gece bekçileri Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3 ... 6, 7, 8 ... 16, 17, 18, Sonraki |
Yazar
Mesaj
Dikkatle izliyordum dedemi. Diğerlerinin de aynı şekilde izlediğinden emindim. Aynı hikayeyi belki yüz defa dinlemiştik fakat bıkmıyor usanmıyorduk. Huzurlu köyünün yaşadıklarını bizler de yaşıyor gibiydik. O merak sonunda olan lanet insanların hatalarının hangi sonuçları doğurabileceğini bir kez daha kanıtlıyordu. Dedem anlatırken kah gözlerimiz doluyordu , kah ürperiyorduk. Oturuş pozisyonu bile değişmiyordu kimsenin.
Dedem gözleri kapalı çayından bir yudum aldı. “of of” “of ki ne of” sesleri geliyordu dedelerden. Beş dakika kadar çaylar tazelenip içildikten sonra dedem yeniden anlatmaya koyuldu.
“yasak zevk verir insana. Yasağa duyulan merak kovdurmuştur cennetten Adem ile Havayı, yasak olduğu için tekrarlanır günahlar. Yasak olduğu için arzulanır kadınlar ve yasak olduğu için aklının bir ucu düşünür yasaklananı.
Hikmet bilge gidince dağa ot toplamaya köylüleri bir düşünce almış. Kimileri demiş ki “gidip görelim şu Peçeliyi. Nedir ne değildir anlayalım”. “elbet gidelim” demiş yaşlı kadınlardan birisi. “yüzünü açtık diye ne olur sanki”. “Hikmet bilge yüzünün açılmamasını istemişti felaket olur demişti” demiş aralarından birisi. “kız çok güzel olduğu için öyle demiştir, yaşlı hovarda kıskandığından dedi onu” demiş bir diğeri. Kendi aralarında tartışmaya başlamış köylüler. Yarısı gidelim kızı görelim diyormuş. Diğer yarısı da “günahtır, ayıptır kız bize yasaktır” diyerek razı gelmemişler kızı görmeye. Köyde yiğitlikleriyle bilinen beş delikanlı gelmiş köylülerin arasına. “yapmayın ağalar elin garibanlarından ne istersiniz siz değil misiniz onları köye buyur eden, siz değil misiniz “merakımıza yenilip de yasağına dokunmayız” diyen? Demişler. Çok söylemişler dinletememişler. Köylüler çekinirlermiş yiğitlerden ama akla bir kere düştü mü fesatlık bir daha çıkmazmış. Aksine büyüyerek çoğalırmış. Beş genç aralarında anlaşıp peçeli kızın evinin önünde nöbet tutmaya başlamışlar. Olur da kızı rahatsız ederler huzur vermezler diyerek beklemeye başlamışlar. Akşam ezanından sonra hava kararıp da herkes evine çekildiğinde hala nöbet tutuyorlarmış. Bir müddet sonra kalabalığın ayak sesleri duyulmaya başlamış. Ben deyim otuz siz deyin 40 kişi erkekli-kadınlı peçeli kızın evine doğru ilerliyorlarmış. Evin önüne geldiklerinde karşılarında beş genci bulup şaşırmışlar. “bakın hele kimler buradaymış” demiş köylülerden biri “siz değil misiniz ‘rahat bırakın kızı’ diyerek ayıptan günahtan bahseden”. “lafını bil de konuş” demiş gençlerden biri. “biz bu kızı koruyup kollamaya geldik zarar gelmesin diye nöbet bekleriz”. “sadece siz görmek istersiniz” demiş diğeri. “çekilin de işimize bakalım”. “Biz burada olduğumuz sürece sokmayız sizi içeriye” demiş diğer genç. Gençlerden korkmuşlar ama merak galip gelmiş. Ellerine geçirdikleri taşları fırlatmaya başlamışlar gençlerin üzerine. Aralarında yaşlılar da bulundukları için dokunmak istememişler gençler ama yüzleri kan revan içinde kalmış atılan taşlardan. Yine de yerlerinden ayrılmıyorlarmış gençler. Birden evin kapısı açılmış. Peçeli kız dışarı çıkmış. İçli içli ağlıyormuş yine. “yazık edeceksiniz kendinize” demiş billur gibi sesiyle. Köylüler kızın sesini duyunca kendilerinden geçmişler. Daha da artmış görme istekleri. “yüzünü aç” diye bağırıyorlarmış. Kız öylece dikilip yalvarmaya yakarmaya başlamış. Gençler ise köylüleri durduramıyorlarmış artık. Etten duvar örmüşler ama nafile. Gençlerin arasından sıyrılan eller kıza uzanıp yüzünden peçesini kaldırmış. Kıpkırmızı bir ışık çıkmış kızdan, herkes kıza bakmış. Gören hareket edememiş. Nefes sesi bile duyulmuyormuş. Kıza bakan herkes bir müddet donduktan sonra çözülmüş. Öyle büyük bir acı gelmiş ki öyle ıstırap çekmişler ki ne olduğunu anlayamamışlar. Feryat figan bağırıyorlarmış. Genç-yaşlı, kadın- erkek herkes kendini dövüyor kafalarını yere vurarak ölmeye çalışıyorlarmış. Herkes almış dersini ama bazı hataların telafisi yoktur işte.
Beş gence de aynı acılar gelmiş. Peçeli kız ise ağlamaya devam ediyormuş. Birden herkesin gözü kırmızı rengine dönmeye başlamış. Vücutlarından tuhaf renkli koyun yününe benzeyen yünler çıkıyormuş. Tırnakları toynağa dönüşüyor vücutları büyüyor yüzleri dehşet verici bir yüze dönüşüyormuş. Yalnızca gençlere hiçbir şey olmamış. Çektikleri acı yavaş yavaş yok olmuş. Kendilerini toparlayıp köylülere bakmışlar. Hepsi çirkin ne olduğu bilinmeyen yaratıklara dönüşmüş. Dört ayak üzerinde dolanan yaratıklar birden gökyüzüne doğru uçmuşlar. Gençler şaşkınmış. Anlam verememişler olanlara. Peçeli kız hemen yüzünü örtmüş. “Hikmet bilgeyi bekleyin” demiş arkasını dönüp içeri girmiş.
Ertesi sabah köylülerin evlerinde kalanları köyün yarısının kayıp olduğunu görmüşler. Kiminin kardeşi kiminin kocası kiminin babası yok olmuş. Gençlere sormuşlar hiç birinden cevap alamamışlar. Bağlara bahçelere çıkmışlar aramışlar yakınlarını. Kimseler yokmuş gidenlerden. Hikmet bilge elinde bastonuyla gelmiş. Görmüş her şeyi. Ne diyecek sözü varmış ne verecek nasihati kalmış. Beş genci oturtmuş etrafına.
“Yalnız ve yalnız size söyleyeceklerim var iyi dinleyin yiğitler, bu kızın yüzünü gören kişilerin hepsi insanlıktan çıkar. Lanetlenir. Sizlere ise kalbinizdeki güzellik sayesinde insanlığınızın devamı bahşedildi. Ancak bu köy halkı da lanetlenmiştir. Peçenin ardındaki yüzü görüp de canavara dönüşenlerden belirli geceler bu köye gelenler olacak. Sizlerden her birinize bu günler içersinde görevler verilecek. O gün görev kime aitse yalnızca o vereceğim bilgiler sayesinde güç kazanıp canavarları öldürebilir. Kırk yaşınızı doldurana kadar devam edeceksiniz bu göreve. Kırk yaş sonrası tehlikelidir. Görevinizi doğacak tek erkek çocuğunuz alacak. Onun görevini de kendi çocuğu. Eğer omzunuza alacağınız yük ağır gelir de isyana kalkarsanız, aklınıza kalbinize bir fenalık gelirse siz ve sizin soyunuzdan gelme herkes o canavarlara dönüşecektir. Ağzınızdan duayı kalbinizden iyiliği düşürmeyin. Sonunuz hayır olsun”
Bu lafları demiş, her bir gence özel kumaşlardan birer giysi vermiş ve peçeliyi de alıp gitmiş hikmet bilge. Nereye gitmiş, hangi insanların yanına gitmiş, o köylerde neler olmuş bilinmez. Bilinen o dur ki köydeki halk kapatmış kendini yabancılara. Her sesten korkar olmuşlar. Her gece yataklarında uyuyamaz olmuşlar. Uykuda ölüm çoğalmaya başlamış. Her gün bir kişi yaratıkları avlar olmuş. Hikmet bilge nin dediği gibi kalplerinin gösterdiği yoldan gitmişler ve köylerini korumuşlar.
Gel gelelim köy hayatı devam etmiş ama canavarlar da yaşamaya devam etmiş. Onlar da üreyip çoğalmışlar tıpkı köydekiler gibi. Aralarındaki çekişme yıllarca devam etmiş.
Her insanın hayatta vereceği bir sınav vardır evlatlar biz ve oğullarımız bu sınavları geçtik. Şimdi sıra torunlardadır. Yeni bekçiler koruyacaklar insanlarımızı.
Biz görevi babalarımızdan aldık. Oğullarımıza verdik. Sizler de babalarınızdan aldınız oğullarınıza vereceksiniz. Gücümüz kuvvetimiz yerinde olduğu sürece Korkutlu ilçesi yeniden huzurlu adını alacak.”
Kendimi hikayenin her bir karakterinin yerine koymuştum. Hikâye bittiğinde gözlerim dolu dolu olmuştu. Her gece kendi insanlarımızı, akrabalarımızı öldürmeye çalışıyorduk. Düşünceler kafama üşüşüyordu. cumartesi benim günümdü. Nefret, acıma, empati, intikam tüm duygularımı saydım. cumartesinin zorlu geçeceğini biliyorum. Miraç tek kişi ile mücadele etmişti. Emin ise tek bir canavar bile bulamamıştı. Cuma günü de Gökhan kimseyi bulamayacaktı. Adım gibi emindim. Bunun sebebinin ben olduğumu herkes biliyordu. Kendilerini bana saklıyorlardı. Kaç kişi olduklarını bilmiyordum. fakat nedendir bilmem korkmuyor, kendime güveniyordum.
Dedem gözleri kapalı çayından bir yudum aldı. “of of” “of ki ne of” sesleri geliyordu dedelerden. Beş dakika kadar çaylar tazelenip içildikten sonra dedem yeniden anlatmaya koyuldu.
“yasak zevk verir insana. Yasağa duyulan merak kovdurmuştur cennetten Adem ile Havayı, yasak olduğu için tekrarlanır günahlar. Yasak olduğu için arzulanır kadınlar ve yasak olduğu için aklının bir ucu düşünür yasaklananı.
Hikmet bilge gidince dağa ot toplamaya köylüleri bir düşünce almış. Kimileri demiş ki “gidip görelim şu Peçeliyi. Nedir ne değildir anlayalım”. “elbet gidelim” demiş yaşlı kadınlardan birisi. “yüzünü açtık diye ne olur sanki”. “Hikmet bilge yüzünün açılmamasını istemişti felaket olur demişti” demiş aralarından birisi. “kız çok güzel olduğu için öyle demiştir, yaşlı hovarda kıskandığından dedi onu” demiş bir diğeri. Kendi aralarında tartışmaya başlamış köylüler. Yarısı gidelim kızı görelim diyormuş. Diğer yarısı da “günahtır, ayıptır kız bize yasaktır” diyerek razı gelmemişler kızı görmeye. Köyde yiğitlikleriyle bilinen beş delikanlı gelmiş köylülerin arasına. “yapmayın ağalar elin garibanlarından ne istersiniz siz değil misiniz onları köye buyur eden, siz değil misiniz “merakımıza yenilip de yasağına dokunmayız” diyen? Demişler. Çok söylemişler dinletememişler. Köylüler çekinirlermiş yiğitlerden ama akla bir kere düştü mü fesatlık bir daha çıkmazmış. Aksine büyüyerek çoğalırmış. Beş genç aralarında anlaşıp peçeli kızın evinin önünde nöbet tutmaya başlamışlar. Olur da kızı rahatsız ederler huzur vermezler diyerek beklemeye başlamışlar. Akşam ezanından sonra hava kararıp da herkes evine çekildiğinde hala nöbet tutuyorlarmış. Bir müddet sonra kalabalığın ayak sesleri duyulmaya başlamış. Ben deyim otuz siz deyin 40 kişi erkekli-kadınlı peçeli kızın evine doğru ilerliyorlarmış. Evin önüne geldiklerinde karşılarında beş genci bulup şaşırmışlar. “bakın hele kimler buradaymış” demiş köylülerden biri “siz değil misiniz ‘rahat bırakın kızı’ diyerek ayıptan günahtan bahseden”. “lafını bil de konuş” demiş gençlerden biri. “biz bu kızı koruyup kollamaya geldik zarar gelmesin diye nöbet bekleriz”. “sadece siz görmek istersiniz” demiş diğeri. “çekilin de işimize bakalım”. “Biz burada olduğumuz sürece sokmayız sizi içeriye” demiş diğer genç. Gençlerden korkmuşlar ama merak galip gelmiş. Ellerine geçirdikleri taşları fırlatmaya başlamışlar gençlerin üzerine. Aralarında yaşlılar da bulundukları için dokunmak istememişler gençler ama yüzleri kan revan içinde kalmış atılan taşlardan. Yine de yerlerinden ayrılmıyorlarmış gençler. Birden evin kapısı açılmış. Peçeli kız dışarı çıkmış. İçli içli ağlıyormuş yine. “yazık edeceksiniz kendinize” demiş billur gibi sesiyle. Köylüler kızın sesini duyunca kendilerinden geçmişler. Daha da artmış görme istekleri. “yüzünü aç” diye bağırıyorlarmış. Kız öylece dikilip yalvarmaya yakarmaya başlamış. Gençler ise köylüleri durduramıyorlarmış artık. Etten duvar örmüşler ama nafile. Gençlerin arasından sıyrılan eller kıza uzanıp yüzünden peçesini kaldırmış. Kıpkırmızı bir ışık çıkmış kızdan, herkes kıza bakmış. Gören hareket edememiş. Nefes sesi bile duyulmuyormuş. Kıza bakan herkes bir müddet donduktan sonra çözülmüş. Öyle büyük bir acı gelmiş ki öyle ıstırap çekmişler ki ne olduğunu anlayamamışlar. Feryat figan bağırıyorlarmış. Genç-yaşlı, kadın- erkek herkes kendini dövüyor kafalarını yere vurarak ölmeye çalışıyorlarmış. Herkes almış dersini ama bazı hataların telafisi yoktur işte.
Beş gence de aynı acılar gelmiş. Peçeli kız ise ağlamaya devam ediyormuş. Birden herkesin gözü kırmızı rengine dönmeye başlamış. Vücutlarından tuhaf renkli koyun yününe benzeyen yünler çıkıyormuş. Tırnakları toynağa dönüşüyor vücutları büyüyor yüzleri dehşet verici bir yüze dönüşüyormuş. Yalnızca gençlere hiçbir şey olmamış. Çektikleri acı yavaş yavaş yok olmuş. Kendilerini toparlayıp köylülere bakmışlar. Hepsi çirkin ne olduğu bilinmeyen yaratıklara dönüşmüş. Dört ayak üzerinde dolanan yaratıklar birden gökyüzüne doğru uçmuşlar. Gençler şaşkınmış. Anlam verememişler olanlara. Peçeli kız hemen yüzünü örtmüş. “Hikmet bilgeyi bekleyin” demiş arkasını dönüp içeri girmiş.
Ertesi sabah köylülerin evlerinde kalanları köyün yarısının kayıp olduğunu görmüşler. Kiminin kardeşi kiminin kocası kiminin babası yok olmuş. Gençlere sormuşlar hiç birinden cevap alamamışlar. Bağlara bahçelere çıkmışlar aramışlar yakınlarını. Kimseler yokmuş gidenlerden. Hikmet bilge elinde bastonuyla gelmiş. Görmüş her şeyi. Ne diyecek sözü varmış ne verecek nasihati kalmış. Beş genci oturtmuş etrafına.
“Yalnız ve yalnız size söyleyeceklerim var iyi dinleyin yiğitler, bu kızın yüzünü gören kişilerin hepsi insanlıktan çıkar. Lanetlenir. Sizlere ise kalbinizdeki güzellik sayesinde insanlığınızın devamı bahşedildi. Ancak bu köy halkı da lanetlenmiştir. Peçenin ardındaki yüzü görüp de canavara dönüşenlerden belirli geceler bu köye gelenler olacak. Sizlerden her birinize bu günler içersinde görevler verilecek. O gün görev kime aitse yalnızca o vereceğim bilgiler sayesinde güç kazanıp canavarları öldürebilir. Kırk yaşınızı doldurana kadar devam edeceksiniz bu göreve. Kırk yaş sonrası tehlikelidir. Görevinizi doğacak tek erkek çocuğunuz alacak. Onun görevini de kendi çocuğu. Eğer omzunuza alacağınız yük ağır gelir de isyana kalkarsanız, aklınıza kalbinize bir fenalık gelirse siz ve sizin soyunuzdan gelme herkes o canavarlara dönüşecektir. Ağzınızdan duayı kalbinizden iyiliği düşürmeyin. Sonunuz hayır olsun”
Bu lafları demiş, her bir gence özel kumaşlardan birer giysi vermiş ve peçeliyi de alıp gitmiş hikmet bilge. Nereye gitmiş, hangi insanların yanına gitmiş, o köylerde neler olmuş bilinmez. Bilinen o dur ki köydeki halk kapatmış kendini yabancılara. Her sesten korkar olmuşlar. Her gece yataklarında uyuyamaz olmuşlar. Uykuda ölüm çoğalmaya başlamış. Her gün bir kişi yaratıkları avlar olmuş. Hikmet bilge nin dediği gibi kalplerinin gösterdiği yoldan gitmişler ve köylerini korumuşlar.
Gel gelelim köy hayatı devam etmiş ama canavarlar da yaşamaya devam etmiş. Onlar da üreyip çoğalmışlar tıpkı köydekiler gibi. Aralarındaki çekişme yıllarca devam etmiş.
Her insanın hayatta vereceği bir sınav vardır evlatlar biz ve oğullarımız bu sınavları geçtik. Şimdi sıra torunlardadır. Yeni bekçiler koruyacaklar insanlarımızı.
Biz görevi babalarımızdan aldık. Oğullarımıza verdik. Sizler de babalarınızdan aldınız oğullarınıza vereceksiniz. Gücümüz kuvvetimiz yerinde olduğu sürece Korkutlu ilçesi yeniden huzurlu adını alacak.”
Kendimi hikayenin her bir karakterinin yerine koymuştum. Hikâye bittiğinde gözlerim dolu dolu olmuştu. Her gece kendi insanlarımızı, akrabalarımızı öldürmeye çalışıyorduk. Düşünceler kafama üşüşüyordu. cumartesi benim günümdü. Nefret, acıma, empati, intikam tüm duygularımı saydım. cumartesinin zorlu geçeceğini biliyorum. Miraç tek kişi ile mücadele etmişti. Emin ise tek bir canavar bile bulamamıştı. Cuma günü de Gökhan kimseyi bulamayacaktı. Adım gibi emindim. Bunun sebebinin ben olduğumu herkes biliyordu. Kendilerini bana saklıyorlardı. Kaç kişi olduklarını bilmiyordum. fakat nedendir bilmem korkmuyor, kendime güveniyordum.
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): Minako-chan
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin

Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin



bezgin yazmış:
Üst komşumuzunuz eşşek kadar oğlu iş bulamamış. Adam benden büyük yani sabit bi işte çalışma hevesi yok, bi yerde dikiş tuturamadığı için kendisi işsiz

Annesinin yorumu "Kızlar da çalışmaya başladı erkeklere iş yok, bence bayanlara iş verilmemeli ( fesattt


Senin dedelerde bunun üstünee geldi

Bak bak Feministlik Damarım tutacak yine .. Bak bak pıt pıt atıyo damar


jandark yazmış:
bak bak bak seeeen bence senin çenen kesilmeli uyuz kadın

kendilerine gülünecekleri bile bile konuşan insanlara ve aptallara hiiiiç tahammülüm yoktur benim.
elbette her insanda kıskançlık bulunur eğer kötü bir durumdaysa alttan almak lazım ufak durumları.
ama bu bildiğin tüy dikmiş. hadlerini bildirmek lazım hacım

yardım lazımsa döner bıçaklarıyla dalarız jandark
dişi yakarışa çeviriririm lan burayıııı


tamam sakinim




Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): bezgin



7. sayfa (Toplam 18 sayfa) [ 259 mesaj ] |
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |