın ellerine sağlık Göz Kırpıyor ben çok severim özellikle kaldırımlar şiirini... Gülücük Dağıtıyor


Spoiler:
ASLI varken surete gerek yok

imza için SailorMarsReiChan'e çok teşekkürler...

Spoiler:


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 13 Ekm 2007 16:40
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder Sayfaya git: 1, 2, 3, Sonraki
1. sayfa (Toplam 3 sayfa) [ 33 mesaj ]
Geçiş Yap:   

 
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız