Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~
Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3 ... 35, 36, 37, 38, 39, 40, Sonraki

Sailor Moon Forum -> Fanart ve Fanfic -> Sailor Moon Fan Fictions

 
Yazar Mesaj
jandark
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 32
Kayıt: 17 Ağu 2007
Mesajlar: 728
Puan: 350
Nerden: Kristal Tokyo
Teşekkür: 261

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder

Burdan başlasın sevgili günlük.

Birkaç sayfa atladım. Jandark birşeyler yazmış bir kaç sayfa önceye. Sanırım o yazdıklarını uzun zaman okumak istemeyecektir. Kaybetmeyi öğrendi ve acısı geçmiş gibide gözükmüyor. Attığı kahkaha bir anda hüzne dönüşüyor.

Jan iyi bir arkadaşımdır.

Hatta senden bile eski bir arkadaşımdır kendisi. Benim bütün hikayemi bilir. Herşeyimi belkide baştan sona dinleyen, yaşayan; acımı mutluluğumu paylaşan nadir insanlardandır.

Onun için sana kendinden bir kaç cümle yazmasına izin verdim günlüğüm.


***



Güneş yüzünü göstermeye başladı. Olanca gücümle ne olursa olsun hayatın bir yerlerin tutmaya çalışıyorum. Her ne kadar gece kahramanlık yapıp günü kurtarsamda, gündüz sıradan bir insan olmak için çabalıyorum. Okuldayken bunu yapmak daha kolaydı sanırım. Hiç olmassa geç kalmalarımın sebebi sorulmadan "Tembel" sıfatını almış rahatlamıştım. Geç kalmalarım bu yüzdendi, tembel bir yapım vardı diğerlerinin gözünde. Kimse gece savaşlarımı bilmiyordu malesef.

Şu an buna adapte olmak daha zor. İş hayatı malesef tembel sıfatını yapıştımıyor, direk kapı önüne koyma kuralıyla çalışıyor. Sanırım buda bu işin zorluğu olucak. Bazen geceleri kendimi avlanmaya çıkmış bir vampir gibi hissettiğimde oldu. Komik değil mi ?

İkra...

Karanlık, gölgeler tanımadığım yüzler.

Yine ait olmadığımız bir hikayeden üstümüze büyük gelen roller aldık sanırım. Bu kez üslendiklerimiz seneyede bize büyük gelicek gibi üstelik.

Hastane hep olduğu gibi kalabalık; düzensiz insan yığınlarıyla boğuşup duruyordu bu gün. Sakince İkranın kaldığı odanın kapısına geldim. Ümitlerimin azaldığını söylemeliyim. Alper beyin "Ne zaman uyanacağını bilemem" dediğinden beri bekliyorum.

Kapıyı gönülsüz açtım aslında. Yatağının yanına vardığımda İkra yerinde yoktu.

Nedense uyanıp ayaklandığını düşünmeden, kötü birşeyler olduğu aklım geldi. Koşar adım odadan geri çıktım. Sonra geri dönüp lavaboyu kontrol ettim. Artık emindim odada kimse yoktu. Tekrar dışarı koştum. Mamoru ise koridorun başında gözükmüştü. Sanırım benim panik halimi fark etmiş olacakki bana yaklaşarak,

-Noldu?? dedi,

-İkra yok, odasında- yok. Odası boş ,Mamoru nerde---

Mamoru elimden tutarak bir an düşündü.

-Panik etmeyelim , Alper Bey Ona söyleyelim hemen, dedi.

Başımla onayladım. Olayı kısa sürede Alper Bey'e özetledim İlk tepkisi

-Nasıl yani İKra odasında yok mu ?? dedi,

Mamoru beni tutmuş sakinleştirmeye çalışıyordu. Alper Bey ise şaşkın ordan oraya atlayıp olanlara anlam yüklemeye çalışıyordu. Birden durdu. Aklın bişey geldiği suratından belliydi. Dışarı çıkıp bağırdı;

-Güvenlik, kameralar- hemen güvenlik kameralarına bakmak istiyorum acil ..

Sanırım güvenlik şefiydi bağıran

-Alper Bey buyrun odaya bakalım beraber, dedi soğukkanlılıkla.

Mamoru sıkı sıkı elimi tutuyordu. Alper bey güvenlik birimine yönelince Mamoru ve bende oraya gittik. O an görevlilerle kısa süreli bi gerginlik oldu. Alper Bey bunu fark etmiş olmalı ki dönüp görevlilere;
-Bırakın, gelsinler lütfen onlar benimle beraber, dedi.

Şaşkındım.
Ne olmuştu, nasıl olmuştu da üç gündür kıpırdamadan yatan bir kız beş dakikada ortdan kaybolmuştu. Evet tam üç gündür,öylece yatıyordu ikra ;hiç kıpırdamadan.

Kamera görüntülerini izlmeye koyulmuştuk çoktan. Ve kameranın görüş mesafesine girmişti işte. Koridara gayet normal bir halde çıkmıştı işte. Halinden belliydi. Yorgun ve bitkin bir hali vardı.

Olduğundan daha soğuk bir tavırla 1. koridoru geçmişti bile. Sonra 2. koridordaki kameradan , sonra 3. .. Sanki bu yürüyen İkra değilde , bir başkasıydı; o kadar yabancı bir duruşu vardı ki. İkra öylece tapkisiz merdivenleri çıkıyordu işte. O an onunla bağdaştırdığım tek şey parlayıp kamereya yansıyan boynundaki kolye olmuştu. Kolyenin görüntüsünden İkraya nasıl gittiğini tahmin ettim. Dudaklarımdan bu işe bulaşan kişinin adı dökülüverdi sessizce.

İkra nın Gittiği yer belliydi. Hastanenin çatısı...

Ve bu saate kadar bir panik olmadığına göre halada ordaydı.

Hep beraber koşarak çatıya çıkarken ; aklıma takılan soruyu çözmeye çalışıyordum. İkranın kolyesi yoktu ki. Çünkü eve gelen yanındaki adam (Hani şu fazla artistik duran ne olduğu belirsiz şahıs*) ikra nın kolyesini boynundan almış, komidine bırakmıştı. Ben de İkra baygınken inceleyip, kendi ellerimle çekmecesine koymuştum. Boynuna takmak istemedim nedense.

Kolye dediğimde öyle çok değerli birşey gibi gözükmedi bana. Şeffaf hafif kırmızı damla şeklinde bir taş. Işığa tutunca yüzünde hafif çizgilerle çizilmiş işaretler belli belirsiz oynuyordu. Basit birşeydi anlıcağın. Daha önce gelen (Akheron du sanırım adı) , o cüce yabani kılıklı adamda gölgelerde bu taşa benze bişiyler vardı. O savaştığımız gölgelerde bu taştan vardı.

Taşlar belkide bize bu sırrı açıcak olan anahtardır. Sanırım bu konu için bu taşlardan konuya başlasak iyi olucak.

Neyse konuma dönüyorum, sinirlenme hemen Gülücük Dağıtıyor

Hala gülümseyebiliyorum ya !! Ama hayata bi yerlerden tutunmak gerek dedik ya .. O yüzden gülümsemeye en azından çalışmak lazım.

İkrayı hastane çatısında ölece beklerken bulduk. Ne zamandır ordaydı bilmiyorum. İntihar etme gibi saçma fikirleri yoktu. Eğer öyle bir niyeti olsaydı biz çıkmadan bunu yapardı. Biz panikle yukarı çıkıp onu gördüğümüzde korkumuzdan yaklaşamadık. Bir müddet hepimiz sessiz bekledik. Alper bey kendini toparlayıp erken davrandı;

-İkra , dedi. Sesindeki korku hissedilir derecedeydi.

İkra başını hiç çevirmedi bile. Alper beyin bir kez daha seslendi.

-Kızım...
Sevgi ve şefkat doluydu bu ses... Belki bazıları için alalede bir hitap şekliydi. Ama samimi ve tanıdık bir huzur vardı. İkrada buna tepkisiz kalamadı. İrkilerek durdu. Bu sahne Galaxia hatrılatmıştı bana... Ama bu kez kurtrmak için el uzatan ben değildim. Sıradan bir baba kalbiydi.

İkra başını hafifce yana çevirerek, sessizce cevap verdi

-Baba

Sessizlik...

İkranın bir kaç adım sonrası boşluktu. Bu sessizlikte sanki hepimiz için ayrı ayrı bir uçurumdu. İkra devam etti yarım yamalak konuşmaya

-Çok yorgunum baba...

Alper bey onun bu sözlerinden cesaret alarak;

-Kızım evimize gidelim artık...

Sanki o an , İkra bir çatı kenarında her an atlayacak gibi değilde, çocuk parkında salıncaktaymışta babası ona eve gitmeyi teklif ediyormuş gibi bir izlenim vardı. İkra yüzü ileriye dönük bekliyordu. Alper bey bir an cesaretle ikranın elini tuttu. ikrada sanki bu teması bekliyormuş gibi,yığılıp kaldı kollarına. Alper bey İkraya sakinleştirecek birşeyler fısıldıyordu kulağına.

Sonrası onu yine odasına götürdük. Normal bir halde uyanmasını beklicez. Ama bu kez herkesin gözü onda olucak.
******

İşte böyle günlük...
Dünyada vardık. Burdaydık. Beraberdik, sevdik ağladık... Aslında hep yanlızdık.
Aslında hepimiz kayıptık dünyada. Sadece burda varmış gibi gözüktük ama...
Neyse nette dolaşırken bir siteden buldum sana eklediğim bu yazı.
Bilirsin sevdiğim şeyleri senle paylaşmayıda seviyorum ben <3


Bakınız spoiler

Spoiler:
Bazen yorar insanı küçük şeyler; büyük sırlar vardır küçük şeylerin içinde. Açıldıkça açılır, boyuna posuna bakmadan...

Bazen dinlendirir insanı uzaklar; uzaklığa bir yakınlığı vardır gözlerin. Gözlerin olduğu kadar gönlün de...

Bazen durur tüm adımlar; adamların tembelliğinden değil, yolların düşündürücülüğünden. Öyle çetrefillidir ki, susar ayaklar da kimi zaman...

Bazen sorar gözler, diller kabul etse bile. Maharet gözleri bile ikna etmektir, güzel söz söylemek değil.

Bazen durur dünya, inecekler iner, sonra yoluna devam eder. Ne var ki, herkes için o duruş anı farklıdır. Kimisi içinse hiç dönmez dünya, ki o da apayrı mesele.

Bazen her şeyi bir mimik anlatır, bazen gözyaşı, bazen bir kelime. Ne kadar da ağır gelir söylemek bazen bir kelime bile.

Bazen bir an, bir ömür kokar. Bazen bir daha yaşayamayacağını hisseder insan içinde bulunduğu ânı.

Bazen şair olur insan, mısra kuramaz. Bazen mısra kurar insan, şair değildir. Bazen hiçbiridir, ne diyeceğini bilemeyen sıradan biridir işte...

Bazen yaşadığını daha çok hisseder insan, öleceğini unutur büsbütün.

Bazen yaşadığını tamamen unutur, hatta bazen her ikisini de. Bir anı bir anına uymaz derler ya insan için, ya bütün anları birbirinin aynı olsaydı. Bazen korkutmaz mı bu ihtimal insanı?

Bazen korkar insan gölgesinden. Gölgesinin şahsında kendisinden. Zira kendi vücudu geçmiştir güneşin önüne. Kendi eseridir gölgesi.

Bazen susar insan, dudakları çatlar susuzluktan. Bazen susar insan, söylenecek çok söz varken bile

Bazen dolar insan, kimse anlamaz. Bazen herkes anlar, kendisi
kendisini anlamaz. Yalnızdır bazen insan, öyle yalnız bakar ki dünyaya. Bazense hiç yalnız değildir, nasıl baktığını bilirse.

Bazen büyük görür insan kendini, ne acizliktir! Bazen aciz görür, ne büyük bir görüş!
Bazen, 'bazen' değil, 'her zaman' demek gerek. Ama bilmek gerek, ne zaman?

Her 'bazen'in bir zamanı vardır.

Bazen suskunluğun duygu dolu çığlıklarıdır; gelip kirpiklerine konan senin..

Bazen rüzgara savurduğun bakışlarının içinde koca bir yolculuk gizlidir..

Bazen
kalkıp doğrulduğunda
nefesinin keskinliğinde saklı
melul bir çocuğa çarparsın..

Susarsın..

O an konuşansın aslında..
Bazen
Bazen ne aradıgını bilemez insan...
Ve bazen niye yaşadığınıda ...

Mütemadiyen, hayatının bir anlamı olsun diye değilde, anlamsız hayatlara ulaşmak için harcar zamanını...
Ve birgün, hayatı, kim oldugunu ve niçin yasadıgını tam olarak anlayınca birde bakarki elinde harcanmıs yıllar ve acı tecrübelerden başka hiçbirşey kalmamış...

Bazen gercekten ne aradıgını bilemez insan...
ve bazen niye yasadığınıda ...

Günübirlik telaşlar ve anlamsız kosusturmalarla ve gercekten ne istedigini bilmeden hoyratca kullanır zamanı...
Günler geçer, geceler geçer ve nihayet sormak aklına geldiğinde kendine, o taşınması en ağır soruyu, belkide çoktan bitmiştir herşey yada yeniden başlıyacaktır ;

"Ben gerçekten ne istiyorum ??? Nasıl bir hayat ve nasıl bir dünya ???"

Bugün sor bunu kendine ve dürüst ol...

Ben sordum ve artık biliyorum...
Ütopyaların değil, mutluluğun peşinden koşmakmış hayat ...

Biraz geç oldu belki ama
artık ANLADIM...


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 25 Nis 2012 0:29, Değiştirme: 26 Nis 2012 14:56 (Toplamda 2 kere)
princess_serenity
Kullanıcı Eşyası

Güzelliğin Savaşçısı
Güzelliğin Savaşçısı



Yaş: 22
Kayıt: 27 Şub 2011
Mesajlar: 1,316
Ünvan: Prenses
Puan: 750
Nerden: Freeman's Mind
Teşekkür: 142

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
jandark yazmış:
princess_serenity yazmış:
ev adresini ver roket hızıyla geliyorum Çok Mutlu


Olur Gülücük Dağıtıyor Buyur gel (-de amaç ne anlamadım Şaşırmış Durumda )
Misafirperverimdir Göz Kırpıyor

niye olcak seni gıdıklayıp neşelendrmeye Çok Mutlu

""Prometheus was punished by the gods for giving the gift of knowledge to man. He was cast into the bowels of the Earth and pecked by birds."" -Oracle Turret

INTP, 5w6, 9w1, 2w1, sp/sx
Sapioromantic Demisexual
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 26 Nis 2012 14:29
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): jandark

princess_serenity
Kullanıcı Eşyası

Güzelliğin Savaşçısı
Güzelliğin Savaşçısı



Yaş: 22
Kayıt: 27 Şub 2011
Mesajlar: 1,316
Ünvan: Prenses
Puan: 750
Nerden: Freeman's Mind
Teşekkür: 142

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
jaaağğn ablaağğ *salyaları akar*
tek kelime ile....
SÜPERDİ!!
Spoiler:

-JAN ABLA DÖNMÜŞ! JAN ABLA DÖNMÜŞ!
-kızım kim dönmüş Düşünce
-JAN ABLA DÖNMÜŞ JAN ABLA DÖNMÜŞ *caramelldansen dansını yapmaya başlar*
- Çıldırmış Durumda Çıldırmış Durumda Çıldırmış Durumda Çıldırmış Durumda


""Prometheus was punished by the gods for giving the gift of knowledge to man. He was cast into the bowels of the Earth and pecked by birds."" -Oracle Turret

INTP, 5w6, 9w1, 2w1, sp/sx
Sapioromantic Demisexual
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 26 Nis 2012 14:43
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): jandark

jandark
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 32
Kayıt: 17 Ağu 2007
Mesajlar: 728
Puan: 350
Nerden: Kristal Tokyo
Teşekkür: 261

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
Sana destek çıkan birileri var Şaşırmış Durumda




En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 26 Nis 2012 14:54
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): princess_serenity

princess_serenity
Kullanıcı Eşyası

Güzelliğin Savaşçısı
Güzelliğin Savaşçısı



Yaş: 22
Kayıt: 27 Şub 2011
Mesajlar: 1,316
Ünvan: Prenses
Puan: 750
Nerden: Freeman's Mind
Teşekkür: 142

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
Spoiler:

Vi undrar är ni redo att vara med
Armarna upp nu ska ni få se
Kom igen
Vem som helst kan vara med
(Vara med)

Så rör på era fötter
Oa-a-a
Och vicka era höfter
O-la-la-la
Gör som vi
Till denna melodi

(Oh-wa-ohwa-ah)

Dansa med oss
Klappa era händer
Gör som vi gör
Ta några steg åt vänster
Lyssna och lär
Missa inte chansen
Nu är vi här med
Caramelldansen

Oo-oo-oa-oa
Oo-oo-oa-oa-a
Oo-oo-oa-oa
Oo-oo-oa-oa-a

Det blir en sensation överallt förstås
På fester kommer alla att släppa loss
Kom igen
Nu tar vi stegen om igen

(Oh-wa-ohwa-ah)

Så rör på era fötter
Oa-a-a
Och vicka era höfter
O-la-la-la
Gör som vi
Till denna melodi

Så kom och
Dansa med oss
Klappa era händer
Gör som vi gör
Ta några steg åt vänster
Lyssna och lär
Missa inte chansen
Nu är vi här med
Caramelldansen

Dansa med oss
Klappa era händer
Gör som vi gör
Ta några steg åt vänster
Lyssna och lär
Missa inte chansen
Nu är vi här med
Caramelldansen

Oo-oo-oa-oa
Oo-oo-oa-oa-a
Oo-oo-oa-oa
Oo-oo-oa-oa-a

Så kom och
Dansa med oss
Klappa era händer
Gör som vi gör
Ta några steg åt vänster
Lyssna och lär
Missa inte chansen
Nu är vi här med
Caramelldansen

Dansa med oss
Klappa era händer
Gör som vi gör
Ta några steg åt vänster
Lyssna och lär
Missa inte chansen
Nu är vi här med
Caramelldansen

çevirisi:
Do, do doo...
Yeah-eah-eah, yeah

So move your feet
Oa-a-a
And wiggle your hips
O-la-la-la...
Do as we
To this melody

Oa-oa-a
Dance with us
Clap your hands
Do what we do
Take a few steps to the left
Listen and learn
Do not miss
Now we have to
Caramell Dance

O-o-oa-oa
O-o-oa-oa-a...

O-o-oa-oa
O-o-oa-oa-a...

There will be a sensation everywhere of course
At parties everyone will let loose
Come
Now we take the steps over again
Oa-oa...
So move your feet
Oa-a-a
And wiggle your hips
O-la-la-la
Do as we
To this melody

So come and
Dance with us
Clap your hands
Do what we do
Take a few steps to the left
Listen and learn
Do not miss
Now we have to
Caramell Dance

Dance with us
Clap your hands
Do what we do
Take a few steps to the left
Listen and learn
Do not miss
Now we have to
Caramell Dance

O-o-oa-oa
O-o-oa-oa-a...

O-o-oa-oa
O-o-oa-oa-a...

So come and
Dance with us
Clap your hands
Do what we do
Take a few steps to the left
Listen and learn
Do not miss
Now we have to
Caramell Dance

Dance with us
Clap your hands
Do what we do
Take a few steps to the left
Listen and learn
Do not miss
Now we have to
Caramell Dance


annemin kulakları benimde boğazım ağırdı.(gerçekten annem intiharın eşiğinde)
Çok Mutlu hani nerde grubun geri kalanı?

""Prometheus was punished by the gods for giving the gift of knowledge to man. He was cast into the bowels of the Earth and pecked by birds."" -Oracle Turret

INTP, 5w6, 9w1, 2w1, sp/sx
Sapioromantic Demisexual
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 26 Nis 2012 17:37
hotaru_zezo
Kullanıcı Eşyası

Beni Görmeye Alışın
Beni Görmeye Alışın



Yaş: 21
Kayıt: 20 Ksm 2010
Mesajlar: 227
Ünvan: Prenses
Puan: 100
Nerden: Anime Dünyasından
Teşekkür: 42

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
a aaaaaaa!
jan abla gelmişşş bölüm yazmışşş ay ben de princess_serenity gibi dans edesim geldi Çok Mutlu Çok Mutlu Kahkaha Atıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 26 Nis 2012 18:16
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): jandark

princess_serenity
Kullanıcı Eşyası

Güzelliğin Savaşçısı
Güzelliğin Savaşçısı



Yaş: 22
Kayıt: 27 Şub 2011
Mesajlar: 1,316
Ünvan: Prenses
Puan: 750
Nerden: Freeman's Mind
Teşekkür: 142

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
hadi forumca coşuyoruz!

Spoiler:
zavallı anneme, kulak ve gözlerine acıyorum


""Prometheus was punished by the gods for giving the gift of knowledge to man. He was cast into the bowels of the Earth and pecked by birds."" -Oracle Turret

INTP, 5w6, 9w1, 2w1, sp/sx
Sapioromantic Demisexual
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 26 Nis 2012 18:38
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): jandark

hotaru-tomoe
Kullanıcı Eşyası

Otaku
Otaku



Yaş: 23
Kayıt: 20 Tem 2009
Mesajlar: 371
Nerden: kocaman pemße ßir ßuluttan *-*
Teşekkür: 60

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
Jan... Yeni gördüm yazdığın harika şeyleri... Okurken hem mutluluğumdan utandım hem de mutsuzluğumdan... Garip duygular içerisindeyim her zamanki gibi.. "Bende böyle etkiler yaratmayı bırakmalısın." desemde sen hiç bırakma. :] Hep yaz böyle, ben seni okurken hem geçmişe hem geleceğe gideyim, bin bir türlü çelişki yaşayayım, üzüleyim yazdıklarına ama sen hep yaz. Zamanı önemli değil ister haftalar sonra yaz ister aylar sonra! Aslında uzun uzun aralar vererek yaz. Şu anki gibi ardarda okuyunca insanın boğazında bir şeyler düğümleniyor ve o da pek iyi olmuyor. Sana gelirsek, umarım iyisindir. =] Arkadaşlarımın yüzü asıldığında onlara "Kimse çizgileri sevmez! Biraz parantez takıl kızım" derim. Üzgün olmayan insanlar anlamaz ama suratı asık insanın yüzünde hemen bir gülümseme oluşturur bu söz. Tabi sana söyleyince garip geldi, parantez takıl falan. o.O Ama boşver üzülürsen hemen aklına bu gelsin, büyülüdür hemen tebessüm ettirir. U.U 3 kişi üzerinde denedim ben bunu. ağlayan insanları güldürdü, çevredekileri düşündürttü. u.u Hem eğlendirici hem öğretici bir aktivite. =D Yaşasın 23 Nisan!! Şiir yazacak durumdan buralara nasıl geldim bilmiyorum. o.O Gittim ben..


aşk o *-* kimse beni bu adamın 30 yaşında olduğuna inandıramaz XD özellikle de kaspiyan rolündeyken u.u
Ben Barnes iz lav *-*

By İrma *-*
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 28 Nis 2012 18:41
0704b

Otaku
Otaku



Yaş: 30
Kayıt: 07 Nis 2011
Mesajlar: 382
Ünvan: Prenses
Nerden: crystal tokyo
Teşekkür: 28

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
jan keske elımızde olsada gelıp senı söyle bır eglendırıp güldurebılsek ama yapamıyoruz Üzgün ya da Ağlıyor bolumun yıne bır harıkaydı lutfen bızlerı bu şahane hıkayelerınden mahrum bırakma Göz Kırpıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 02 May 2012 0:35
jandark
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 32
Kayıt: 17 Ağu 2007
Mesajlar: 728
Puan: 350
Nerden: Kristal Tokyo
Teşekkür: 261

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder




Sözcükler olmadan iletişim kuramam. Ama ben sözcükleri kullandığım kadar sessizliği de kullanıyorum. Her ikisinin de farkında olmak zorunda- sınız hayatta. Yalnızca sözcükler anlaşıldığında oluşan durum, iletişim değildir aslında. Ancak o var olan ama görünemeyen, boşlukların farkında olursanız bu tam bir iletişim olur.

İnsanın bir yerlerden başlaması gerekir hayata.

Her başlangıç sahte bir başlangıçtır aslında.
Ama gene de başlanmalıdır.
Sahte başlangıçlarla başlamak; önce karanlıkta, el yordamı ile kapı bulmak gibidir. Devamı o yol için gelecektir. Gerçek bir başlangıcı beklemek zaman kaybıdır. Gerçek başlangıç için bekleyenler, hiçbir zaman başlayamazlar. Ne olursa olsun, doğru yöne atılan sahte bir adım bile bir adımdır, bir başlangıçtır.

Dilin, sözcüklerin, aynı zamanda da boşlukların farkında olmak gerektiğini bu yüzden söylüyorum. Bilinçli bir çaba harcamadan boşlukların farkına vardığımız anlar olacaktır tabi. Sanırım bu da, ilahî olanla ve varoluşla karşılaşmadır.

Bu karşılaşma olduğunda, ondan kaçmamak en iyisi.
Onunla olmak...

En başta korkutucu olabiliyor; ama bu, kaçınılmaz. Bunu anlamakta zor olmuyor.

Her bilinmeyenle yüz yüze gelince korku ortaya çıkıyor. Çünkü bilinmeyen ölümlü. Bunu biliyorsunuz. Bu nedenle boşluk karşısında ölümün size yaklaşmakta olduğunu hissediyorsunuz aslında..
Düşüncede; ölü olabilmek.
Onun içinde olmak, boşluğun içinde tamamen ölmek. Yeniden canlandırılacağını bilmek.
Sessizlik,içinde sessizce....

Sessiz- lik içinde sessizce ölümünüzü yaşadığınızda; hayat yeniden canlanır.

Ve siz ilk kez gerçekten yaşar- sınız...

-
Başımı kaldırıyorum okuduğum kitaptan. Pencereye kayıyor gözlerim. Yerimden kıpırdamadan odayı ısıtan gün ışığına bakıyorum. Olanları düşünürken buluyorum kendimi. Gözlerim vazodaki sarı güllere takılıyor birden. Yaklaşıp dokunuyorum. İlginç hala canlılar. Koklamakta istiyorum bir an, sonra kendimi geri çekiyorum.
"Ben kırmızı güllerden hoşlanırım." Kendi kendime sesli konuşuyorum bu kez.

-Mamorunun gülleri kadar, güzel değiller...
Halbuki bütün güller güzeldir. Bunu biliyorum. Ama içimde yapıyorum bu itirafı kendime. Sesli olarak güzelliklerini onaylamam yanlış bir düşünceymiş gibi.

Güllerin hikayesi , bizimle alakalı değil aslında.
Bir hafta kadar önceydi. İkra gözlerini yeni açmıştı. Hala yerinden kalkacak durumda da değildi üstelik. Yanında kalmamı istedi. Aslında bunu bende istiyordum. Ama diğerleri bunun gereksiz olduğunu söyleyip durması üzerine sessizliğimi korumaya çalıştım. Olaylar benim ısrarlarım sonucu fazla karmaşık bir hal aldı. Kızları bu gereksiz maceranın içine ben düşürdüm. Hatta direk bir uçurumdan yuvarladım desem daha doğru olucak. Bu yüzden fazla ses çıkarmamaya çalışıyorum. Neticede hapsi benim yüzümden burdalar. Benim yüzümden kurdukları hayatlarından zaman çaldılar.
Dediğim gibi İkra yeni açmıştı gözlerini ve onu hemen sorgu suale çekmek saçmaklık olacaktı.Onun bir şekilde bana anlatacağını düşündüm sanırım. Hemşirenin yanında olmasını fırsat bilip kafeteryaya indim. Hastane yine bütün varlığıyla, hastaneydi işte. Kimi yerinde yeni doğuşlara bakan sevinçler... Kimi yerinde bitişlere vedalara üzülen gözler. Bazıları içinse yeni başlangıçlar. Sonun geldiğini düşünürken yeniden hayata tutnanlar.

-Buyrun bayan ne istemiştiniz ?
-Aa , bir kahve lütfen...
-Tabi hanımefendi buyrun.
-Teşekkürler.
Sanırım duymadı bile. Sorun değil dedim kendi kendime. Duymasa da teşekkür edebilirim ona. Benim için; insanlık dediğimiz olguda basit noktalar vardır. Bir insan teşekkür etmesini ve özür dilemesini kesinlikle bilmelidir. Birde yaptığı hatalardan ders almalı demek istiyorum ama bu fazla olucak sanırım. Ne de olsa İnsanoğlu nankördür. Ve bu doğrudur.

Teşekkür etmek ve Özür dilemek kesinlikle değinilmesi gereken noktalar.

Bunlar düşünürken, hastanenin bahçesine doğru bakıyorum balkondan. "20 dakikadır burdayım. İkranın yanına dönsem iyi olacak" dedim kendi kendime. Asansöre yöneldim. Kapı tam kapacakken birisi süzüldü içeri. Bir hayli uzun boylu bir adamdı bu. Üzerinde; havanın güzelliğine inat siyah uzun bir ceket. Yadırgadım mı? Evet. Bu havada böyle bir ceket seçmesi enteresandı. Yan gözle bakmaya cesaret ettim. Siyah düz saçları, nerdeyse beline geliyordu. Boynunu ceketine uyumlu bir şalla kapamıştı. Gözlerinde çok eğreti duran bir gözlükle, elindeki çiçekleri inceliyordu. Ben asansörden indim. O asansörde kaldı.
İkranın odasına doğru yöneldim koridordan. İleride hemşire bana seslendi.
- Bir ziyaretçi var içerde.
Tamam , der gibi başımla onayladım anladığımı. Mamoru olabilir geleceğini söylemişti, dedim kendi kendime. Odanın kapısını açtığımda, şok olmuştum. Asansördeki adam İkranın yatağının yanında bekliyordu. Panikledim. Nitekim bir kaç saniye sonra İkranın uyanık olduğunu ve adamla konuştuğunu fark ettim. Tanıdığı biri olmalı diye düşündüm. İkra da beni fark edip;
-Usagi gel lütfen dedi. Bir misafirimiz var.
Kendimi toparlayıp;
-Kim diyebildim sessizce.
Adam bana dönmüştü.. Bile
-Ahh bir çok kez karşılaştık ama tanışamadık Usako...
İrkildim. Sesini daha öncede duydum. Eminim ama gördüğüm birisi olsa unutulacak bir tipi yok. Hayır görmemiştim bu adamı. Ben düşünürken o devam etti konuşmasına.
-Bir sarhoşun arabası altında ezilecektin, yetişmeseydim.
Hatırladım. Buraya yeni geldiğim zamanlardı. Sarhoş bir adamın dikkatsizliği benide yakalıyordu az kala. Biri beni kurtarmıştı. Ama bu adam o kişimiydi. İnanmak mümkün değil. Saçlarının o zaman kısa olduğunu hatırlıyordum ama. Elini uzattığında boynundaki şalla kapatmaya çalıştığı o meşhur kolyelerden birini gördüm. İkra da diğerlerinde olan o kolye. O anki hırsla geri adım attım.
-Kendimi tanıtsam iyi olacak ; adım Liadon, dedi gözlüklerini çıkararak.

Onun tanımıştım. Bu İkra'nın olayında ilkkez ortaya çıkan genç adamdı. İkra'yı daha sonra eve getiren, adam. Bu haliyle o hali arasında o kadar fark vardı ki. Garip giyinimli biri gibi algınması hariç normal bir insan gibiydi şu an. Eski hali ise orta dünya kurgusundan çıkmış bir büyücüye andırıyordu. Gözlüklerini çıkardığında gözlerinde o büyü tekrar ortaya çıkmış beni olduğum yere sabitlemişti. İkra bunun nasıl yapıyordu, nasıl anlıyordu bilmiyorum ama yine bu olayı sonlandıran o olmuştu...
-Liad kes şunu. Arkadaşlarım üstünde güç denemesi yapman sinirimi bozuyor.
***
Gözlüklerin tekrar taktı. Ben o şaşkınlık bir kaç dakika atamadım üstümden. Sonra aklım başıma geldi ve oturdum. Liadon İkraya dönerek,
-Sana çiçek getirdim.
İkra gayet soğuk bir sesle;
-Sarı gül mü??
-Evet,
-Hasta insana sarı gül götürülür mü hiç? Sarı gül ayrılık demektir.
-Ee ne olmuş.
- Yani bana "Ölme vaktin geldi mi?" demek istiyorsun.
Liadon elindeki çiçekleri vazoya yerleştirirken konuşmasına devam etti.
-Bunu istesem çoktan seni onların eline verirdim küçük... Ayrıca en son Fransız İhtilalinden bir kaç gün önce bi bayana çiçek vermiştim.
-Yanii..
-Yanii "Kırmızı da olsa, beyaz da, gül, güldür!"
-Andre mi söylemişti bunu Oscar mı?
İkra bu sorunun cevabını beklerken Liadon bir an, duraksamıştı...
-Usako , dedi birden.
Ben gayri ihtiyar-i sert bir çıkış yaptım...
-Bana Usako deme ikide bir...
Şaşırmıştı.
-Neden ? Herkes sana böyle seslenmiyor mu zaten.
Sinirlenmiştim.
-Yakın arkadaşlarım "Usako" diye seslenebilirler. Sen bu kategoriye girmiyorsun. Onun için bana Usako diye seslenmekten vazgeç...
Bana dönmeden konuştu bu kez;
-Peki küçük hanım.
Ben bu agresif halimi değiştirmeden, konuya devam ettim. Eğer onun kim olduğu hakkında sorular sormazsam bunu bir daha öğrenemeyecektim.
-Şimdi bana ,kim olduğunu, İkra' dan ne istediğinizi tek tek anlatacaksın...
-Tehdit mi ediliyorum?
-Tehdit filan değil, İkra'yı korumam gerektiğini söyledin. Senden bile?
Duraksamıştı. Hatta kısa süreli bir şok geçirdiğini söyleyebilirim. Suratı bembeyaz kesildi. Boynundaki taştan ufak bir ışığın çıkmasıyla, bu yine o orta dünyalı haline bürünüvermişti.

Sözlerime devam ettim aldırmadan.
-Neyden korumam gerektiğini bilmeden onu koruyamam değil mi?

-Artık ben bile bilmiyorum bunu, dedi

***

Yağmuru hala seviyorum, gök gürültüsünü, bulutu, ıslanmayı.
Sırılsıklam olmayı yine seviyorum. Hala seviyorum sakin bir yağmurda boş boş dolaşmayı.
Fakat şimdi içimde bir boşluk var… Nedendir bilmem ama şimdi korkuyorum aksine!
Büyüdüğümden midir nedir!
Büyükler daha mı korkak oluyorlar? Yoksa başka yağmurların altında şemsiyesiz mi dolaşıyorlar! Başka gürültüler kulaklarını mı sağır ediyor, başka şimşekler mi çakıyor gözlerinde!
Büyüklerin elbiseleri de kirlenmiyor oysa, hangi fırtınalar nasıl ıslatmış ola ki! Hangi güneş üzerlerini kurutmuş yada!
Belkide herşey; sırılsıklam kalpler çamurlara bulandığı için…

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 02 Hzr 2012 14:21, Değiştirme: 04 Hzr 2012 9:05 (Toplamda 1 kere)
0704b

Otaku
Otaku



Yaş: 30
Kayıt: 07 Nis 2011
Mesajlar: 382
Ünvan: Prenses
Nerden: crystal tokyo
Teşekkür: 28

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
uzun suredır herkes forumla ılgılenmeyı kestı .aradan sonra gercekden cok ıyı geldı cok guzeldı ama boyle bır yerde bırakılırmı ya Üzgün ya da Ağlıyor devamı hemen gelsın lutfen yoksa catlarım Çıldırmış Durumda

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 03 Hzr 2012 20:47
jandark
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 32
Kayıt: 17 Ağu 2007
Mesajlar: 728
Puan: 350
Nerden: Kristal Tokyo
Teşekkür: 261

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder



Ben kazada ailemi kaybettim. Onlara dair hiç birşeyi hatırlamıyorum bile. Yani neydim, kimdim hala bilmiyorum. Uzun zaman önce kimlik arayışımı da bıraktım. Kimseye birşeyler anlatma gereği duymadım. Yeni aileme tutunmaya çalıştım. Annem bir çocuğa annelik yapmayı hakediyordu. Babam o zaten beni kurtaran, kahramanımdı. Geçmişim yoktu. Geleceğim tam karşımda beni bekliyordu. Küçük bir çocuk için tercih hakkı, mantıklı düşünme karar verme lüksü yoktu. Elimi boşluğa uzattım. Çünkü gerçekten boşluktaydım. Şanslıydım. Elimi tutanlar vardı. Beni o karanlık kuyudan çıkaran iki sevgi dolu kalp vardı. Herşey yolunda gidiyordu. Taki sevgili akrabalarım olaya karışana kadar. Büyüdükçe gözlerine battım. Yada en başından beri beni istemediler, ben bunu çocuk aklımla kavrayamadım...




Yeni evime yerleşeli, çok olmamıştı sanırım. Büyük bahçede koştum koştum, deliler gibi koştum. Ayakkabılarım yoktu. Ayaklarıma baktım. Kirlenmiştiler. Hatta sol ayağım kanıyordu. Ağlamaya başladım. Ayağımı kanlı görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Sonra ağaçların arasından bir yabancı bana yaklaştı. O günü o kadar net hatırlıyorum ki...
Yabancının gölgesi üstüme düşüyordu. Arkasından güneş vurduğu için onun yüzünü göremiyordum.
-Hey ufaklık neden ağlıyorsun,dedi.
Gözlerimi silerek başımı tekrar kaldırdım. Yüzünü yine göremedim. Ancak o eğilince, onu görebildim. Uçuşan uzun saçları, garip kıyafeti ile bana gülümsüyordu.
Ben sesimi çıkarmadan, beni kucaklayıp süs havuzunun kenarına oturttu.
Korktum...
Akan temiz suda ayaklarımı yıkadı. Sonra elbisesinden yırtığı bir parçayla ayağımı sardı.
-Merak etme birazdan geçer, dedi...
Ben büyük bir şaşkınlıkla olanları çözmeye çalışıyordum. Arkadan annemin sesi geldi. Anneme doğru döndüm. Annem panikle yanıma geldi.
-İkra, kızım ne oldu??
-Bişiy yok düştüm, dedim. Yalan söyledim ilk defa. Üzmek istememiştim. Devam ettim.
- O bana yaramı sardı.
Annem şaşkındı.
-Kİm ??
Döndüm baktım kimse yoktu. Etrafa iyice göz gezdirdim, ama kimse yoktu işte. Annem elimden tuttu,
-Yürüyebilecek misin?
-Evet yürürüm, dedim.
Annem sitemkar bir sesle,
-Ayakkabısız çıkarsan dışarı ayakların yaralanır tabi, bunu bi daha yapma.
-Tamam, dedim sessizce.
Eve geldiğimizde babam evde idi. Hemen panikle ayağıma yöneldi. Sarıgıyı çıkardığında, yaradan eser yoktu. Ben şaşkın bakıyordum. O yabancı adamın dediği gibi yara geçmişti. Babamda şaşkındı. Anneme baktı. Sanki ayağımda gerçekten bir yara varmış gibi tekrar sardı. Sonrada odama çıkardı beni.
Odama gider gitmez, sargıyı açtım. Evet yara iyileşmişti.
Küçük bir çocuktum ama aptal değildim. Ama neler olduğunuda kavrayamamıştım.
Merdivenlere yöneldiğimde annemle babam benim hakkımda konuşuyorlardı. Annem ısrarla ,
-Ne olursa olsun, Alper onu sabırla beklicem. O çocuk bize gönderildi. Sanırım ilgi çekmeye çalışıyor.Olmayan bir yarayı neden sarsın ki? Bide bana birinin ayağını sardığını söyledi.
Babam cevap verdi,
-Belkide bize alışmayacak.
-Alışacak. Alışması için elimizden geleni yapıcaz. Sadece aklı karışık. Herşeyini kaybetmiş bir çocuk. Ve hiç birşey hatırlamıyor.

Odama geri döndüm. Ben hiç birşey hatırlamıyor muydum gerçekten? Hafızamı zorlamaya çalıştım? Ama ne hatırlayacağımı bile bilmiyordum.
Kimdim?
Neydim?

Nerden geldim , yada nereye gidiyordum...

Uzun zaman sonra anlar hatırlamaya başladım. Hani olur ya, bir anı bir kez daha yaşamış gibi olur.
Dejavu...
O yabancıyı uzun zaman görmedim. Ama unutmadımda.
14 yaşıma kadar bu bilindik anları yaşamaya devam ettim. Hatırladığım ufak noktalar vardı ama, birleştirmek bi işe yaramıyordu. Nitekim onları birleştirme çabasına defalarca girmiştim ama hiç sonuç alamamıştım..
14 yaşıma girdim. Doğumgünüm kutlandı. Çok yorgun olduğumu hatırlıyorum. Uyumak için odama gittim. Artık büyümüştüm, karanlıktan korkmam komikti... Kendi kendime vermiş olduğum güvenle, uykuya daldım bu kez. Uykumun en güzel yerinde, karanlık bir gölgenin bana seslendiğini duydum. Garip bir ses çığlık herneyse işte... Gözlerini açmaya çalışıyorum olmuyor. Kıpırdayamıyorum bile... Bağırıyorum sesim çıkmıyor... Sonra arkadan bir gölge daha belirdi. Bana saldıran diğer gölgenin boynundaki kolyeyi zincirinden keserak aldı. Gölge eridi gitti. Kolye kucağıma düştü. Karşımdaki ise yaralandığımda ayağımı saran o yabancıydı. Benim odamda, gece vakti, olanlar beni ürkütmesi gerekirken içimden o korku silinmişti sanki.
-Korkma dedi.
Kucağımdaki kolyeyi kopan zincirden bağlıyarak, boynuma geçirdi. Şaşkınlıkla kolyeye baktım. Şeffaf bir kızıllıkta parlıyordu. Dönüp yabancıya baktım.
Gözlerimin içine bakarak;
-Senin olsun, korktuğunda sana yardım eder...
Adını sormak istedim, ama sesim çıkmadı bir an...
Kolyeden bir ışık çıktı aniden. Gitmek üzere olmasına rağmen bu ışığa oda şaşırmış, bana dönmüştü. Kolyenin içinde beliren yazıda tek kelime yazdı. Bende sesli olarak okudum,
-Liadon...
Şaşkındı...
-Söyle küçük...
-Teşekkür ederim...
Gülümsedi..Odamın karanlık köşesine doğru uzun bir yolda yürür gibi gitti. Sis gibi kayboldu sessizce. Sonra onu çok sık görmeye başladım... Ondan kimseye bahsetmedim. Bahsetseydimde kimse bana inanmayacaktı. En iyisi onu saklamaktı...
Onunla garip bir hikayeye adım attım...
Mutluydum... Yada öyle sanmak istedim.
Nitekim aklım erdiğinde anladım "Liadon" un benimle iyi geçinmesinin nedenlerini... En son üç sene önce aslında beni kullandığını fark ettim. Yollarımız ayrıldı...
Uzun zaman görmedim onu. Taki; Usagiyle beraber karşımıza çıktığı güne kadar...

Uzun bir masal dinler gibi İkra' nın yüzüne bakıyorduk. Haruka hemen sordu,
-Seni kullandığını söyledin...
İkra biraz düşündü. Anlatıp anlatmamakta karasızdı. Ama anlattı,
-Liadon, birşey arıyordu.Tam olaran ne olduğunu bende bilmiyorum ama, onu benim bulabileceğimi söylerdi hep. Ben hiç bir şey hatırlamazdım, o hatırlamam için bana sorular sorardı. Son zamanlarda o garip yaratıkların saldırısına uğramıştım. Bir okul dönüşü bir gölgenin saldırısına uğradım. Kolumdan yaralandım. Liadon yetişti. Gölgenin kolyesini alırken, daha öncesinden gördüğüm Akheron belirdi...

Liadon beni arkasına çekerek korumaya çalıştı.
Akrehon* ondan nefret ediyorum... Çirkin şişko..
Neyse işte, orda söyledikleri kendime gelmem için yetti. Akrehon , bize yaklaşarak
-Ne o Liadon, küçük kızı korumayamı çalışıyorsun.
Ben kolumdan akan kanla şaşkındım. Yaramı inceliyordum. Ama bu iki orta dünya kaçkınını duyuyordum.
Liadon;
-Size geleceğimi söyledim. Bana bakarak devam etti, Birşeyden haberi yok...
-Dur bakalım bizde, bir soralım.
Liadon paniklemişti, sesinden belliydi.
-Bana bırak, ben halledicem Akrehon...
-Neyi hallediceksin hee. Bunca zamandır geçiş için bir insan arıyoruz. Sen Liadon; seni gören bir insan buluyorsun ama bunu bize söylemiyorsun bile...
Bana seslendi, o kaba sesiyle
-Heyy küçük kız, şimdi beni iyi dinle. Bizimle gelirsen, sana zarar vermicez. Sadece bize yol göstereceksin. Sen bizi gördüğün Alfirin-e götür, bende yaşamana izin vereyim.
-Alfirin ??? Ne ki- Alff ne anlamadım.
-Benimle oynama insan, ne biliyosan anlat. Yeterince zaman kaybettim...
-Ben bişiy bilmiyorum , dediklerinden bişiy anlamadım.
Sinirlendi. Gözlerindeki o alevi gördüm. Benimse kaybettiğim kandan mıdır bilmem her yanım buz kesmişti. En son Liad'ın (Liadon, ama ben ona Liad diyorum*) bana sarıldığını hatılıyorum. Gözlerimi açtığımda kolum sarılmıştı Liad yanımda oturmuş ileriye doğru bakmış gökyüzünü izliyordu. Uynadığımı görünce,
-İyi misin??
Evet demek istedim ama kolumdaki acı beynime hucüm etmişti bir kere. Acıyla bağırdım.
-Tamam, yavaş hareket et. Hala geçmedi.
-Neden ? Bir sinir, büyü ne haltsa, onu yapsana , geçir bu acıyı.
-İşe yaramaz, bizden birinin kılıcıyla oldu. Bişiy yapamam...
Sinirlendim. Çünkü ne olduğunu bilmiyordum. Çünkü Liad, en yakın saydığım hayali arkadaşım bana yalan söylemişti.
-Alfirin, kim- yada ne?
-Bilmiyorum..
-Yalan söylüyosun, dedim.
Kırıldı mı bilmiyorum? Ama cevap verdi.
- Alfirin - "küçük altın çiçek" anlamına geliyor.
-Çiçek mi?? Bir çiçek için mi bu kadar kaos. Napılacak o çiçekle , neden o kadar değerli.
-Boşver seni ilgilendiren bir-
-Bana yalan söylemekten vazgeç artık Liadon. Yıllardır benden geçmişe dair birşeyler hatırlamamı bekledin. Sadece o çiçek için , -- beni salak yerine koydun...
Ani bir hareketle döndü, gözlerimin içine bakarak,
-Seni korudum. Yoksa seni çoktan bulacaklardı. Benim kadar insanflı mı davranacaklardı sanıyorsun. Yok edeceklerdi, seni. Bana hiç birşey hatırlamadığını söylediğinde, inandım. Küçük bir çocukğun bana inandığı gibi, senin gibi. Onlar senin için o kadar insaflı olmayacaklar.
Kolyeme uzandı. Boynumdan çekerek aldı. Ben kolyeyi vermek istemediğim halde, aldı benden. Sonra devam etti.
-Bundan sonra beni görmeyeceksin. Diğerlerinide. Kolyen olmadığı için seni bulamayacaklar. Normale dönmeye çalış,olanları unut.
-Unutmak mı?
-Evet öncesini nasıl unutuysan, bunlarıda unut. Kendine iyi bak küçük kız.
***

Sonrası evde odamda uyandım. Ailem trafik kazası geçirdiğimi söylüyordu. Gerçekten öyle olmadığını biliyordum tabiki. Ama Liad mı bu yalanı onlara hazırlamıştı, yoksa bizimkiler benim yine oyun yaptığımı düşünerek bunu söylemişlerdi anlamadım.
Yaram iyileşti. Babamın sayesinde. Ama uzun zaman aldı ve izi kaldı. Herhalde her yara için sihir beklemek doğru değil, tıbben müdahelede işe yarıyor.

Uzun zaman ne Liad ı , ne diğerlerini gördüm.

Herşey normal gibiydi. Yada ben öyle olduğunu düşünmek istedim, ona inandım.

Usagiyle tanıştım...
Sanki hep varmış gibi alıştım ona. Dostluğu arkadaşlığı, yaralarımı sardı. Yanlızlığımla o kadar iyi ardaş oldu ki kimi zaman yanlızlığımı kısakanır oldum ondan. O boşlukları doldurdu hayatımda.

İlk kez geçmişime dair birşeyler hatırlamamı sağladı. Aslında birşey yapmadı. Sadece yanımdaydı. Ona yalan söylediğimi düşünmeyin. Sende Usagi, sakın sana yalan söylediğimi düşünme lütfen... İkimizde birşeylerden kaçıyorduk. Soru sormadık birbirimize,cevapta vermedik. Sadece olduğumuz andan başladık...

Ben ilk kez o kazayı hatırladım.
Babamın telaşını, annemin beni korkuyla sarmasını. Kulağıma gelen tiz sesler çığlıklar. Annemin parmağındaki yüzüğünü hatırlıyorum sadece, beni sarmaya çalışını. Sonra bişey bizi yoldan çıkardı, uçurumdan düşmemize sebep oldu...
Öncesindende birşeyler anımsadım. Bir evin bodrumuna bir sandık gömdük. Babam gömdü, ben merdivenler oturup onu izledim. Sonra beni alarak çıkardı ordan, arabaya bindik. Sonrası boşluk...
İkra bunları anlatırken kah ağlıyor, kah gülümsüyordu...

Sessizlik....

Ami bozdu bu sessizliği,
-Peki o evi bulamazmıyız? Kutuda ne vardı acaba??
İkra yerinden kalkıp,karşıdaki komidini açtı. Elindekini gösterek ;
-Bu vardı. Benimkine benzer bir taş.
Şaşırmıştık... Gerçektende İkra'nın kolyesine benzer bir taştı bu. İkra tüm bildiklerini anlatmak istiyordu bu kez. Devam etti.
-Bu kolyeler, onların dünyasından bu dünyaya geçişi sağlıyor. Nasıl yaptıklarını bilmiyorum ama onlar buraya gelmeni yöntemini bu şekilde bulmuşlar. Buraya tam olarak ne için geldiklerinide bilmiyorum. Ben onların dünyasına bir kaç kez gittim. Liad ilk gidenin ben olduğumu söylemişti ama sanırım babam benden çok önce oraya gitmişti. Kolye takıldığı zaman çalışıyor. Her kolye birbirini çeker. Yani taktığım zaman sizi bulabilirler. Takmazsanız bir sorun yok.
Haruka gayet soğuk bir tavırla devam etti,
-Dur tahmin ediyim, sende bu taşı alarak o ucebeleri tekrar buraya topladın.
-Taşı kullanmadım. Bunun olması olanaksız, dedi İkra.
Haruka daha sert bir uslupla;
-Sen aptal mısın? Şu ana kadar olanların hangisi olanıklı ki, bunun olmasını bekliyorsun. Bütün belayı çekmişsin zaten etrafına. O büyücü kılıklı adamın dediğini dinleyip unutsaydın ya...
İkra ağladı, dayanamadım.
-Yeter Haruka, yeter...
Oda fazla ileri gittiğini anlamıştı. Sessizce ama hala sinirli bir hareketle oturdu yerine. Sonra sakinleşmeye çalışarak konuştu tekrar;
-Yani taşlardan uzak durursak,ulaşamazlar sorun çözülür sanırım.
Rei karıştı, bu kez ;
-Hiç sanmıyorum, İkra bu kez kolyeyi kullanmamış bile ama onu buldular.
Herkes tekrar düşünme havasına girdi... Minako,
-Belkide, şans eseri olmuştur.
-Nasıl şans eseri. dedi birisi..
-Yani İkra kolyeyi kullanmadı, ama ondan önce Liadon gelip İkrayı buldu. Belkide Liadon takip edildi...
Mako-chan sordu,
-Yaa peki Liadon seni nasıl buldu kolye olmadan.

Ve odanın diğer ucundan bir ses yükseldi,
-Ben onu kolye olmadan da bulabilirim...
****

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 05 Hzr 2012 18:11
princess_serenity
Kullanıcı Eşyası

Güzelliğin Savaşçısı
Güzelliğin Savaşçısı



Yaş: 22
Kayıt: 27 Şub 2011
Mesajlar: 1,316
Ünvan: Prenses
Puan: 750
Nerden: Freeman's Mind
Teşekkür: 142

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
JAAAN ABLAA!!!! HİKAYEN SİLİNMEMİŞŞ!!!!! ayy yaa...nasıl sevindim anlatamam...

YENİ BÖLÜM YEY!!! DUYGUSAL NEE-CHAN DAN YENİ BÖLÜM!!! *bu sefer haruhinin dansını yapar*

her zamanki gibi duygusaldı yaw...bu arada...YENİ BÖLÜMÜ ÇABUK BEKLİYORUZZ Kötülük Düşünmekte! Kötülük Düşünmekte! Kötülük Düşünmekte!

""Prometheus was punished by the gods for giving the gift of knowledge to man. He was cast into the bowels of the Earth and pecked by birds."" -Oracle Turret

INTP, 5w6, 9w1, 2w1, sp/sx
Sapioromantic Demisexual
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 30 Eyl 2012 18:44
princess_serenity
Kullanıcı Eşyası

Güzelliğin Savaşçısı
Güzelliğin Savaşçısı



Yaş: 22
Kayıt: 27 Şub 2011
Mesajlar: 1,316
Ünvan: Prenses
Puan: 750
Nerden: Freeman's Mind
Teşekkür: 142

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
YENİ BÖLÜM İSTİYORUM!!!! ... ... ...

""Prometheus was punished by the gods for giving the gift of knowledge to man. He was cast into the bowels of the Earth and pecked by birds."" -Oracle Turret

INTP, 5w6, 9w1, 2w1, sp/sx
Sapioromantic Demisexual
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 05 Ekm 2012 18:28
jandark
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 32
Kayıt: 17 Ağu 2007
Mesajlar: 728
Puan: 350
Nerden: Kristal Tokyo
Teşekkür: 261

Durumu: Çevrimdışı

Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Konu: Yanıt: Ayışığı Günlüğü...~(^_^)~ Alıntıyla Cevap Gönder
... Ama şeyy ...

Yaa iş yerinde çok doluyum ... Evde pc bozuktu, laptop geri geldi internetimde problem var şimdide ... Halbuki ne hayellerim vardı ...
Napayım ben şimdi hee napayımm söle napayımm Salya Sümük Ağlıyor Salya Sümük Ağlıyor

Ağlıyor Ağlıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 08 Ekm 2012 11:30
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3 ... 35, 36, 37, 38, 39, 40, Sonraki
36. sayfa (Toplam 40 sayfa) [ 588 mesaj ]
Geçiş Yap:   

 
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız