Karışık Yazılar Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3 ... 8, 9, 10, 11, 12, Sonraki |
Yazar
Mesaj
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): neptune

bu başlığımı özledim^^
>>Bilenler hatirlar ODTU Isletme'nin deli ama cok bilge, hem en sevilen hem
>>en nefret edilen profesoru Muhan Hocanin Strateji Yonetimi dersinin ilk
>>sinifi ogretim uyeleri tarafindan bile katilimiyla gecer ki her senesi
>>ayri ilginctir.
>>Derslerinden birinden bir anekdot:
>>
>>
>> Muhan Soysal tepegöze bir Picasso resmi koyar. Herkes bakar bakar ama
>>tarzi zaten kubik olan surrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin
>>anlayabilecegi cok az sey vardir. Bozuk perspektifli bir oda, sari uzun
>> sacli yaratiga benzeyen bisey. Etrafinda baska yaratiklar, yerde yine
>>bir yaratik ve arkadaki sekli bozuk ici parlak dikdortgenin icinde baska
>>biseyler daha.
>>
>> 5-10 dakka hicbisey soylemeden sinifi izleyen hoca, birazdan Picasso'nun
>>resmini alip Meninas'in bir resmini koyar. Bu resimde sandalyenin uzerinde
>>oturan sari uzun sacli bir aristokrat kizinin etrafindaki dadilari onun
>>sacini tararken yerde kopegi yatmaktadir. Ve babasi arkasindan isik sizan
>>kapidan kizini izlemektedir.
>>
>> Ancak ikinci resmi gorunce Picasso'nun resmindeki ogelerin ne oldugunu
>>ve bu resmin Meninas'in tablosuna gonderme olarak yapilmis oldugunu
>>farkeder tum sinif.
>>
>> Ve Muhan Soysal hic unutamayacagimiz dersini verir:
>>
>> "Hayatta hicbirsey Meninas'in resmi kadar belirgin ve net degildir. Is
>>hayati gercekleri size Picasso'nun resmindeki gibi sekil degistirmis
>>olarak gosterir. Picasso'nun resmine bakip, Meninas'in resmini
>>gorebilenleriniz basarili olacak, digerleri kubik sekillere bakip yanlis
>>anlamlar cikarmaktan gercekleri hic goremeyecek."
>>
>>Bilenler hatirlar ODTU Isletme'nin deli ama cok bilge, hem en sevilen hem
>>en nefret edilen profesoru Muhan Hocanin Strateji Yonetimi dersinin ilk
>>sinifi ogretim uyeleri tarafindan bile katilimiyla gecer ki her senesi
>>ayri ilginctir.
>>Derslerinden birinden bir anekdot:
>>
>>
>> Muhan Soysal tepegöze bir Picasso resmi koyar. Herkes bakar bakar ama
>>tarzi zaten kubik olan surrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin
>>anlayabilecegi cok az sey vardir. Bozuk perspektifli bir oda, sari uzun
>> sacli yaratiga benzeyen bisey. Etrafinda baska yaratiklar, yerde yine
>>bir yaratik ve arkadaki sekli bozuk ici parlak dikdortgenin icinde baska
>>biseyler daha.
>>
>> 5-10 dakka hicbisey soylemeden sinifi izleyen hoca, birazdan Picasso'nun
>>resmini alip Meninas'in bir resmini koyar. Bu resimde sandalyenin uzerinde
>>oturan sari uzun sacli bir aristokrat kizinin etrafindaki dadilari onun
>>sacini tararken yerde kopegi yatmaktadir. Ve babasi arkasindan isik sizan
>>kapidan kizini izlemektedir.
>>
>> Ancak ikinci resmi gorunce Picasso'nun resmindeki ogelerin ne oldugunu
>>ve bu resmin Meninas'in tablosuna gonderme olarak yapilmis oldugunu
>>farkeder tum sinif.
>>
>> Ve Muhan Soysal hic unutamayacagimiz dersini verir:
>>
>> "Hayatta hicbirsey Meninas'in resmi kadar belirgin ve net degildir. Is
>>hayati gercekleri size Picasso'nun resmindeki gibi sekil degistirmis
>>olarak gosterir. Picasso'nun resmine bakip, Meninas'in resmini
>>gorebilenleriniz basarili olacak, digerleri kubik sekillere bakip yanlis
>>anlamlar cikarmaktan gercekleri hic goremeyecek."
>>




by BaLıMSuLTaN *-*
Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): jandark, Valkyrie Cain
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): neptune
u.u teşekkürler^^
MUTLULUK
Laurie Waldron
Yeni bir ev, arka bahçede bir yüzme havuzu, garajda iki güzel araba ve karnımda ilk bebeğim. Dokuz yıllık bir evlilikten sonra hepsine sahip oldum – ya da bana öyle geldi.
Kocamla aramda geçen bir konuşma tüm dünyamı başımı yıktığında, doğumuma birkaç gün kalmıştı. “Sadece bebek için buradayım.” Dedi, “Artık seni sevdiğimi sanmıyorum.” Kulaklarıma inanamıyordum! Hamileliğim sırasında benden çok uzaklaşmıştı, ama ben bu tutumunu baba olmaktan korkmasına yormuştum.
Kendisinden bir açıklama yapmasını istediğimde, bana beş yıl önce bir kadınla ilişkisi olduğunu ve o zamandan beri beni sevmediğini söyledi. Bebeğimi düşündüğüm ve evliliğimi kurtarmak istediğim için, ona kendisini bağışlayacağımı ve her şeyi düzeltmek istediğimi söyledim.
Oğlum doğmadan önceki son hafta iniş çıkışlarla doluydu. Bebeğim aklıma geldiğinde heyecanlanıyor, sonra kocamı kaybetmekten korkuyor ve bazen de suçluluk duygusuna kapılıyordum, çünkü olanların tüm suçunu bebeğe yüklemeye çalışıyordum bazen.
T.J temmuz ayının bir Cuma günü dünyaya geldi. O kadar güzel ve masumdu ki. Annesinin dünyasında olup bitenlerden haberi yoktu. Babasının benden uzaklaşmasının gerçek nedenini öğrendiğimde, oğlum dört haftalıktı. Kocamın sadece beş yıl önce bir ilişkisi olmamıştı, hamileliğim sırasında başka bir ilişkiye daha girmişti ve bu ilişki devam ediyordu. Böylelikle oğlum beş haftalık olunca, T.J ile birlikte yeni evimizi, yüzme havuzunu ve yıkılan hayallerimi geride bırakarak evi terkettik. Yaşadığımız şehrin diğer ucunda bir apartman dairesine taşındık.
Daha önce hiç bilmediğim korkunç duygulara kapılmış ve bunalıma girmiştim. Yeni dünyaya gelmiş bir bebekle baş başa, böyle bir yalnızlık duygusu hiç yaşamamıştım. Bazı günler sorumluluklarımdan bunalıyor ve korkuyla titriyordum. Ailem ve arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı, ama yine de yıkılan hayallerim ve çaresizlik duygumla baş başa geçen yalnız saatlerim hiç geçmek bilmiyordu.
Sık sık ağlıyor, ama T.J’nin ağladığımı görmemesine özen gösteriyordum. Bu olayın onu olumsuz etkilemesine izin vermeyecektim. Her zaman ona gülümseyecek gücü buluyordum.
T.J üç aylık olana kadar her günüm gözyaşlarıyla geçti. İşe başladım ve olan biteni anlatmamak için herkesten kaçmaya başladım. Nedenini bilmiyordum ama, utanıyordum.
T.J dört aylıkken bir cumartesi sabahı yine çok kötü oldum. O gün bizi ziyarete gelen kocamla yine çok tatsız bir tartışma yaşadım ve kocam hışım gibi çıktı gitti. T.J yatağında uyuyordu ve ben banyoda yere çökmüş ileri geri sallanıyordum. Birdenbire, “Artık yaşamak istemiyorum.” Diye bağırdığımı farkettim. Sonraki sessizlik ise ürkütücüydü.
O gün Tanrı’nın yanımda olduğundan eminim. Ağzımdan çıkan sözcüklerden sonra, bir süre sessizce oturdum ve ağladım Ne kadar geçtiğini bilmiyorum, ama içimde daha önce hiç farketmediğim bir güç hissettim. O anda, orada yaşamımı kontrol altına almaya karar verdim. Kocamın yaşamımı bu kadar olumsuz bir biçimde etkilemesine artık izin vermeyecektim. Tüm dikkatimi onun zayıf yönlerine vermekle, onun bu zayıf yönlerinin benim hayatımı mahvetmesine izin veriyordum.
Aynı gün, hemen T.J için bir çanta hazırladım ve hafta sonunu geçirmek üzere erkek kardeşime gittik. T.J ile ilk yalnız seyahatimdi. Kendimi o kadar güçlü ve özgür hissettim ki! İki saatlik yol boyunca hem araba kullandım, hem de T.J ile konuştum, ona şarkılar söyledim ve güldüm. O yolculukta beni ayakta tutanın, oğlum olduğunu anladım. Onun yanımda olduğunu ve bana gereksinim duyduğunu bilmek her sabah bana güç veriyordu ve yataktan çıkmamı sağlıyordu.
O günden itibaren, tüm gücümü beni banyoda ayağa kaldıran güce, kendime olan güvenime odakladım. Bu tür düşüncelere odaklanmamın yaşamımı bu kadar değiştirmesine inanamıyordum. Tekrar gülmeye başlamıştım ve aylar sonra ilk defa çevremdeki insanlarla birlikte olmaktan tad alıyordum. Uzun zamandır içimde gizlenen bireyi keşfetmeye başlamıştım – bundan bugün bile zevk alıyorum.
T.J ile birlikte evi terkettikten kısa bir süre sonra psikoloğa gitmeye başlamıştım ve o kötü olaydan sonra da aylarca devam ettim. Artık herhangi bir yardıma gereksinim duymadığıma karar verdiğimi psikoloğuma dile getirdiğimde, bana sorduğu son soruyu anımsıyorum: “Ne öğrendin?” dedi. Hiç tereddüt etmeden yanıtladım sorusunu. “Mutluluğun kendi içimde olduğunu öğrendim.”
Aldığım bu dersi her gün anımsarım ve herkesle paylaşmak isterim. Kimliğimi, evliliğime ve bu ilişkiyi çevreleyen maddesel değerlere dayandırmakla büyük bir hata yapmıştım.
Kendi yaşamımdan ve mutluluğumdan sadece kendimin sorumlu olduğumu öğrendim. Yaşamınızı bir başka insana odaklar ve yaşamınızı ve mutluluğunuzu bu insanın etrafında kurarsanız, gerçekten yaşamıyorsunuz demektir.
Gerçekten yaşamak için, ruhunuzu özgür bırakın ve benzersiz olmanızın tadını çıkarın. İşte o zaman bir başka insana karşı duyduğunuz sevgi gerçek mutluluğa dönüşür ve yitirmekten korkmayacağınız bir değer olur.
Ruhunuzu özgür bırakın, bırakın ki gönlünce uçabilsin!
MUTLULUK
Laurie Waldron
Yeni bir ev, arka bahçede bir yüzme havuzu, garajda iki güzel araba ve karnımda ilk bebeğim. Dokuz yıllık bir evlilikten sonra hepsine sahip oldum – ya da bana öyle geldi.
Kocamla aramda geçen bir konuşma tüm dünyamı başımı yıktığında, doğumuma birkaç gün kalmıştı. “Sadece bebek için buradayım.” Dedi, “Artık seni sevdiğimi sanmıyorum.” Kulaklarıma inanamıyordum! Hamileliğim sırasında benden çok uzaklaşmıştı, ama ben bu tutumunu baba olmaktan korkmasına yormuştum.
Kendisinden bir açıklama yapmasını istediğimde, bana beş yıl önce bir kadınla ilişkisi olduğunu ve o zamandan beri beni sevmediğini söyledi. Bebeğimi düşündüğüm ve evliliğimi kurtarmak istediğim için, ona kendisini bağışlayacağımı ve her şeyi düzeltmek istediğimi söyledim.
Oğlum doğmadan önceki son hafta iniş çıkışlarla doluydu. Bebeğim aklıma geldiğinde heyecanlanıyor, sonra kocamı kaybetmekten korkuyor ve bazen de suçluluk duygusuna kapılıyordum, çünkü olanların tüm suçunu bebeğe yüklemeye çalışıyordum bazen.
T.J temmuz ayının bir Cuma günü dünyaya geldi. O kadar güzel ve masumdu ki. Annesinin dünyasında olup bitenlerden haberi yoktu. Babasının benden uzaklaşmasının gerçek nedenini öğrendiğimde, oğlum dört haftalıktı. Kocamın sadece beş yıl önce bir ilişkisi olmamıştı, hamileliğim sırasında başka bir ilişkiye daha girmişti ve bu ilişki devam ediyordu. Böylelikle oğlum beş haftalık olunca, T.J ile birlikte yeni evimizi, yüzme havuzunu ve yıkılan hayallerimi geride bırakarak evi terkettik. Yaşadığımız şehrin diğer ucunda bir apartman dairesine taşındık.
Daha önce hiç bilmediğim korkunç duygulara kapılmış ve bunalıma girmiştim. Yeni dünyaya gelmiş bir bebekle baş başa, böyle bir yalnızlık duygusu hiç yaşamamıştım. Bazı günler sorumluluklarımdan bunalıyor ve korkuyla titriyordum. Ailem ve arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı, ama yine de yıkılan hayallerim ve çaresizlik duygumla baş başa geçen yalnız saatlerim hiç geçmek bilmiyordu.
Sık sık ağlıyor, ama T.J’nin ağladığımı görmemesine özen gösteriyordum. Bu olayın onu olumsuz etkilemesine izin vermeyecektim. Her zaman ona gülümseyecek gücü buluyordum.
T.J üç aylık olana kadar her günüm gözyaşlarıyla geçti. İşe başladım ve olan biteni anlatmamak için herkesten kaçmaya başladım. Nedenini bilmiyordum ama, utanıyordum.
T.J dört aylıkken bir cumartesi sabahı yine çok kötü oldum. O gün bizi ziyarete gelen kocamla yine çok tatsız bir tartışma yaşadım ve kocam hışım gibi çıktı gitti. T.J yatağında uyuyordu ve ben banyoda yere çökmüş ileri geri sallanıyordum. Birdenbire, “Artık yaşamak istemiyorum.” Diye bağırdığımı farkettim. Sonraki sessizlik ise ürkütücüydü.
O gün Tanrı’nın yanımda olduğundan eminim. Ağzımdan çıkan sözcüklerden sonra, bir süre sessizce oturdum ve ağladım Ne kadar geçtiğini bilmiyorum, ama içimde daha önce hiç farketmediğim bir güç hissettim. O anda, orada yaşamımı kontrol altına almaya karar verdim. Kocamın yaşamımı bu kadar olumsuz bir biçimde etkilemesine artık izin vermeyecektim. Tüm dikkatimi onun zayıf yönlerine vermekle, onun bu zayıf yönlerinin benim hayatımı mahvetmesine izin veriyordum.
Aynı gün, hemen T.J için bir çanta hazırladım ve hafta sonunu geçirmek üzere erkek kardeşime gittik. T.J ile ilk yalnız seyahatimdi. Kendimi o kadar güçlü ve özgür hissettim ki! İki saatlik yol boyunca hem araba kullandım, hem de T.J ile konuştum, ona şarkılar söyledim ve güldüm. O yolculukta beni ayakta tutanın, oğlum olduğunu anladım. Onun yanımda olduğunu ve bana gereksinim duyduğunu bilmek her sabah bana güç veriyordu ve yataktan çıkmamı sağlıyordu.
O günden itibaren, tüm gücümü beni banyoda ayağa kaldıran güce, kendime olan güvenime odakladım. Bu tür düşüncelere odaklanmamın yaşamımı bu kadar değiştirmesine inanamıyordum. Tekrar gülmeye başlamıştım ve aylar sonra ilk defa çevremdeki insanlarla birlikte olmaktan tad alıyordum. Uzun zamandır içimde gizlenen bireyi keşfetmeye başlamıştım – bundan bugün bile zevk alıyorum.
T.J ile birlikte evi terkettikten kısa bir süre sonra psikoloğa gitmeye başlamıştım ve o kötü olaydan sonra da aylarca devam ettim. Artık herhangi bir yardıma gereksinim duymadığıma karar verdiğimi psikoloğuma dile getirdiğimde, bana sorduğu son soruyu anımsıyorum: “Ne öğrendin?” dedi. Hiç tereddüt etmeden yanıtladım sorusunu. “Mutluluğun kendi içimde olduğunu öğrendim.”
Aldığım bu dersi her gün anımsarım ve herkesle paylaşmak isterim. Kimliğimi, evliliğime ve bu ilişkiyi çevreleyen maddesel değerlere dayandırmakla büyük bir hata yapmıştım.
Kendi yaşamımdan ve mutluluğumdan sadece kendimin sorumlu olduğumu öğrendim. Yaşamınızı bir başka insana odaklar ve yaşamınızı ve mutluluğunuzu bu insanın etrafında kurarsanız, gerçekten yaşamıyorsunuz demektir.
Gerçekten yaşamak için, ruhunuzu özgür bırakın ve benzersiz olmanızın tadını çıkarın. İşte o zaman bir başka insana karşı duyduğunuz sevgi gerçek mutluluğa dönüşür ve yitirmekten korkmayacağınız bir değer olur.
Ruhunuzu özgür bırakın, bırakın ki gönlünce uçabilsin!




by BaLıMSuLTaN *-*
Bu mesaja teşekkür edenler (3 kişi): Valkyrie Cain, laru, Saffiru
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): neptune
Öncelikle bu paylaşımın için teşekkürler..
Konulan yazılan gerçekten çok hoş.Ben de bir tane paylaşmak istiyorum:bu denemeyi bir araştırmam sırasında buldum ve sakladım.Umarım beğenirsiniz..
Alıntıdır.
Yeniden Yaşamak
Yalnizligi,aglamayi bilir misin?. Bilirmisin yalnizlik ne demek?.. Bilir misin gökyuzundeki yildizlardan medet ummayi?.. Uzattin mi elini bir yildiz boyunca, belki tutarim diye farkinda olmadan?
Uykusuz kalmayi bilirmisin sabaha kadar?. Hic kustun mu hayata?. Aslinda kendindir kustugun kucugum?.
Kapatip gozunu hayaller kurdugun oldu mu gelecege dair?. Bazen kucuk bir masumiyet belirir tebessumunde, bazen gozunde hircin bakislar.
Kizdin mi kaderine gunlerce?. Kendini taniyamadigin oldu mu hic?.Bazen cesaret edemeyen konusmaya ve bazen de hic susmayan sen.
Sevdin mi birini?. Her yagmur yagisinda saatlerce bekledin mi sevdigini pencerenin onunde?
Bir yudum sevgi dilendigin oldu mu, sert bakislardan?. Yaslanacak bir omuz aramadin mi?. Birden güldügün oldu mu sebepsiz?. Her siirde kendinden bir seyler bulmadin mi hic?. Rüyalarda yasadigin oldu mu hayatini, istemedigin oldu mu uyanmayi?.
Baktigin ama goremedigin oldu mu etrafi?. Ufak bir sorunu buyutup olmeyi de mi istemedin hic?
Sebebini bilmedigin bir agirlik cokmedi mi ustune?.
Buyudugunu farkedip zamana dusman oldun mu?.
Hecelerin az geldigi, kelimelerin yetmedigi oldu mu duygularini anlatmaya?.
Agladigin oldu mu sebepsizce sabaha kadar?. Belki sen aglamati bilmiyorsunndur , sevmeyi bilmedigin gibi.
Iki damla yasdegildir aglamak. Once huzunlenmek, sonra dusunmek, hayal etmek.. Anilari yasamak, buyuk bir ozlem icinde o kucuk oyuncak bebege sarilmak.
Iste budur aglamak ve yeniden yasamak.
Bu da başka bir tane:
ÖLÜME YAKLAŞMAK
Issız bir parkta sallanırken insan, gökyüzüne dokunacağını düşünür bazen..
sonsuz mavinin derinliklerinde kaybolup gideceğini hayal eder..
düşler kurar, mutluluğa dair.. içinden şarkılar söyler biraz hüzünlü biraz
melankolik birazda aşk kokan.. hızlanır git gitte sallanışlar.. düşündükçe
hızlanır.. hızlandıkça düşünür.. sonra birden ya kopar ipleri salıncağın tüm
düşler suratına yapışır insanın.. yada durur salıncak.. düşlerde durur.
mavilikler siyah olur ansızın.. mutluluk hüzün.. hüzünler acı.. şarkılar
birer feryat olur.. duyan olmaz.. salıncağın ardında kimse kalmamıştır
sallayan.. ve o an.. karanlık çöker başta parka.. sonra tüm şehre.. ve sen
siyah görürsün herşeyi.. konuşmak istersin konuşamazsın.. konuşursun anlayan olmaz
yine susarsın.. gidersin sonra.. karanlıklar içine ve ağlarsın sonra
herkesten gizli.. herkes toplanır başına.. gözlerinde alaycı gülümsemeler..
nefret edersin insanlardan.. kaçarsın bilmediğin bir yere.. yerde gözünden
akan yaşların izleri.. basmadan üzerine koşarsın.. koşarsın.. koşarsın.. bir
uçurum çıkar karşına.. durup kalırsın bir süre.. sonra bakarsın ardına..
herkes arkanda.. atla atla diye tempo tutarken görürsün dostlarını.. ve
gülümsersin son bir defa.. bırakırsın kendini boşluğa.. rüzgarda savrulur,
sallanırsın.. salıncakta olmasanda.. son sallanıştır bu .. son ..
Umarım beğenirsiniz:D
Konulan yazılan gerçekten çok hoş.Ben de bir tane paylaşmak istiyorum:bu denemeyi bir araştırmam sırasında buldum ve sakladım.Umarım beğenirsiniz..
Alıntıdır.
Yeniden Yaşamak
Yalnizligi,aglamayi bilir misin?. Bilirmisin yalnizlik ne demek?.. Bilir misin gökyuzundeki yildizlardan medet ummayi?.. Uzattin mi elini bir yildiz boyunca, belki tutarim diye farkinda olmadan?
Uykusuz kalmayi bilirmisin sabaha kadar?. Hic kustun mu hayata?. Aslinda kendindir kustugun kucugum?.
Kapatip gozunu hayaller kurdugun oldu mu gelecege dair?. Bazen kucuk bir masumiyet belirir tebessumunde, bazen gozunde hircin bakislar.
Kizdin mi kaderine gunlerce?. Kendini taniyamadigin oldu mu hic?.Bazen cesaret edemeyen konusmaya ve bazen de hic susmayan sen.
Sevdin mi birini?. Her yagmur yagisinda saatlerce bekledin mi sevdigini pencerenin onunde?
Bir yudum sevgi dilendigin oldu mu, sert bakislardan?. Yaslanacak bir omuz aramadin mi?. Birden güldügün oldu mu sebepsiz?. Her siirde kendinden bir seyler bulmadin mi hic?. Rüyalarda yasadigin oldu mu hayatini, istemedigin oldu mu uyanmayi?.
Baktigin ama goremedigin oldu mu etrafi?. Ufak bir sorunu buyutup olmeyi de mi istemedin hic?
Sebebini bilmedigin bir agirlik cokmedi mi ustune?.
Buyudugunu farkedip zamana dusman oldun mu?.
Hecelerin az geldigi, kelimelerin yetmedigi oldu mu duygularini anlatmaya?.
Agladigin oldu mu sebepsizce sabaha kadar?. Belki sen aglamati bilmiyorsunndur , sevmeyi bilmedigin gibi.
Iki damla yasdegildir aglamak. Once huzunlenmek, sonra dusunmek, hayal etmek.. Anilari yasamak, buyuk bir ozlem icinde o kucuk oyuncak bebege sarilmak.
Iste budur aglamak ve yeniden yasamak.
Bu da başka bir tane:
ÖLÜME YAKLAŞMAK
Issız bir parkta sallanırken insan, gökyüzüne dokunacağını düşünür bazen..
sonsuz mavinin derinliklerinde kaybolup gideceğini hayal eder..
düşler kurar, mutluluğa dair.. içinden şarkılar söyler biraz hüzünlü biraz
melankolik birazda aşk kokan.. hızlanır git gitte sallanışlar.. düşündükçe
hızlanır.. hızlandıkça düşünür.. sonra birden ya kopar ipleri salıncağın tüm
düşler suratına yapışır insanın.. yada durur salıncak.. düşlerde durur.
mavilikler siyah olur ansızın.. mutluluk hüzün.. hüzünler acı.. şarkılar
birer feryat olur.. duyan olmaz.. salıncağın ardında kimse kalmamıştır
sallayan.. ve o an.. karanlık çöker başta parka.. sonra tüm şehre.. ve sen
siyah görürsün herşeyi.. konuşmak istersin konuşamazsın.. konuşursun anlayan olmaz
yine susarsın.. gidersin sonra.. karanlıklar içine ve ağlarsın sonra
herkesten gizli.. herkes toplanır başına.. gözlerinde alaycı gülümsemeler..
nefret edersin insanlardan.. kaçarsın bilmediğin bir yere.. yerde gözünden
akan yaşların izleri.. basmadan üzerine koşarsın.. koşarsın.. koşarsın.. bir
uçurum çıkar karşına.. durup kalırsın bir süre.. sonra bakarsın ardına..
herkes arkanda.. atla atla diye tempo tutarken görürsün dostlarını.. ve
gülümsersin son bir defa.. bırakırsın kendini boşluğa.. rüzgarda savrulur,
sallanırsın.. salıncakta olmasanda.. son sallanıştır bu .. son ..
Umarım beğenirsiniz:D

Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): Mai Kohana, neptune

Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): neptune
Gülll, Son yazı çok iyi geldi be cane. Üzerine düşününce gerçektende içimizde olanı unutup, başkalarına yaslanıyoruz. Yanlış, yanlış ben diyebilmeli insan. Yaşamda var olabilmek için sadece nefes alıp vermek yeterli değil, gerçekten yaşamak çabalamak kendine karşı bi güven kazanmak lazım. Her ne kadar iş uygulamaya gelince, içimizi bir korku, sarsa da aciz hissetse de insan. Bence elinden geleni yapmak en güzeli..
Teşekkürler Böcüğüm, Gerçekten iyi hissettirdi

Teşekkürler Böcüğüm, Gerçekten iyi hissettirdi


Spoiler:
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): neptune
Bu hikaye çok hoşuma gitti O yüzden paylaşmak istedim inşallah sizde beğenizrsiniz.
Her İşte Bir Hayır Vardır...
Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
"Bunda da bir hayır var!"
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:
"Bunda da bir hayır var!"
Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"
Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
"Haklıymışsın!" dedi.
"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi"
"Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.
"Bunda da bir hayır var"
"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.
"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir"
"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?"
Ve sonrasını düşünsene?
(alıntıdır..)
Her İşte Bir Hayır Vardır...
Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
"Bunda da bir hayır var!"
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:
"Bunda da bir hayır var!"
Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"
Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
"Haklıymışsın!" dedi.
"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi"
"Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.
"Bunda da bir hayır var"
"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.
"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir"
"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?"
Ve sonrasını düşünsene?
(alıntıdır..)


Spoiler:
Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): Valkyrie Cain, neptune
Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): neptune, laru
laru şaşkın böcüğüm
çok hoş bir hikayeymiş *-* sevdim^^
gerçekten de biraz düşününce başımıza gelen olaylar karşısında çok fevri davranıyoruz^^ oysa biraz sabredip beklesek olayların sonucunun neye ve nereye çıkacağına baksak belki de bizim için yazılmış seneryonun güzelliklerini görürüz
paylaşım için sağol böcüğüm
bunu paylaşmanda da bir hayır var


gerçekten de biraz düşününce başımıza gelen olaylar karşısında çok fevri davranıyoruz^^ oysa biraz sabredip beklesek olayların sonucunun neye ve nereye çıkacağına baksak belki de bizim için yazılmış seneryonun güzelliklerini görürüz

paylaşım için sağol böcüğüm







by BaLıMSuLTaN *-*
Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): Sailor Star, laru
estel-chan ve gül-chan paylaştığınız hemen hemen tüm hikayeleri okudum çok hoşlaştım valla billa
ama en çok da şu filmlerle ilgili olana güldüm
estel son paylaştığın hikayeyi de çok beğendim
paylaşmaya devam edin ben de okumaya devam edeyim
emeğinize sağlık özellikle sana neptune bir çok hikaye paylaşmışsın kim bilir nerelerden bulmuşsundur onları uğraşların için sağ ol

ama en çok da şu filmlerle ilgili olana güldüm

estel son paylaştığın hikayeyi de çok beğendim

paylaşmaya devam edin ben de okumaya devam edeyim

emeğinize sağlık özellikle sana neptune bir çok hikaye paylaşmışsın kim bilir nerelerden bulmuşsundur onları uğraşların için sağ ol


İsim Makotom-->Valkyrie Cain
Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): neptune, laru
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): neptune
9. sayfa (Toplam 12 sayfa) [ 166 mesaj ] |
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |