yine ben..
yaz tatilinden bu yana yazdığım bir hikayeyi paylaşmak istedim bu kez de. uzun süredir yazdığım,elimde nüshalarım olduğu için ilham sıkıntısı çekmeyeceğim için mutluyum ve devamlılık garantisi verebiliyorum. ama tabi istek doğrultusunda her şey.
iyi okumalar ^^
Spoiler:
BÖLÜM 1
" Bu soruyu cevaplamak isteyen var mı? " diye sordu öğretmen.
Kafamı kaldırıp tahtadaki fizik sorusuna şöyle bir bakıp, defterime yazıyormuş gibi yaparak sırama iyice eğildim; böylece fark edilmeyecektim. Yani öyle umuyordum.
Öğretmenin "aa kimse çözmeyecek mi amaa"larını duyup, etrafımı çevreleyen insan sürüsüyle sessizce dalga geçtim. "çözmüyor" değil, "çözemiyor" lardı. Acı bir şekilde güldüm.
"Cevap verecek gönüllü yoksa,o zaman ben seçiyorum." ses tonundan hoşlanmamıştım,hayır.
Sahte bir 'adil olsun' tavrıyla sınıf listesine parmağını şöylece bir koymuş ve o şanlı kişi ben oluvermiştim, ne tesadüf ki..
"Ela?"
Kafamı kaldırıp baktığımda yüzündeki ifade ve gözlerindeki aşağılama, her şeyi belli
ediyordu: o iğrenç insanlardan biri daha.
Yüzüne ya da gözlerine tekrar bakmak istemedim,midem bunu kaldıramazdı çünkü. Defterde tekrar bir şeyler karalar gibi yaparak gözlerimi indirdim. Ddüz ve ifadesiz bir sesle cevabı söyledim.
Önce kısa bir sessizlik olduysa da bunun peşini uğultular takip etti. Kafamı kaldırdığımda karşılaşacağım şeyi bilmeme rağmen yine de, baktım. Tabi ki manzara barizdi: herkes bana bakıyordu.
Öğretmenin yüzündeki o inanamayan,hor gören ve bozulmuş ifade,kendimi iyi hissettirmişti,bundan nefret ettim. Bu kadar alçalmış olmamalıydım, böyle insanların zavallılığı bana haz vermemeliydi.
Rahatsız edici bu sessizliği bozmaya karar verdim. Hoş, aslında konuşmasalar da sınıftaki herkes bakışlarıyla tahtadaki kadınınkine benzer şeyleri bağırıyorlardı gözleriyle, ya..
"Bir sorun mu var?"
Sorum, anlamsız olmasına karşın sessizliği bozmaya yaramıştı. Keza, sorunun tamamını benim varlığım teşkil ediyordu.
"Nasıl çözdün bu soruyu? Birinden mi baktın?" Kimden bakmış olabileceğimi düşünüyordu ki? Sanki soruyu çözebilen biri varmış gibi ya da en arka köşe de tek başıma oturmuyormuşum gibi. Acınası haline gözlerimi devirdim.
"kendin yaptın yani,öyle mi?"
Başımı salladım bıkkınca. bu kadınla konuşmak zaman kaybıydı sadece.
O her zaman insanları sınıflara ayırmış ve özellikle ekonomik sınıflarından dolayı onlara vebalı gibi bakmış bir insandı. işte bu yüzden bu kadar iğrençti.
"Devlet okulları hızlı ilerliyorlar öyleyse. e tabi, konuları bizim gibi sistemli ve tam olarak anlatmadıklarından, üstün körü öyle hızlı hızlı geçiyorlardır." Konuşurken, burnunun daha ne kadar kalkabileceğini göstermiş oldu.
"Bilemiyorum. belki de soru fazla kolay olduğu içindir.." diye cevapladım.
Alayım ve tavrımdan rahatsız olan sadece o değildi. Bu kez sınıftakiler de bu lafın kendilerine olduğunu anlayabilmişlerdi. Kızlar suratlarını öğretmenlerininkine benzetirken erkeklerin çoğu daha insancıldı. Çoğunun pek umrunda değildi zaten. ama geri kalanların kiminden "vööhh! bu mu kolay?!" kiminden de "bu laf bize miydi?" gibi homurtular çıkıyordu.
Neyse ki bu boğucu atmosferden beni kurtaran zilin sesi oldu.
" Haydi, yarın görüşürüz canlarımm! " diyerek benim haricimdekilere yapmacık gülüşler atarak sınıftan çıktı, kısa boylu tombul kadın.
Bu durumda, aylık dip boyasının, kahverengi gözlerine taktığı ve maviden soğutan lenslerinin, pahalı ayakkabılarının ve koku duyusunu tamamen devre dışı bırakan ağır parfümlerinin parasını veren öğrenciler onun "canları"ydı. Biz "diğerleri"ni ise,büyük ihtimalle, hamamböceği vari bir şeye benzetiyor olmalıydı..
Onun gibi insanlarla çevrili bu dünyada, nefes almak kadar zor bir şey daha olmadığını öğrenmem uzun sürmedi..
Tenefüs zamanını, nefes almak için bir fırsat olarak değerlendirecektim. siyah kadife kaplı defterimi ve bir de kalemi yanıma alıp yerimden kalktım. Bahçede bulduğum o küçük köşeye çekilip oturmak istiyordum sadece.
Temiz havanın zihnimi arındırmasına izin vererek bir nefes aldım. Sonra da bulutların arasından sızan güneşe doğru yüzümü kaldırarak bir kaç dakika bekledim.
İyice rahatladığımı hissettiğimde zilin çalmasına dört dakika vardı. İçeri girmek için oturduğum banktan kalktım, etrafa bakındım. Çok fazla insan olmamasını seviyordum ve burası koca kampüste kimsenin doğru düzgün uğramadığı tek yerdi.
Okul binasına yaklaştıkça artan insan sayısı, rahatsızlık hissini beraberinde getiriyordu. Dikkat çekmemek için o kadar uğraşmama, rağmen insanların beni bu kadar dedikodu malzemesi yapıp, hakkımda konuşmaları garipti; ama alışkın olmadığım bir şey değildi..
"Azra?"
Düşüncelerimi bölen, bir ses olmuştu. bir isim, bir sesleniş belki de.. afallamış bir ses, ben yanından geçerken konuşmuştu. Bir an bana seslendiğini düşünüp durakladıysam da sonra devam ettim.
Ardımdan gelen ayak seslerinin sahibini merak etmiyordum ama o kendini göstermekte aceleci davranmış ve önüme fırlamıştı.
Sevinç, heyecan, kararsızlık, şaşkınlık, özlem, umut ve daha bir sürü alakasız duygu vardı karşımdaki gencin alev alev yanan karamel rengi gözlerinde.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan beni kendine çekip sıkıca sarıldı.
" Seni çok özledim..!"
Spoiler:
başlık konusunda bazı sıkıntılar çekiyorum.sonradan değişirse filan mazur görün.. önerilere de açık olacağım ayrıca, duyurulur.
Sanırım kız normalde devlet lisesinde okuyordu ama sonra kaderin işvesiyle özel okula geldi. Ama burada mutlu değil çünkü etrafı bir sürü zengin ve aptal insanla dolu. Onu orada tanıyan -gerçekten tanımak- tek kişiyse ona sarılan çocuk. Nasılım ? 8)
Ama aklıma bişi takıldı :S Hoca Ela dedi, uşak Azra dedi, iki adı falan mı var kızın? :)
Başlık çok dikkat çekici bence :) Ama konu ilerledikçe içerikle uygun olup olmadığı tartışılabilir :)
Devam et, canısı :)
I'm the bone of my sword.
07 Arl 2012 18:39
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): hp*star
hp*star Ay Savaşçısı
Kayıt: 19 Ksm 2010 Mesajlar: 730 Teşekkür: 320
Durumu: Çevrimdışı
hp*star Ay Savaşçısı
Konu: Yanıt: Çıplak Ayaklı Kız
@Chinn chinimm
okumuşsun bebeğim çok teşekkür ederimm *-*
tahminlerin için bi şey söylemeyeyim,oldukça iyi olmuşlar.ama çok şaşırabilirsin de..bilemiyorum şimdilik .D
isim konusunda da dikkatin için teşekkürler. bakalım bakalım neymiş ne değilmiş..
Spoiler:
bu arada kızıl cadı ya ve öm ne yorum atıcam en kısa zamanda.unuturum sanma <3
hp çok güzel olmuş ve genel olarak gerçekleri anlatıyor öğretmenler her zaman ayrım yapar neyse yeni bölümü bekliyorum
Not:benim ffyide okursan sevinirim acemi olduğumdan yorumlar önemli
07 Arl 2012 19:28
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): hp*star
hp*star Ay Savaşçısı
Kayıt: 19 Ksm 2010 Mesajlar: 730 Teşekkür: 320
Durumu: Çevrimdışı
hp*star Ay Savaşçısı
Konu: Yanıt: Çıplak Ayaklı Kız
Teşekkürler silver'cim ^^
Okurum tabi.sen ff nin ismini ya da linkini yazarsan ben bakayım (:
Çok Yanlışım.
07 Arl 2012 19:31
hp*star Ay Savaşçısı
Kayıt: 19 Ksm 2010 Mesajlar: 730 Teşekkür: 320
Durumu: Çevrimdışı
hp*star Ay Savaşçısı
Konu: Yanıt: Çıplak Ayaklı Kız
dün akşam demiştim ama ancak bu akşam nasip oldu pc ye geçmek. kusuru bakmayın artık -_-
Yeni bölümü okumanız için bırakarak kaçıyorum. bakalım ne diyeceksiniz ^.^
Spoiler:
BÖLÜM 2
Uzun ve kaslı kollar tarafından istemeden zapt edildiğim gerçeği, niçin bu şekilde zapt edildiğim gerçeğinin önüne geçmişti birden. İçeride bir yerlerde, var olduğundan bile emin olmadığım o aptal taş parçasının titrediğini hissettim. Titredi ve titredi.. Kıpırtısını fark edebiliyordum,şaşırdım. Sanki ısıtmak için ateş vermeye başlamışlar gibiydi; ılık. Ama yine de nafileydi.. Yoksa kimse, bir taşı ısıtmaya çalışınca ne olacağını bilmiyor muydu??
"Bırakır mısın beni..lütfen?" Zor kullanmak istemiyordum ama nazik ya da sakin olabilmek için de çok geçti. Yine de şansımı denedim.
Sessizliğiyle geçen saniyeler uzadıkça daha fazla geriliyordum. etrafımızdaki insanların bakışlarını ve fısıltılarını umursamak benlik değildi belki ama, şu an önemsiyorum gibi görünüyordu. hızla kendimi geri çekerken,olabildiğince sert bir şekilde de onun kollarını ittim.
"Ne-"
Konuşamadım.. Kafamı kaldırıp o gözlerle tekrar karşılaşınca konuşamadım. "Ne var? Ne istiyorsun?!" sorusunun hiddeti boğazımda bir düğüm olarak kaldı..
Ama..benim içimde ne vardı? Neydi onu görünce taş parçasını bu kadar şevke getiren? Sanki daha fazla kanı daha fazla yer ulaştırmak ve beni biraz daha hayatta tutmak için zamanla yarışıyormuş da nefes nefese kalmış gibiydi
Gözlerimi kaçırdım. Gözlerimi de alıp ondan uzağa kaçmak istedim hatta. Konuşamadım.. "Neden ağlıyorsun?" bile diyemiyordum..Onun da konuşacakmış gibi bir hali yoktu, ki konuşsa dinler miydim?..
Arkamı dönüp hızla yürümeye başladığımı fark etmiş olacak ki sonunda bağırdı. Sonunda sesini tekrar duymanın verdiği his... rahatlama mıydı?
"Bekle! Nereye gidiyorsun?!" Sık ayak seslerini tekrar duymaya başladığımda, giriş kapısının basamaklarına varmak üzereydim. İçimden bir ses bana dönmemi söylüyordu ama,ben onu dinlemeyi yıllar önce bırakmıştım. Benden beklenmeyecek bir çeviklikle belki de, basamakları ikişer üçer çıkmaya başladım. Sessiz ve duyarsız görüntümün altında yatan bu beni kimse görmemişti. Görmelerine de, gerek yoktu zaten. Onlar beni, boş vermiş, umarsız, sakin -hatta büyük ihtimaller de- ezik "yeni kız" olarak görmeye devam etmeliydiler. Ama artık önemli değildi. Şu an gözleri önünde uçuyor dahi olsaydım umursamazdım, çünkü bacaklarım "kaç!" emrini ol kadar ciddiye almıştı ki, durabileceğimi dahi sanmıyordum.
Girişte denk geldiğim ilk sınıfa kendimi attım. Şaşırtıcı derecede şanslıydım; sınıf boştu. Kapının arkasında durup biraz soluklandım. Taş parçası bu kadar harekete fazla dayanamayacak gibiydi, hızla göğüs kafesime çarparak acısını benden çıkarmaya çalıştı.
Evet, sanırım izimi kaybettirmeyi başarmıştım. Kaçmış ve saklanmıştım.
Saklanmıştım.. saklan..mıştım.. saklanmış..
Gözlerime inen sis perdesine puslu bir anı konu edinen eski bir kayıt yansıtılıyordu,kaynağını bilmediğim bir yerden. Görüntü net değildi sanki puslu perdem yetmiyormuş gibi bir de, bozuk projeksiyon mu kullanılmıştı??
Sokak lambasının titrek ışığı dışında, etrafı aydınlatan bir şey yoktu. Ya, ay koyu karanlık bulutları üstüne çekip uyumaya başlamıştı çoktan, ya da bütün herkes sırf ben ne olduğunu göremeyeyim diye el birliğiyle aynı anda şartellerini attırmıştı.
"git..-"
"seni..- ist..-
"yap..m..-"
Bir tür fare kaydı filan mı kemirmişti? Hiçbir şey net olarak anlaşılmıyordu. Bazı sesler vardı,evet ama ne dediklerini duyamadım. Ben anlamaya çalıştıkça başıma ağrılar girmiş, sis perdesi kalınlaşmıştı ama nafileydi yine de.
Görüntü aniden değişti sonra. Sinemada filmin pat diye kesilip yerine bir başkasının koyulması gibiydi bu.. Hani seyirciler homurdanmaya başlar ama nafiledir ya...
Titrek sokak lambası yerini kocaman bir mum alevine bırakmış ve her şeyi yutmasına izin vermişti. Her yer turuncuya çalan bir kırmızıya boyanmıştı, tablo gibi.. Boyalı tablonun en ortasında da ben vardım, yoksa ressam ben miydim?
Tablodaki her şey alabildiğine sallıyordu kendini, bıraksam çerçeveden fırlayacakmışçasına hemde.
Görüntü yine net değildi. Sadece boyaların arasındaki bir karartıyı görebiliyordum, o kadar. Sonra, neden net olmadığını anladım: görüntü kaybolmaya başlamıştı çoktan. Gel git misali bir anda belirmiş ama yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı.
Bütün bir tablo silikleşmeye başladı. En son sıra o karartıya geldiğinde, çığlıklar ilişti kulağıma,acı acı. Canı yanıyordu birinin,koşup yardım etmeyi istedim. Hiç olmadığım kadar yardımsever olmuştum birden bire. Taş parçası her çığlıkla küçük çakıl taşlarına dönüşüyordu. Kulağıma ne kapatabilirdim belli belirsiz o feryatları duymamak için?!
Hareket edememenin bu kadar aciz hissettirdiğini bilmiyordum. Orada öylece durdum, kaybolan görüntüye baktım.
Ve tüm görüntü kaybolmadan önce duyduğum ses, bu kez netti. Anlamsız derecede tanıdık gelen bir ses..
"Saklanma..lısın..."
Sonunda, sis perdesi olarak adlandırdığım o saçma şeyin gözlerimin önünden kalktığını fark ettim; film bitmişti.
Tek fark ettiğim bu değildi tabii. Birkaç dakika, ya da saniye, öncesine kadar birinden kaçmış, bir sınıfın duvarına yaslanmıştım ve nefes almamı emreden taş parçasının göğüs kafesimi acımasızca dövüşünü hissediyordum, buram buram.
Oysa, şimdi hissettiğim şeylerin neden bu kadar farklı olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yok.
Sol elime ve alnıma bir kor basılmış, yanıyordu.
Yanaklarımın ve boynumun da aynı korun alevinden nasibini aldığı belliydi.
Sonra, sıcak başka bir şey daha.. sıcak ve ıslak..
Soğuk da vardı. Bacaklarıma soğuk bir şey değiyor, ya da bacaklarım soğuk bir şeye değiyordu.
Ve Taş parçası.. Yine kafesine vuruyordu hızla, ama bu kez az önceki öfkesinden eser yoktu. Matematik yazılısından yüz aldığını annesine söylemek için can atan, heyecanla kapıyı çalan küçük bir çocuk edasıyla vuruyordu..
Gözlerimi açmak garipti, kapadığımı hatırlamıyordum. Ama gördüklerim de garipti. Ve sonra duyduğum ses..işte o en garibiydi.
Biraz önce söyleyemediğim sözler, karşıma dikilmiş ve bir başkasının ağzından bana yönelmişlerdi.
"Neden ağlıyorsun?"
Çok Yanlışım.
08 Arl 2012 21:34
Bu mesaja teşekkür edenler (4 kişi): Kohana Mai, Alice, chibi ami, MoonMirror
Dön gel , yine sev beni.
Sar sevgine , sevgimi.
Nefes gibi muhtacım sana...
Spoiler:
Zaman diye birşey yoksa eğer
Nedendir bu farklı hissedişler..
Nedendir bu farklı yaşayışlar ve farklılıklar..
Bu vahşetler ve ihanetler..
Sensizlik ve boşluk..
Bunların tümünün yok mu sonu??
Yok mu birlikte güleceğimiz bir gün??
08 Arl 2012 23:19
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): hp*star
OleSea Aşk'ın Koruyucusu
Yaş: 31 Kayıt: 24 May 2011 Mesajlar: 1,239 Cinsiyet: Erkek Nerden: ... Teşekkür: 550
Durumu: Çevrimdışı
OleSea Aşk'ın Koruyucusu
Konu: Yanıt: Çıplak Ayaklı Kız (BÖLÜM 2)
Senden beklendiği gibi..
Bir iki yerde ufak tefek zaman kayması gördüm ,ama mühim değil..
bir şeyler dönüyor da: hayırlısı..
Beklemedeyim
08 Arl 2012 23:25
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): hp*star
CB O Bir Yıldız!
Yaş: 27 Kayıt: 22 Tem 2010 Mesajlar: 1,418 Cinsiyet: Kız Nerden: Crystal Tokyo Teşekkür: 388
Durumu: Çevrimdışı
CB O Bir Yıldız!
Konu: Yanıt: Çıplak Ayaklı Kız (BÖLÜM 2)
eline sağlık hp-chiii süpersin :3
anlatım tarzın çok iyi.. yaptığın benzetmeler beni benden aldı <3
kelimelerini çok güzel seçiyorsun ağğ *-*
yeni bölümü bekliyorum canısııı
imza için vinvin'e, ikon için de michiru-chan'a teşekkürleer <3
süper bir bölüm ama hp daha uzun yaz ya meraktan çatlatma insanı yeni bölümü bekliyorum
09 Arl 2012 3:06
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): hp*star
hp*star Ay Savaşçısı
Kayıt: 19 Ksm 2010 Mesajlar: 730 Teşekkür: 320
Durumu: Çevrimdışı
hp*star Ay Savaşçısı
Konu: Yanıt: Çıplak Ayaklı Kız (BÖLÜM 2)
@Black rose
teşekkürler canım ^.^ her yazımın takibindesin zaten.beni çok mutlu ediyorsunuz Olea'yla sen *-*
iyi ki varsınızz <3
@Olea
benden ne beklediysen artık.. vaziyet bu kardo, olmayınca da olmuyor yani xD
zamanlar konusuna açıklık getirmek istiyorum,dikkatin için teşekkürler.
aslen, şimdiki zamanın di'li ve miş'li ifadelerini kullanarak yazmaktan hoşlanıyorum; ki zaten o yüzden geneli bu şekilde. fakat bazı yerlerde -sen de fark etmişsindir- bu zaman çekimleri uygun düşmüyor ve ben de mecburen çekimleri "di" li yda "miş"li ye çeviriyorum. -ki genelde di'li oluyorlar-
yani zamanın çekimlerinin tamamen uyuşmadığının ben de farkındayım ama elimden geldiğince azami yaparak hem zaman karışmasını hem de kafa karışmasını önlemeye çalıştım. böylece fazla dikkat çekmeyeceğini düşünmüştüm.
ama zaten bundan başka şekilde de olamazdı çünkü bu tarzda,bu tarz bir anlatımda çok da fazla alternatifim yok.
velhasıl-ı kelam; onlar farkında olmadan araya kaynamış zaman kaymaları,çekim yanlışları değil, hatta bilhassa kastım doğrultusunda gerçekleşmiş şeyler. -çünkü, yazdıktan sonra tekrar tekrar okuyarak elimden geldiğince düzeltme yapmaya çalışıyorum,öyle olsalar dikkatimden kaçamazlardı. zaten zaman konusunda ne kadar hassas olduğumu sen de bilirsin.
tekrar teşekkürler ilgin için ^.^
ortada bir şeyler döndüğü kesin çok bekletmemek niyetindeyim inşallah,neler dönüyormuş,kim kimi nasıl döndürüyormuş beraberce öğrenicez yakında
aslında bir dünya ipucu verdim iki bölümde ama.. kimse dikkat etmediyse demekki.. ):
neyse artık. .D
@Melike-chii
kelimeler ben seçmiyorum ki, onlar beni seçiyolar canımm
yani eğer ajandama yazdığım halini buraya direk geçmiş olsaydı bir satır bile okuyamaz direk kaçardın. ama ne oluyorsa bilgisayara geçerken bir -iman gcü müdür nedir artık asfsfg. xD- şey beni dürtüklüyor. bir satırlık yer oluyor mu sana onbir satır! ondan sonra bi bakmışım kaptırmış gitmişim
teşekkürler canısıı. çok beklemezsin zaten bende bu yazma şevki olduktan sonra.. xD
@Silver
bengisu-chii takip ettiğin için teşekkür ederim ^.^ böyle kısa kısa bi başlayayım sıkmayayım kimseyi dedim. yakında biraz daha uzar heralde .D
yeni bölümü bugün yazarsam inşallah hemen ekleyeceğim.
yorumlarınıza ve size kucak dolusu sevgilerrr ^.^
Çok Yanlışım.
09 Arl 2012 9:42
Bu mesaja teşekkür edenler (3 kişi): Kohana Mai, OleSea, black rose
Hp iki bölümüde yeni okudum ve gerçekten beğendim.Duyguları çok iyi ifade etmişsin.Umarım devamı gelir
Bana bir kelime söyle sonsuzluğa ulaşan.
Bana bir hikaye anlat asla unutulmayan.
Bana bir gökyüzü göster karanlıktan daha koyu olan.
Bana bir hayal ver zamanın kalbini kıskandıran.
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız