Hâyâllerin ve Tutkunun Esiri, Bir Küçük Kız |
Yazar
Mesaj
Hande'ye kurgumu anlattım. Okulda büyük bir curcuna başlatmak üzereyken durdurdum xPP Kimseye söyleme beğenmeyene rezil olurum vallaha dedim. O da sağ olsun bir gün de sadistlik yapmayıp durdu. Kurgumu çok sevdi Fanfic'e yaz sen bunu dedi. Yani onun verdiği ilhamlar sayesinde buradayım. Hikaye önce onun elinden geçti. (Dobra dobra, kağıt üzerinde U_U xP) Ya ben açıklama yazılarını neden bu kadar çok uzatıyorum o__O Vallaha bak yine çok konuştum, uzatmadan ilk bölüm.
--
Siyah kirpiklerle çevrelenmiş bir çift göz aralandı. Okyanus mavisi gözlerdi bunlar; son derece masum, olacakları tahmin edemeyecek gözler. Derin bir nefes verdi küçük kız. Sonra bakışlarını tavandaki küçük, siyah bir noktaya sabitledi. Gözlerini indirip, pikeyi üzerinden attı ve doğruldu. Tavşan başlı terliklerini giydi. Isınmıştı şimdi ayakları. Küçük, küçücük ayakları vardı. Herkes öyle söylerdi. Ayağa dikilmişti bir süre sonra. Bugün cumartesiydi. Pencereden dışarı baktı. Alabildiğine kasvetli bu şatodan çıkmak istiyordu. Dört duvar arasında bir gece geçirmişti zaten. Dolabından umursamazca bir kıyafet seçip giydi. Bugün... bugün göle gitmeliydi belki de; en huzurlu, en rahat hissettiği yere. Çalışma masasının çekmecesini açtı. Tek bir şey vardı çekmecenin içinde, lacivert kaplı bir defter. Onu sıkıca kavrayıp göğsüne bastırdı. Sessizce kapıyı açtı. Madam Suratsız'ın onu dışarı çıkarken görmemesi gerekiyordu. Ufak adımlarla, parmak ucunda yürümeye başladı. Buradan kurtulmak için iki kat aşağı inmesi gerekiyordu. Ama, lanet olsun ki, son kata inen merdivenin ikinci basamağı gıcırdadı. Bir takım tıkırtılar duyuldu ve bir kapı gıcırdayarak açıldı. Madam Suratsız'a yakalanıp, ceza almaya hiç niyeti yoktu. Başka çaresi kalmamıştı. Son iki basamağı ikişer olarak atlayıp kapıdan dışarı çıktı. Ve özgürdü! Önünde alabildiğine uzanan yeşillik çimenler, rengârenk çiçekler ve çayır kokulu ağaçlarla baş başaydı. Etrafında iki kere döndü ve bir kahkaha attı. Sırıtarak koşmaya başladı. Derenin üzerindeki köprüyü geçti. Şu iki ağacın arasından da geçtiği vakit, onu büyüleyen yere ulaşmış olacaktı.
İşte gelmişti. Gözleri ışıldamaya başladı. Karşısında bir şelale vardı. Sular, güneşin ışığını yansıtıyor ve parlıyorlardı. Aynı o okyanus mavisi gözler gibi. Şakır şakır sesler geliyordu şelaleden, ve suların döküldüğü alabildiğine uzanan göl, her şeyden daha çok güzeldi. Gölün kenarındaki kayaya oturdu. Kayanın dipleri yosun tutmuştu. Onlara hayranlıkla bakarken, buraya niçin geldiğini hatırladı. Suya baktı. Kendi yansıması vardı. Dizlerine kadar uzanan altın sarısı saçları vardı. Saçını hep çok severdi. Etrafında döndüğünde onlar da savrulur ve dalgalanırlardı. O zaman bir peri kızına benzediğini düşünürdü. Okyanus mavisi gözleriyse, akıl almaz derinlikteydi. Hep bir şeyler düşünür gibi görünürdü bu yüzden. Teni bembeyazdı. Mehtabın altında durduğunda, beyaz teni parlardı. Bir heykel gibi olurdu o zaman. Bir tanrıça kadar güzel ve zarif. Bir an bir tanrıça olmanın ne kadar keyifli bir şey olacağını düşündü. İşte, yine düşünüyordu. Yine hâyâl dünyasına dalıp gidiyordu. Kendini, yazmak istediği şeye vermek için o dünyadan çekip aldı. Defterini açtı, arasındaki kalemi eline alıp, en güzel yazısıyla yazmaya başladı.
" Tanrıça!
Ey Tanrıça!
Merak ediyorum bazen. Nerelerdesin? Beni korumak için gelmeyecek misin? Tanrıça! Duy sesimi. Bana gel. Bana gel lütfen. Koru beni. Yalnızım, çok yalnızım. Altın sarısı saçları, okyanus mavisi gözleri, bembeyaz teni olan bir tanrıça yok mu?
Tanrıça!
Bekliyorum.
Yalnızlığımdan kurtar beni.
Lütfen. "
Bunun güzel olduğunu düşündü. Defteri kapattı. Onu Madam Suratsız'dan ve yalnızlığından kurtaracak bir meleğin, bir tanrıçanın olduğuna inanıyordu. İnanmak istiyordu. Ailesinin olmaması, Madam Suratsız'ın yanında kalması onun suçu değildi. Bunun için kimseyi suçlamıyordu. Bu sadece tesadüftü. Kendi yerinde bir başkası da olabilirdi. Bunları düşünerek ayağa kalktı. Fakat bir anda aklına kalemi kayanın üstünde unuttuğu geldi. Onu almak için elini kayanın üzerine götürdü fakat ne olduysa o anda oldu. Ayağı, kayanın dibini bürümüş olan yosuna bastı ve kaydı. Gölün akan sularına düştü. Yüzme bilmezdi ki! Gölün içine doğru çekiliyordu. Bir şey onu boğuyordu. Ölüyordu... olamaz... olamaz ölüyordu! Çırpındı, ama nâfile. Bu sudan asla çıkamayacaktı! Madam Suratsız onu aramaya gelecekti. Bir arama başlatılacak, cesedi suda bulunacaktı. Akciğerlerine suyun yavaş yavaş dolduğunu hissederken, bir umut ışığı gibi görünen iki el suya dalıp onu dışarı çekmeye başladı. Az sonra bedenini çakılların üzerinde hissediyordu. O güzel gözlerini açtığında, karşısında biri vardı. Kim olduğunu bilmiyordu. Zaten görüntü çok bulanıklı. Kendini o kadar bitkin hissediyordu ki, gözleri aniden karardı ve birdenbire bayıldı.
--
Siyah kirpiklerle çevrelenmiş bir çift göz aralandı. Okyanus mavisi gözlerdi bunlar; son derece masum, olacakları tahmin edemeyecek gözler. Derin bir nefes verdi küçük kız. Sonra bakışlarını tavandaki küçük, siyah bir noktaya sabitledi. Gözlerini indirip, pikeyi üzerinden attı ve doğruldu. Tavşan başlı terliklerini giydi. Isınmıştı şimdi ayakları. Küçük, küçücük ayakları vardı. Herkes öyle söylerdi. Ayağa dikilmişti bir süre sonra. Bugün cumartesiydi. Pencereden dışarı baktı. Alabildiğine kasvetli bu şatodan çıkmak istiyordu. Dört duvar arasında bir gece geçirmişti zaten. Dolabından umursamazca bir kıyafet seçip giydi. Bugün... bugün göle gitmeliydi belki de; en huzurlu, en rahat hissettiği yere. Çalışma masasının çekmecesini açtı. Tek bir şey vardı çekmecenin içinde, lacivert kaplı bir defter. Onu sıkıca kavrayıp göğsüne bastırdı. Sessizce kapıyı açtı. Madam Suratsız'ın onu dışarı çıkarken görmemesi gerekiyordu. Ufak adımlarla, parmak ucunda yürümeye başladı. Buradan kurtulmak için iki kat aşağı inmesi gerekiyordu. Ama, lanet olsun ki, son kata inen merdivenin ikinci basamağı gıcırdadı. Bir takım tıkırtılar duyuldu ve bir kapı gıcırdayarak açıldı. Madam Suratsız'a yakalanıp, ceza almaya hiç niyeti yoktu. Başka çaresi kalmamıştı. Son iki basamağı ikişer olarak atlayıp kapıdan dışarı çıktı. Ve özgürdü! Önünde alabildiğine uzanan yeşillik çimenler, rengârenk çiçekler ve çayır kokulu ağaçlarla baş başaydı. Etrafında iki kere döndü ve bir kahkaha attı. Sırıtarak koşmaya başladı. Derenin üzerindeki köprüyü geçti. Şu iki ağacın arasından da geçtiği vakit, onu büyüleyen yere ulaşmış olacaktı.
İşte gelmişti. Gözleri ışıldamaya başladı. Karşısında bir şelale vardı. Sular, güneşin ışığını yansıtıyor ve parlıyorlardı. Aynı o okyanus mavisi gözler gibi. Şakır şakır sesler geliyordu şelaleden, ve suların döküldüğü alabildiğine uzanan göl, her şeyden daha çok güzeldi. Gölün kenarındaki kayaya oturdu. Kayanın dipleri yosun tutmuştu. Onlara hayranlıkla bakarken, buraya niçin geldiğini hatırladı. Suya baktı. Kendi yansıması vardı. Dizlerine kadar uzanan altın sarısı saçları vardı. Saçını hep çok severdi. Etrafında döndüğünde onlar da savrulur ve dalgalanırlardı. O zaman bir peri kızına benzediğini düşünürdü. Okyanus mavisi gözleriyse, akıl almaz derinlikteydi. Hep bir şeyler düşünür gibi görünürdü bu yüzden. Teni bembeyazdı. Mehtabın altında durduğunda, beyaz teni parlardı. Bir heykel gibi olurdu o zaman. Bir tanrıça kadar güzel ve zarif. Bir an bir tanrıça olmanın ne kadar keyifli bir şey olacağını düşündü. İşte, yine düşünüyordu. Yine hâyâl dünyasına dalıp gidiyordu. Kendini, yazmak istediği şeye vermek için o dünyadan çekip aldı. Defterini açtı, arasındaki kalemi eline alıp, en güzel yazısıyla yazmaya başladı.
" Tanrıça!
Ey Tanrıça!
Merak ediyorum bazen. Nerelerdesin? Beni korumak için gelmeyecek misin? Tanrıça! Duy sesimi. Bana gel. Bana gel lütfen. Koru beni. Yalnızım, çok yalnızım. Altın sarısı saçları, okyanus mavisi gözleri, bembeyaz teni olan bir tanrıça yok mu?
Tanrıça!
Bekliyorum.
Yalnızlığımdan kurtar beni.
Lütfen. "
Bunun güzel olduğunu düşündü. Defteri kapattı. Onu Madam Suratsız'dan ve yalnızlığından kurtaracak bir meleğin, bir tanrıçanın olduğuna inanıyordu. İnanmak istiyordu. Ailesinin olmaması, Madam Suratsız'ın yanında kalması onun suçu değildi. Bunun için kimseyi suçlamıyordu. Bu sadece tesadüftü. Kendi yerinde bir başkası da olabilirdi. Bunları düşünerek ayağa kalktı. Fakat bir anda aklına kalemi kayanın üstünde unuttuğu geldi. Onu almak için elini kayanın üzerine götürdü fakat ne olduysa o anda oldu. Ayağı, kayanın dibini bürümüş olan yosuna bastı ve kaydı. Gölün akan sularına düştü. Yüzme bilmezdi ki! Gölün içine doğru çekiliyordu. Bir şey onu boğuyordu. Ölüyordu... olamaz... olamaz ölüyordu! Çırpındı, ama nâfile. Bu sudan asla çıkamayacaktı! Madam Suratsız onu aramaya gelecekti. Bir arama başlatılacak, cesedi suda bulunacaktı. Akciğerlerine suyun yavaş yavaş dolduğunu hissederken, bir umut ışığı gibi görünen iki el suya dalıp onu dışarı çekmeye başladı. Az sonra bedenini çakılların üzerinde hissediyordu. O güzel gözlerini açtığında, karşısında biri vardı. Kim olduğunu bilmiyordu. Zaten görüntü çok bulanıklı. Kendini o kadar bitkin hissediyordu ki, gözleri aniden karardı ve birdenbire bayıldı.
Güya dobra dobra benim elimden geçmişti. Bir paragrafı toptan değiştirmişsin Ama çok kawai olmuş
Min-Hyeok Gang aşksın seeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeen >.<
tipini yerim oy oy "unni!" >.< Bana Hande unni de evlenelim <3 Sasuke ve Hitsugaya baskılı yastıklarda uyuruz beraber <3 Sana yemek ısmarlayayım ablan olayım <3
not: you've fallen for me dizisindeki Lee Shin'den bi tane de ben istiyorum. evcil hayvan gibi lan.
tipini yerim oy oy "unni!" >.< Bana Hande unni de evlenelim <3 Sasuke ve Hitsugaya baskılı yastıklarda uyuruz beraber <3 Sana yemek ısmarlayayım ablan olayım <3
not: you've fallen for me dizisindeki Lee Shin'den bi tane de ben istiyorum. evcil hayvan gibi lan.
Bir şey değil kuzum *-*
Bu arada kuzumun fanficini okuyun süper *-*
Yorum gelmiyor o şimdi üzülür xPP
Bu arada kuzumun fanficini okuyun süper *-*
Yorum gelmiyor o şimdi üzülür xPP
Min-Hyeok Gang aşksın seeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeen >.<
tipini yerim oy oy "unni!" >.< Bana Hande unni de evlenelim <3 Sasuke ve Hitsugaya baskılı yastıklarda uyuruz beraber <3 Sana yemek ısmarlayayım ablan olayım <3
not: you've fallen for me dizisindeki Lee Shin'den bi tane de ben istiyorum. evcil hayvan gibi lan.
tipini yerim oy oy "unni!" >.< Bana Hande unni de evlenelim <3 Sasuke ve Hitsugaya baskılı yastıklarda uyuruz beraber <3 Sana yemek ısmarlayayım ablan olayım <3
not: you've fallen for me dizisindeki Lee Shin'den bi tane de ben istiyorum. evcil hayvan gibi lan.
1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [ 5 mesaj ] |
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |