gece bekçileri Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3 ... 16, 17, 18, Sonraki |
Yazar
Mesaj
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin

Dördüncü çıkış zili çaldığında defterlerimi toplayıp kapıya yöneldim. Gökhan çantamı elimden alıp yürümeye başladı.her zaman “gerek yok ben taşırım “dememe rağmen izin vermezdi. Sanırım babasından kaynaklanıyordu. Murat amca araba kapısını bile karısına açan, ağır işleri hep kendisi yapan eşine çoğu zaman çiçek getiren türde romantik bir adamdı. Hepimizin annesi bu durumu eşlerine söyleyerek babalarımızı utandırmaya çalışırdı. Yani aileler arasında her daim saygılı, sevgili sıcak bir tablo çizerlerdi. Bazen toplantılar bazen eğlenceler için bir araya geldiğimiz zamanlarda gizli gizli izlerdim murat amcayla eşini. Gerçi her çiftin ayrı bir duruşu ayrı bir ruhu vardı.
Öğle arası en sevdiğim zamanlardan birisiydi. Hele ki o gün pazartesiyse… her pazartesi öğle yemeklerini Samilerde yerdik ve annesi Fatma teyze inanılmaz maharetliydi. Sevdiğimi bildiği için genellikle pizza ya da börek yapardı ki ikinci bir porsiyonu istememek imkansız gibi bir şeydi.
Uzun boylu iri yapılı olan Sami tıpatıp annesiydi. Sadece annesi biraz daha çilli bir yüze sahipti. Mavi gözler, hemencecik kızaran beyaz ten ve duygusallıkları…
Evlerine geldiğimizde Fatma teyze her zamanki gibi güler yüzle karşıladı “meleğim hoş geldin” dedi. İsmimden dolayı tüm anneler “meleğim” derdi.belki de görevimden dolayı… Ben de sıkı sıkı sarılır, yemek ile bulaşık deterjanı kokusunu içime çekerdim… öyle hoş gelirdi ki bu koku… Salona geçtiğimizde Ahmet amca “hoş geldiniz çocuklar” dedi. Masaya geçtik ve Fatma teyze üstünden duman çıkan pizzaları servise başladı. Erkekler muhabbete dalmışlardı ve ben konunun bana geleceği anı bekliyordum. Ahmet amca bana dönüp “cumartesi günü nasıl geçti” diye sordu. “zorluydu” diye cevap verdim genelde kısa konuşmayı tercih ederdim. “Kaç kişiydiler” diye sordu Fatma teyze “üç” dedim. Ardından herkes tek tek sormaya başladı. İştahım yoktu zaten elimdeki çatal bıçağı bıraktım ve mümkün olduğunca sorulara cevap vermeye başladım…
“nerelerde buldun”
“birisi park yakınındaki beyj rengi apartmanın 2. katındaydı diğerleri de ali amcanın bağ evinin çatısındalardı”
Sessizlik oldu ve bana bakamadıklarını fark ettim herkes önündeki yemeğine odaklanmış gibi görünüyordu. Bana belli etmemeye çalışıyorlardı çünkü ben nihayetinde bir kızdım. Hiç kolay değildi yaşadıklarım ve bana üzülerek baktıklarında moralimin bozulmasından korkuyorlardı. Emin konuyu dağıtmak için müdürün saçlarının dip boyasının geldiğinden bahsetti. Bir de taklidini yaparak “eşek herifler” diyerek meşhur saçları geriye itme hareketi yaptı. Herkes güldü. Ben ise kendimi zorladım tebessümden ileriye gidemedim. Daha sonra emin ve miraç kendi aralarında müdür bey in taklidini yapmaya devam ettiler. Bir yandan da bakıp gülüp gülmediğimi kontrol ediyorlardı. Sonunda onlar da pes ettiler.
“gittikçe daha da arttıklarını düşünüyorum baba” dedi sami “araştırmalarımıza devam ediyoruz oğlum Perşembe günü yine toplantı var belki Cuma da olur” dedi ve bana döndü “fakat seni çok takdir ediyorum Melek, gerçekten iyi iş çıkarmışsın”
Sessizce kafamı salladım. Övmeye hiç gelemezdim. Bu kadar utangaç olmaktan hiç hoşlanmıyordum.
Yemek bitince Fatma teyzeye yardım ettik. Yeşil ve krem rengi karışımı mutfak insana kendini daha iyi hissettiriyordu. Her zaman küçük yerleri sevmişimdir zaten. Fazla yememiş olduğumun fark edilmemesini umuyordum. Fakat Fatma teyze tahminimden çok iyi bir gözlemciydi. Tabağımdaki artıkları fark etmişti. Diğerlerinin salona geçmesini bekledi ve “neler oluyor meleğim, bir sorunun mu var biliyorsun ki ben senin de annen sayılırım lütfen çekinme” dedi. Korktuğumu itiraf edemedim sadece “gece iyi uyuyamadım” diyebildim. Elimi tuttu ve “canım kızım anlayabiliyorum sende yaşıtların gibi olmak istiyorsun onlar gibi yaşamak onlar gibi davranmak istiyorsun değil mi” diye sordu. Cevap veremedim. Verecek bir cevabım yoktu ki… sadece bu hayatta biraz daha mutlu olabilmek ve kabul görebilmek istiyordum. Hem normal yaşamımı devam ettirebilmek hem de görevimi daha iyi yerine getirebilmek istiyordum. İkisinde de her şey yolunda gibi görünüyordu. Fakat ben içimde bir şeylerin koptuğunu ve bu kopuklukların eksikliklere yol açtığını biliyordum. Ne olursa olsun yalnızdım. İhtiyacım olan şeyin ne olduğunu bilmiyordum ve en önemlisi çok mutsuzdum.
Öğle arası en sevdiğim zamanlardan birisiydi. Hele ki o gün pazartesiyse… her pazartesi öğle yemeklerini Samilerde yerdik ve annesi Fatma teyze inanılmaz maharetliydi. Sevdiğimi bildiği için genellikle pizza ya da börek yapardı ki ikinci bir porsiyonu istememek imkansız gibi bir şeydi.
Uzun boylu iri yapılı olan Sami tıpatıp annesiydi. Sadece annesi biraz daha çilli bir yüze sahipti. Mavi gözler, hemencecik kızaran beyaz ten ve duygusallıkları…
Evlerine geldiğimizde Fatma teyze her zamanki gibi güler yüzle karşıladı “meleğim hoş geldin” dedi. İsmimden dolayı tüm anneler “meleğim” derdi.belki de görevimden dolayı… Ben de sıkı sıkı sarılır, yemek ile bulaşık deterjanı kokusunu içime çekerdim… öyle hoş gelirdi ki bu koku… Salona geçtiğimizde Ahmet amca “hoş geldiniz çocuklar” dedi. Masaya geçtik ve Fatma teyze üstünden duman çıkan pizzaları servise başladı. Erkekler muhabbete dalmışlardı ve ben konunun bana geleceği anı bekliyordum. Ahmet amca bana dönüp “cumartesi günü nasıl geçti” diye sordu. “zorluydu” diye cevap verdim genelde kısa konuşmayı tercih ederdim. “Kaç kişiydiler” diye sordu Fatma teyze “üç” dedim. Ardından herkes tek tek sormaya başladı. İştahım yoktu zaten elimdeki çatal bıçağı bıraktım ve mümkün olduğunca sorulara cevap vermeye başladım…
“nerelerde buldun”
“birisi park yakınındaki beyj rengi apartmanın 2. katındaydı diğerleri de ali amcanın bağ evinin çatısındalardı”
Sessizlik oldu ve bana bakamadıklarını fark ettim herkes önündeki yemeğine odaklanmış gibi görünüyordu. Bana belli etmemeye çalışıyorlardı çünkü ben nihayetinde bir kızdım. Hiç kolay değildi yaşadıklarım ve bana üzülerek baktıklarında moralimin bozulmasından korkuyorlardı. Emin konuyu dağıtmak için müdürün saçlarının dip boyasının geldiğinden bahsetti. Bir de taklidini yaparak “eşek herifler” diyerek meşhur saçları geriye itme hareketi yaptı. Herkes güldü. Ben ise kendimi zorladım tebessümden ileriye gidemedim. Daha sonra emin ve miraç kendi aralarında müdür bey in taklidini yapmaya devam ettiler. Bir yandan da bakıp gülüp gülmediğimi kontrol ediyorlardı. Sonunda onlar da pes ettiler.
“gittikçe daha da arttıklarını düşünüyorum baba” dedi sami “araştırmalarımıza devam ediyoruz oğlum Perşembe günü yine toplantı var belki Cuma da olur” dedi ve bana döndü “fakat seni çok takdir ediyorum Melek, gerçekten iyi iş çıkarmışsın”
Sessizce kafamı salladım. Övmeye hiç gelemezdim. Bu kadar utangaç olmaktan hiç hoşlanmıyordum.
Yemek bitince Fatma teyzeye yardım ettik. Yeşil ve krem rengi karışımı mutfak insana kendini daha iyi hissettiriyordu. Her zaman küçük yerleri sevmişimdir zaten. Fazla yememiş olduğumun fark edilmemesini umuyordum. Fakat Fatma teyze tahminimden çok iyi bir gözlemciydi. Tabağımdaki artıkları fark etmişti. Diğerlerinin salona geçmesini bekledi ve “neler oluyor meleğim, bir sorunun mu var biliyorsun ki ben senin de annen sayılırım lütfen çekinme” dedi. Korktuğumu itiraf edemedim sadece “gece iyi uyuyamadım” diyebildim. Elimi tuttu ve “canım kızım anlayabiliyorum sende yaşıtların gibi olmak istiyorsun onlar gibi yaşamak onlar gibi davranmak istiyorsun değil mi” diye sordu. Cevap veremedim. Verecek bir cevabım yoktu ki… sadece bu hayatta biraz daha mutlu olabilmek ve kabul görebilmek istiyordum. Hem normal yaşamımı devam ettirebilmek hem de görevimi daha iyi yerine getirebilmek istiyordum. İkisinde de her şey yolunda gibi görünüyordu. Fakat ben içimde bir şeylerin koptuğunu ve bu kopuklukların eksikliklere yol açtığını biliyordum. Ne olursa olsun yalnızdım. İhtiyacım olan şeyin ne olduğunu bilmiyordum ve en önemlisi çok mutsuzdum.
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): Minako-chan
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin


peki diyor ve yeni bölümü de ekliyorum:))
Vakit öğlen 12 yi geçtiği zaman içime garip bir hüzün yerleşiverirdi. Her gün daima olurdu bu ve ben her duygumda olduğu gibi bunu da bastırmaya çalışırdım. O gündeki görev kimdeyse o kişiye karşı daha şefkatli daha anlayışlı olurdum. Diğerlerinde de böyle hislerin olup olmadığını merak ediyordum. Onlar da benim gibi mi düşünüyorlardı acaba ya da bu his cinsiyetimin getirdiği özellikler yüzünden mi böyle oluyordu bilemiyordum. Pazartesi günü yine Sami ye bakıp portakaldan sonraki zamanını düşünüyor ve dua ediyordum.bugün görev sırası ondaydı her pazartesi olduğu gibi….
Evlerinden çıkıp okula doğru yürüdüğümüzde yine bunları düşünürken ayağım taşa takıldı. Tam kollarımı öne doğru salladığım anda hepsi birden yakalayıp düşmemi engellediler. “önüne bak tosba, yerdeki canlılara zarar vermeni istemem” diyerek güldü miraç. Şu lakabı hiçbir zaman bırakmayacaktı anlaşılan. İç geçirip önden hızlı hızlı yürümeye başladım. Gökhan ile emin in miraç a söylenmelerini duyuyordum arkamda. Sami ise arkamdan “dikkat et” dedi. “teneffüste görüşürüz” diyerek adımlarımı sıklaştırdım. Okul bahçesinden içeri girip kendi sınıfıma doğru ilerledim. Nasıl olsa tenefüste yine Gökhan beni alıp diğerlerinin yanına götürecekti. O zamana kadar biraz kendimi toparlayabilirdim. Sınıfa geldiğimde bir grup öğretmen masası etrafına oturmuş konuşuyorlardı. Selamlaştıktan sonra sırama geçip oturdum. Son iki saatimiz fizikti. Geçen seneye göre ağır sayısal konuları işliyorduk ve çoğu kişi bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştı. Sınıfta tekrar bu rahatsızlıkları dile getirmeye başladılar:
“dağılalım hadi fizikçi birazdan gelir” dedi birisi. Ardından ekledi “başka saat mı yoktu da şu salak dersi sona koydular güya fizik dersini sevdiğim için seçtim bu bölümü, keşke eşit ağırlık bölümünü tercih etseymişim bizim sıska fizikçi yerine cillop gibi coğrafyacıyı izlerdim” dedi kahkahayla. Diğerleri de ona katıldılar.
“cansız nesnelerdeki fizik yerine biraz da canlılardaki fiziği işlesek ya” dedi diğeri. Tam o sırada fizik öğretmenimiz içeri girerek herkese yerlerine geçmesini söyledi. Ve ders başladı. Ben de elimde kağıt kalemim ışık hızında not tutmaya verdim kendimi.
Son çıkış zili çaldığında hala not tutmakla meşguldüm. Sınıftan çıkmaya başlayanlar oluyordu ve göz ucuyla bana baktıklarını hissediyordum. Hiç kimse 90 aldığında üzülen bir kişiyle –ki bu aynı zamanda okulun en popüler grubunun içindeki bir hamam böceği ise- arkadaşlık yapmak istemezdi. Kafamı tuttuğum nottan kaldırınca Gökhan ı beni beklerken gördüm. Hızlıca çantamı toplayıp çıktım sınıftan. Okulun arka tarafında toplandık her gün çıkışta olduğu gibi. Emin miraç ve Sami kendi aralarında konuşuyorlardı. Geldiğimizi görünce gülümsediler.
“selam Sami, selam emin, selam gerzek” dedim gülümseyerek. Ne zaman hakaret etsem bu iyi anlama gelirdi. “Her şey yolunda” gibi bir anlamı vardı ve bunu çok iyi bilirlerdi. Zaten hiçbir zaman küsemezdim ki…
“hazır mısın” dedim Sami ye
“her zaman hazırım”
“tabi ki öylesin” dedi Gökhan elini sam inin omzuna koyarak.
“biliyorsun geçen haftayı epey yoğun geçirdik, biz ne kadar güçlenirsek onlar da o derece güçleniyor” diye uyardı miraç Sami yi
“adi yaratıklar artık yaşlıları bırakıp gençlere de musallat olmaya başladılar köklerini kurutana dek devam edecek bu iş ve insanlarımız artık daha huzurlu günler geçirebilecekler”
“hakla onları usta” dedi emin ve komik kung fu hareketleri yaparak “onları kırmızı toprağa bula, onları yak, haşla onları, bizim yerimize bulaşmak neymiş görsünler ve anlasınlar ki bizden kaçış yok” hepimiz Emin i izlerken gülüyorduk. Sami:
“merak etme ıskalamayacağım” dedi ve okul bahçesinden bir miktar kırmızı toprak çıkardı.
Vedalaşıp ayrıldık. Arkamı döndüğümde Sami sırt çantasını omzuna atmış şehrin en yüksek binası olan “gece oteli” ne doğru ilerliyordu. Ben ise değişim sırasındaki acıyı çabucak atlasın diye dua ediyordum.
Vakit öğlen 12 yi geçtiği zaman içime garip bir hüzün yerleşiverirdi. Her gün daima olurdu bu ve ben her duygumda olduğu gibi bunu da bastırmaya çalışırdım. O gündeki görev kimdeyse o kişiye karşı daha şefkatli daha anlayışlı olurdum. Diğerlerinde de böyle hislerin olup olmadığını merak ediyordum. Onlar da benim gibi mi düşünüyorlardı acaba ya da bu his cinsiyetimin getirdiği özellikler yüzünden mi böyle oluyordu bilemiyordum. Pazartesi günü yine Sami ye bakıp portakaldan sonraki zamanını düşünüyor ve dua ediyordum.bugün görev sırası ondaydı her pazartesi olduğu gibi….
Evlerinden çıkıp okula doğru yürüdüğümüzde yine bunları düşünürken ayağım taşa takıldı. Tam kollarımı öne doğru salladığım anda hepsi birden yakalayıp düşmemi engellediler. “önüne bak tosba, yerdeki canlılara zarar vermeni istemem” diyerek güldü miraç. Şu lakabı hiçbir zaman bırakmayacaktı anlaşılan. İç geçirip önden hızlı hızlı yürümeye başladım. Gökhan ile emin in miraç a söylenmelerini duyuyordum arkamda. Sami ise arkamdan “dikkat et” dedi. “teneffüste görüşürüz” diyerek adımlarımı sıklaştırdım. Okul bahçesinden içeri girip kendi sınıfıma doğru ilerledim. Nasıl olsa tenefüste yine Gökhan beni alıp diğerlerinin yanına götürecekti. O zamana kadar biraz kendimi toparlayabilirdim. Sınıfa geldiğimde bir grup öğretmen masası etrafına oturmuş konuşuyorlardı. Selamlaştıktan sonra sırama geçip oturdum. Son iki saatimiz fizikti. Geçen seneye göre ağır sayısal konuları işliyorduk ve çoğu kişi bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştı. Sınıfta tekrar bu rahatsızlıkları dile getirmeye başladılar:
“dağılalım hadi fizikçi birazdan gelir” dedi birisi. Ardından ekledi “başka saat mı yoktu da şu salak dersi sona koydular güya fizik dersini sevdiğim için seçtim bu bölümü, keşke eşit ağırlık bölümünü tercih etseymişim bizim sıska fizikçi yerine cillop gibi coğrafyacıyı izlerdim” dedi kahkahayla. Diğerleri de ona katıldılar.
“cansız nesnelerdeki fizik yerine biraz da canlılardaki fiziği işlesek ya” dedi diğeri. Tam o sırada fizik öğretmenimiz içeri girerek herkese yerlerine geçmesini söyledi. Ve ders başladı. Ben de elimde kağıt kalemim ışık hızında not tutmaya verdim kendimi.
Son çıkış zili çaldığında hala not tutmakla meşguldüm. Sınıftan çıkmaya başlayanlar oluyordu ve göz ucuyla bana baktıklarını hissediyordum. Hiç kimse 90 aldığında üzülen bir kişiyle –ki bu aynı zamanda okulun en popüler grubunun içindeki bir hamam böceği ise- arkadaşlık yapmak istemezdi. Kafamı tuttuğum nottan kaldırınca Gökhan ı beni beklerken gördüm. Hızlıca çantamı toplayıp çıktım sınıftan. Okulun arka tarafında toplandık her gün çıkışta olduğu gibi. Emin miraç ve Sami kendi aralarında konuşuyorlardı. Geldiğimizi görünce gülümsediler.
“selam Sami, selam emin, selam gerzek” dedim gülümseyerek. Ne zaman hakaret etsem bu iyi anlama gelirdi. “Her şey yolunda” gibi bir anlamı vardı ve bunu çok iyi bilirlerdi. Zaten hiçbir zaman küsemezdim ki…
“hazır mısın” dedim Sami ye
“her zaman hazırım”
“tabi ki öylesin” dedi Gökhan elini sam inin omzuna koyarak.
“biliyorsun geçen haftayı epey yoğun geçirdik, biz ne kadar güçlenirsek onlar da o derece güçleniyor” diye uyardı miraç Sami yi
“adi yaratıklar artık yaşlıları bırakıp gençlere de musallat olmaya başladılar köklerini kurutana dek devam edecek bu iş ve insanlarımız artık daha huzurlu günler geçirebilecekler”
“hakla onları usta” dedi emin ve komik kung fu hareketleri yaparak “onları kırmızı toprağa bula, onları yak, haşla onları, bizim yerimize bulaşmak neymiş görsünler ve anlasınlar ki bizden kaçış yok” hepimiz Emin i izlerken gülüyorduk. Sami:
“merak etme ıskalamayacağım” dedi ve okul bahçesinden bir miktar kırmızı toprak çıkardı.
Vedalaşıp ayrıldık. Arkamı döndüğümde Sami sırt çantasını omzuna atmış şehrin en yüksek binası olan “gece oteli” ne doğru ilerliyordu. Ben ise değişim sırasındaki acıyı çabucak atlasın diye dua ediyordum.
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): Minako-chan




Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin
2. sayfa (Toplam 18 sayfa) [ 259 mesaj ] |
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |