~Siyah Gül~
Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3, 4, 5, 6

Sailor Moon Forum -> Fanart ve Fanfic

 
Yazar Mesaj
sailor chibi chibi moon
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 23
Kayıt: 17 Hzr 2010
Mesajlar: 769
Ünvan: Prenses
Nerden: İzmir
Teşekkür: 220

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Öhöm... Öncelikle herkesten özür diliyorum. Yada hayır efendim sadece Alice-san'dan özür diliyorum. Ben bunun 10. bölümünü yazalı ne kadar zaman oldu kimse iplemedi beni. O yüzden 11. bölüm son olabilir kimse tınlamazsa sildireceğim başlığı.
Alice-san Hayranlık Besliyor Gomennasai Hüzünlü Mesajın mailime gelmedi o.o O yüzden bu kadar geç gördüm ve gördüğüm anda yeni bölümü ekliyorum. Beğenmene de çok sevindim! Ayrıca okuduğun için çok teşekkürler!!




Bölüm On bir
“Gizli varis.”


Asteria olduğu yere çökerken Lynnette kılını bile kıpırdatmadı. Umurunda değildi çünkü. Kaç kere aldatılmış, kaç kere aptal yerine konmuştu? O adam… O adam en masum duygularını yok etmişti. Sevgiye inanıyor muydu artık? Hayır! Sevgi bu evrendeki en büyük zayıflıktı onun gözünde. Merhamet en büyük yenilgi en büyük pişmanlık… İşte bu yüzden insanlara acımaktan vazgeçmişti. İşte tam da bu yüzden gözlerinin önünde yere çöküp gözyaşlarına boğulan bu küçük şövalyeye tepki vermemişti.
“Sensin!” dedi Asteria. Mutluluk kalbini parçalayacakmış gibiydi. Yıllardır yalnız sürdürdüğü, nihai sürgün hayatı yeni karanlığın karşısına çıkmasıyla son bulmuştu.
"Seni buldum! Sonunda karşımdasın..."
"Aşırı gürültücüsün," dedi Lynnette. Donuk gözlerini kırpmadan Asteria'yı inceliyordu. Kimdi bu ahmak? Onunla ne ilgisi vardı?
Asteria hafifçe gülümseyerek gözlerini sildi ve ayağa kalkıp Lynnette'in önünde hafifçe eğildi. "Bağışlayın, Tanrıçam. Sonunda size kavuşmak beni o kadar sevindirdi ki, bir an için kendimi tutamadım."
"Kimsin sen? Ve bana tanrıça demeyi kes. Fazladan ünvana ihtiyacım yok."
"Leydim, size basit ünvanlarla seslenmek bariz bir hakaret olur," diye mırıldandı Asteria gözlerini yerden kaldırmadan. Lynnette kollarını birleştirdi. Hafif bir rüzgar saçlarını savuşturuyordu. Asteria o an ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Kılıcı elinden alınmış bir şövalye, bir hain olmasına rağmen, Karanlık ona ne kadar iyi davranıyordu. Onu tekrar bulmuştu. Rüyalarını süsleyen kızı, kalbini doldurup, ruhunu saran saf enerjiyi...
"Adım Lynnette. Bana hangi ünvanlar konulması gerektiğine ben karar veririm. Kimsin? Bunu tekrar sormayacağım," dedi Lynnette düz bir sesle. Rüzgar şiddetlendi.
"Asteria, Leydim. Bir şövalyeydim," dedi Asteria. Gözyaşları toprağa damlarken gülümsüyordu.
"Geçmiş zaman. Neden?"
"Anlayamadım, Leydim?"
"Başını yerden kaldır ve gözlerime bak," dedi Lynnette buz gibi bir sesle. "Yoksa bunu yapmaktan bile aciz misin, Asteria?" Asteria başını kaldırıp Lynnette'in kızıl gözlerine baktı. O kadar nostaljikti ki o renk... "Şimdi cevap ver," dedi Lynnette. "Geçmiş zaman kullandın. Neden?"
"Leydim ben," diye başladı. "Ben kovulmuş bir şövalyeyim..." diye mırıldanarak bitirdi sonunda.
Lynnette duyduğu şeye şaşırmamıştı. Asteria'yı süzdü. Açık sarı saçları ve yeşil gözleri vardı. Teni hiç güneş görmemiş birine nazaran oldukça bronzdu. Aksanında hafif bir rahatlık, sesinde görülmemiş bir sıcaklık vardı. Bir şey Lynnette'in içini yumuşattı, kalbini ısıttı. Neyin nesiydi bu kız?
Lynnette ondan yayılan açlığı hissedebiliyordu. Enerjisi hemen hemen tükenmişti. "Benden beslen," dedi Lynnette bir anda. Ne yaptığını kendi bile fark etmemişti. Asteria irkildi.
"Siz... Fark ediyorsunuz?"
"Elbette," dedi Lynnette. "Bunu bile fark edemeyeceksem Gölge olmamın anlamı ne?"
Asteria'nın gözlerinden yeniden yaşlar akmaya başladı. O ana kadar kıpırdamadığı yerden kalkıp Lynnette'e sarıldı. "Anlıyorsun! Sen... onun gibi... değilsin!" dedi hıçkırarak. Ardından onu bırakarak önünde uzun bir zaman önce kaybettiği bir gurur ve güçle eğildi. Vücudu ince bir katmanla sarılmıştı. Kılıcını çekerek Lynnette'in ayaklarının dibine sapladı. "Leydim, Gölge'm, Karanlık'ım, Tanrıça'm, Kraliçe'm... Ruhum, güçlerim, kanım ve kılıcımla size hizmet etmek, sizi korumak istiyorum! Sonsuzluğunuzun bir parçasında benim için Dolunay'ınızla aydınlatacağınız yolda sizin kılıcınız ve kalkanınız olmama izin verin!" diye haykırdı Asteria. Tüm özlemi, tüm gücü ve tüm ruhu, yemininin gücüyle sarsıldı. Kraliçe'nin cevabını duymaktan korkuyordu. Gözlerini sımsıkı kapatmıştı.
"Işığın kaynağından karanlık doğar.
Gerçeğin ardında gizlenen yalanlar gibi...
Aldanmış ruhlarımızı parçalar.
Kabul ediyorum. Kılıcım, kalkanım olman karşılığında ruhun sadece bana ait olacak."


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger 26 Ekm 2012 23:06
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): Alice

Alice
Kullanıcı Eşyası

Otaku
Otaku



Yaş: 24
Kayıt: 11 Ksm 2011
Mesajlar: 355
Nerden: Şinigami Dünyasından
Teşekkür: 114

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Demek Asteria'nın tek amacı Lynett'e hizmet etmekmiş.
Bir de ona tanrıçam demesi çok hoş.
Yalnız Asteria zamanda yolculuk mu yaptı? Üstelik "o" dediği kişi de kim?
Çok güzel olmuş. Yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. Hayranlık Besliyor Hayranlık Besliyor Hayranlık Besliyor
Spoiler:
Lütfen yazmaya devam et Irmak chan. Ben derslerimden zaman bulduğum zaman sık sık okurum. Sakın bu başlığı sildirme. Üzgün ya da Ağlıyor Üzgün ya da Ağlıyor Üzgün ya da Ağlıyor


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 27 Ekm 2012 9:30
black rose
Kullanıcı Eşyası

Anime Fan
Anime Fan



Yaş: 21
Kayıt: 20 Ekm 2011
Mesajlar: 304
Puan: 500
Nerden: ...
Teşekkür: 137

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
okumaya yenı zamanım oldu..kusra bakma..zaten bı basladım şımdı bıtırdım..cok guzel yazıyorsun.. devamını merak ettım u.u devam et lutfen .

Dön gel , yine sev beni.
Sar sevgine , sevgimi.
Nefes gibi muhtacım sana...

Spoiler:
Zaman diye birşey yoksa eğer
Nedendir bu farklı hissedişler..
Nedendir bu farklı yaşayışlar ve farklılıklar..
Bu vahşetler ve ihanetler..
Sensizlik ve boşluk..
Bunların tümünün yok mu sonu??
Yok mu birlikte güleceğimiz bir gün??


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 02 Arl 2012 1:22
CB
Kullanıcı Eşyası

O Bir Yıldız!
O Bir Yıldız!



Yaş: 21
Kayıt: 22 Tem 2010
Mesajlar: 1,418
Ünvan: Prenses
Puan: 3200
Nerden: Crystal Tokyo
Teşekkür: 388

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Bir buçuk aydır okumamıştım ben bunu yaaa Üzgün ya da Ağlıyor
Irmak-neee yazacak mısın devamını T^T yaz lütfen

çok pis ilham kaynağı oldu benim için bu yalnız.. epeydir kurguladığım bi konu vardı da yazmaya üşeniyordum da artık yazmayı ciddi ciddi düşünüyorum. ilham perimsin nee-san!

ayrıca devamını yazmayacaksan da bi şekilde devamını nasıl kurguladığını anlatırsın dimi sns* sonu nasıl bitecek çok merak ediyorum u.u böyle çok yarım olmuş bu.


imza için vinvin'e, ikon için de michiru-chan'a teşekkürleer <3
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 08 Arl 2012 0:06
YaSeHime
Kullanıcı Eşyası

Master Otaku
Master Otaku



Yaş: 21
Kayıt: 27 Hzr 2011
Mesajlar: 410
Puan: 50
Nerden: vampirlerin arasından
Teşekkür: 114

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
sper olmuş ve yeni bölüm istiyorum Kötülük Düşünmekte! Kötülük Düşünmekte! Kötülük Düşünmekte!
bu arada violet kıza anıların çalınmıyo dio ama kızın gücüyle birlikte anılarıda çalınmıyor mu?

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger 13 Arl 2012 23:43
sailor chibi chibi moon
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 23
Kayıt: 17 Hzr 2010
Mesajlar: 769
Ünvan: Prenses
Nerden: İzmir
Teşekkür: 220

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Öncelikle okuyan herkese ayrıca teşekkür ederim ve bu kadar geç gördüğüm için çok ayrı bir durumda üzgünüm.

black rose yazmış:
okumaya yenı zamanım oldu..kusra bakma..zaten bı basladım şımdı bıtırdım..cok guzel yazıyorsun.. devamını merak ettım u.u devam et lutfen .
Yeni bir okuyucum olmuş *-* Okuduğun için çok teşekkür ederim Black Rose-san ^^

sailor silver star yazmış:
sper olmuş ve yeni bölüm istiyorum Kötülük Düşünmekte! Kötülük Düşünmekte! Kötülük Düşünmekte!
bu arada violet kıza anıların çalınmıyo dio ama kızın gücüyle birlikte anılarıda çalınmıyor mu?

Iımm.. Soruna cevap verecek olursak şöyle; Lynnette'in gücü geçmişte yaşadıklarından geliyor. Geçmiş bir insanın en büyük saldırı ve savunması olduğuna inanırım. O yüzden anıları olmadan pek bir şey yapamıyor. Çünkü ona neler olduğunu hatırlamadığı için istediği bir intikam veya kurtarmak istediği bir şey yok. Amaçsız olduğu için güce de ihtiyaç duymuyor.
Ama anıları çalınmıyor sadece anılarıyla arasına bir duvar örülüyor. Ve o bunu fark ettiğinde yıkabiliyor ki yıktığını bir önceki bölümde gördük.

Ben de özür olarak gayeeet uzun bir bölüm yazdım ve bu bölümde Lynnette'in geçmişi hakkında herkesi aydınlatacağını düşündüğüm birkaç kısım var. Umarım beğenirsiniz.


Bölüm On İki
"Tutsak"



İki yeminin tekrarlandığı o gecenin üzerinden geçen günler sonunda Lynnette neler yaptığını düşünmek için epey zamana sahip oldu. Son günlerini Pearl ve Asteria arasındaki bir döngüde geçiriyordu. Ama bu gece yalnızdı. Ormanında, ağaçlarının arasında bir dansçının zarif hareketleriyle yürüyordu. Gece her zamanki gibi şarkı söylüyor, rüzgarda hışırdayan yapraklar onun gelişini kutluyordu adeta. İçinden yükselen enerji onu o kadar neşelendirmişti ki gülümsedi. Son zamanlarda sık sık gülüyordu. Bütün bunlar cennet bahçesindeki yılanın sessiz tıslamalarıyla gizlice süslenmişti...

***

Son bir haftayı Asteria ile geçirmişti. Asteria onun yanındayken oldukça mutluydu ve o da bundan mutluluk duyuyordu. Artık kendini bir hiç gibi hissetmiyordu. Fakat o son bir haftada Pearl hiç gelmemişti...
"Pearl, bir süredir ortalıkta yok, değil mi?" dedi Asteria. Lynnette ani bir şaşkınlıkla irkildi.
"Pearl'ü biliyor musun?" diye sordu.
"Evet, elbette. Kovulduğum için sınır bölgesinde çok sık gezerdim. Pearl ile de orada tanışmıştım."
"Ah," dedi Lynnette. Ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu.
"Bir şey söylemene gerek yok. Aranızda bir bağ olduğunu biliyorum. O gün, sana yemin ettiği gün... Şey ben ikinizi izlemiştim."
"O halde... Neden? Neden bana yemin ettin Asteria?"
"Çünkü, eh, biraz bencil bir neden belki ama senin yanında olmak istiyorum."
"Eğer Pearl ve aramdaki yemini biliyorsan o halde benim bir hain olduğumu da bilmen lazım," Lynnette'in sesi şaşkındı. Asteria'dan böyle bir şey beklemiyordu.
"Önemli değil. Sonuçta bende kovulmuş bir şövalyeyim. Aslına bakarsan senin öyle olduğunu düşünmüyorum."
"Şey, güvenini hak edecek ne yaptım bilmiyorum?"
"Bir şey yapmana gerek yok. Damarlarında dolaşan güç bana istediğim kanıtı sağlıyor."
"İyi de geçmişimi bile bilmiyorsun?"
"Biliyorum ya. Sen gelecek hükümdarsın. Sen Siyah Gül'sün. Sen bu diyarı değiştirecek olan kişisin."
"Hayır, bunların hepsi benim geleceğim. Sanırım bana gerçekten inanıp inanmamak sana kalmış bir şey ama anlatmak istiyorum." Lynnette gözlerini uzaklara dikip, rüzgarı dinledi. Friella'ya bile anlatmadığı şeyleri ona anlatacaktı. Bunu yapmalıydı.
"Gerçekten, anlatak zorunda değilsin. Karanlık'daki insanların geçmişleri hiç güzel değildir bilirim."
"Hayır, anlatmak istiyorum, bunu yapmak zorundayım. Aramızda herhangi bir yanlış anlaşılma olmaması için."
"Pekala," dedi Asteria. Aslında o da ölümüne merak ediyordu ama Lynnette'in yaşadıkları muhtemelen herkesinkinden daha beterdi. Yaşadığı acılar onu bu kadar güçlü kılmıştı. Ardından Lynnette derin bir nefes alıp anlatmaya başladı.
"O gün... Sadece koştum. Hiçbir yere sapmadan doğruca koştum. Nereye gittiğimi bilmeden, dinlenmeden... Şimdi ne olacaktı? Çatır çatır yanan konağa arkamı dönmüş, koşuyordum da koşuyordum. Kaderimden kaçmak için, geçmişimin acısını unutabilmek için, zincirlerimi kırmak için...
Bütün dünya o anda toz olup uçtu. Gözlerimi açmıştım tekrar. Dolunayın altında, geceyle kutsanmış, defalarca kez kanımla yıkanmış çayırda yatıyordum yine. Yavaşça derin bir nefes aldım. Eğitimim zorluydu. Tabi uygun görüldüğüm görev daha zorluydu. Karanlığın yeni hükümdarı olacaktım yakında. Bizzat seçilmiştim bu görev için. Hala neden seçildiğimi bilmesem de beni seçmişti işte. Çimenlere çiğ düşmüştü. Buram buram toprak kokusu sarmıştı etrafımı. Çimenler sırtımı gıdıklıyordu. Yavaşça yattığım yerden doğruldum. Kılıcım tam yanımda duruyordu. Kılıcımın siyah rengi; akıttığım kanlar yüzünden bordoya dönmüştü. Yoruluyordum. Hem de çok... O, beni yoruyordu. Beni herkesten uzak sır gibi tutuyordu. Kendisine yakın ancak dışarıya uzak... Şövalyelerin hiç birini tanımıyordum. Benim koruyucum yoktu. Kendimi korumam için sadece sessizlik kılıcı vardı. Soğuk ve uzak bir yaşamım vardı. Hep izlemekle yetinirdim. Ama bunu seviyordum. En azından Karanlık bana yalan söylemiyordu...
Aslında hepimiz Aydınlık da doğduk. Geçmiş zamanlarda sadece Aydınlık vardı. Tabi bir de ulaşamadıkları. Zamanla bu düzen değişti. Aydınlık'ın söylediği yalanlar insanlara fazla gelmeye başlayınca, halk onu teker teker terk etti. Sonunda ayrılanlar yeni ve en az Aydınlık kadar güçlü bir boyut kurdular. Yine de bu bazı kuralları değiştirmedi. Bu ayrılma sırasında taraflar belirlendi. Işık, yaşam ve yeniden var oluş; Aydınlık tarafında yer aldılar. Karanlık, ölüm ve yıkım ise; Karanlık tarafına geçtiler. Bu değişim bir devrimdi. Yüzyıllar boyunca hüküm süren Aydınlık'a ilk kez baş kaldırılmıştı.
Tabi bütün bu devrim benden çok önceydi. Yaklaşık üç milenyumdur Aydınlık ve Karanlık, katı sınırlar sayesinde ayrı durmakta. Bana gelirsek... Evet, söylediğim gibi... Herkes Aydınlık'ta doğar. Ama Karanlık'ta ölür. Ve değişim vardır. İşte ben bu değişimden geçtim...
Bundan yaklaşık beş yıl önceydi... Acı, gözyaşı hüzün... O zaman tatmıştım bunları. Kalbimin ağırlığı beni öldürüyordu adeta... Yapabilecek bir şeyim kalmamıştı. Yaşamak zordu, acı vericiydi. Dayanamıyordum. Dayanmak istemiyordum. Ben de vazgeçtim. Direnmekten, dayanmaktan, hizmet etmekten, boyun eğmekten... Bitki gibi yaşıyordum adeta. Nefes alıyordum, hareket ediyordum ama bilinçsizdim. Tıpkı bir kukla gibiydim... İsyan ettim. Her şeye, yaşamaya, Aydınlık'a... Hizmet ettiğim, inandığım her şeye. Paramparça oldu dünya... Zincirlerim kırılmıştı. Şimdi yalnızdım. Aydınlık beni terk etmişti. O da bırakmıştı beni. Yalancıydı işte. Bana anlattığı her şey... Yalandı! Haykırdım, isyanımı dile getirircesine.
"Hani önemserdin beni! YALANCI! Sen korkak farenin tekisin! Acıyı öğretmedin bize! Bizi yalnız bıraktın! Senden nefret ediyorum! Aydınlık'tan, onun meydana getirdiği her şeyden nefret ediyorum!"
İşte tam o andı... Yaşadığım beyaz konak o anda yanmaya başladı. Cennetin ateşiyle yanıyordu. Öylece izledim. Hayatımı elimden almıştı. Şimdi elimde kalan son kırıntıları da o yangınla alıp götürüyordu...
Koştum bende. Durmadan, dinlenmeden kaçtım. Artık özgürdüm. Özgür ve yalnız... Anılarımı yakıyordu o beyaz konakta. Gözyaşlarımla ıslanmıştı yüzüm. Belki son kez ağlıyordum. Koştum, koştum... Karanlık bir ormana varana kadar koştum. Ormana daldım. Duraksamadan daha derinlere koşuyordum. Ta ki kaybolduğumu anlayana kadar... O an karşıma çıktı. Taş bir tapınak duruyordu karşımda. Bütün ihtişamıyla bir anda önümde yükselmişti. Tereddüt etmeden içeri girdim. Beni bekliyordu.. İçeride birisi olduğuna emindim. Ancak yoktu. İçeride kimse yoktu. Beni bekleyen kimse... Tabi ya! Beni kim bekleyebilirdi ki.
Tapınağın iç kısımlarına doğru ilerledim yinede. İleride gözüme tuhaf bir obje takıldı. Yaklaştıkça objenin taştan yapılma kanlı bir sunak olduğunu gördüm. Yanına varınca durdum. Yavaşça kanlı sunağın pürüzsüz yüzeyinde elimi gezdirdim. Benden isteneni biliyordum. Canımı sunmalıydım o kanlı sunakta. Kime veya neden bilmiyordum. Ama bunu yapmalıydım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Tekrar gözlerimi açtığımda sunağın yanında beyaz ama lekeli bir hançer duruyordu. Tereddüt etmeden hançeri aldım ve bileklerimi kestim. Kanım damarlarımdan akıp, kanlı sunağı yıkarken öylece izledim. Gözlerim tekrar kapanmaya başladığında... Bu kez ölüyordum... Direnmedim. Zaten umurumda da değildi.
Tam o sırada o sesi duydum. Buğulu mükemmel bir ses... Adımı söyleyen, bana seslenen... Sonra kollarını bedenimde hissettim. Beni sardı ve kendisine çekti.
"Tamam, siyah meleğim. Bu kadar kan yeter..."
Gözlerimi açmaya korkuyordum. Açarsam kaybolur diye korkuyordum. Ne düşündüğümü duymuş gibi cevap verdi.
"Aç gözlerini. Ben seni terk etmeyeceğim."
"Bana garanti verebilir misin?"
"Karanlığın garantisi olmaz meleğim. Ama sadece sana garanti verebilirim. Haydi, aç gözlerini..."
Emrine uydum ve gözlerimi açtım. İşte, bütün ihtişamıyla karşımda duruyordu. Bembeyaz bir ten, simsiyah gözler ve kadife gibi omuzlarına dökülen siyah saçlar. Ama beni en çok etkileyen, ölüm gibi duran, dipsiz gözleriydi...
O ana kadar fark etmemiştim, kadının tam arkasında iki kişi daha duruyordu. Biri kadındı. Güzel uzun siyah saçlıydı. Kadının kan kırmızısı gözlerinde yıkıcı bir ifade vardı. Diğer adam ise uzun dalgalı saçları omuzlarına dökülüyordu. Adam ölü gibiydi... Donuk bakışları vardı ancak bir o kadar da vahşiydi. O an karşındakilerin kim olduğunu anladım. Karanlık ölüm ve yıkım duruyordu karşımda. Yıkım ve ölüm bir ellerini Karanlık'ın omuzlarına dokunuyorlardı. Karanlık bir şey söylemedi. Ama Yıkım konuştu...
"Onun doğru kişi olduğuna eminim. Yıldızı ışık saçıyor. O bize gönderildi. Ve senin artık çekilme zamanın geldi. Bu son ikazımız. Artık sana değil ona hizmet edeceğiz. Sakın bizi sıkıştırma." Ölüm de ona katıldı.
"Haklı. O bizim için geldi ve senin gitme zamanın geldi." Karanlık başını eğdi. Doğrudan bana bakarak Ölüm ve Yıkıma cevap verdi.
"Teşekkür ederim dostlarım. Sözlerinizi dikkate alacağım. Şimdi beni siyah meleğim ile yalnız bırakın." Yıkım bir an için hırladı. Ölüm yavaşça tısladı ama yine de beni onunla baş başa bıraktılar. Ve dönüp tapınağın gölgelerinde kayboldular.
Karanlık bana dönüp kollarını açtı.
"Gel buraya siyah meleğim. Sana yıldızını göstereceğim..."
İstemsiz adımlarla kollarına gittim. Belime sarıldı ve beraber bir girdabın içine düştük. Beni sıkıca tutuyordu. Sonunda önümüzde ufak bir ışık belirdi. Yaklaştıkça büyüdü, ışığı güçlendi. Sonunda beni bıraktı. Artık o yıldızla karşı karşıya duruyordum. Bir adım daha attım yıldıza doğru... Yıldızın güzelliği beni büyülemişti. Bir adım daha... Ve titrek parmaklarımı uzatıp yıldıza dokundum... Sıcacıktı. Ölen ben gibiydi. Aydınlığın yaktığı anılarım gibiydi. Geçmişim gibiydi...
"Görüyor musun meleğim? Sen bana, buraya aitsin... Benimle can buluyorsun. Ve gelecekte benim boyutumda seninle can bulacak. Ve sayende büyük şeyler başaracağım."
Arkamı döndüm ve yüzüne baktım. Bir anda şaşkınlıkla iç geçirdim. Tekrar tapınağa dönmüştük...
"Bana sunduğun kan, cesaretini gösterdi. Yıldızın ait olduğun yeri kanıtladı. Yıkım ve ölüm de gücünü kanıtlamak için önünde eğildiler. Bense... Sadakatine karar vereceğim. Boyutumu sadakatine sunuyorum. Buraya sana yeni adını vermek için geldim siyah meleğim...
Ben Karanlığın Hükümdarı Friella, bir milenyum boyunca hükmettiğim boyutun gücüyle sana yeni adını ve yeni yerini sunuyorum...
Hayalet Kan... Yeni mirasçım. Gelecek hükümdarı..."
Sonra elleri boynuma dokundu. Daha ben neler olduğunu anlayamadan o nazik, yumuşak eller nefesimi kesmişti. O gün içimdeki tüm ışık, Friella'nın elleriyle yok edildi. Uyandığımda başka şansım olmadığını biliyordum. Sarayın çayırındaydım. Tam on üç gece bekledim. Öylece, tam anlamıyla bir ölü olarak," Lynnette'in sesindeki acımasızlık Asteria'yı ürpertmişti. "Ardından o geldi ve anlaşmamızı yineledik. O zamandan beri yalnızım. Aylardır, hayır, belki de yıllardır. Ne de olsa son zamanlarda geçen zamanı saymayı bıraktım."
Lynnette acımasız bir kahkaha attı. Asteria onunla geçirdiği bu kadar zamandan sonra ilk kez ondan korktuğunu hissediyordu. O yeni hükümdar olmakla kalmayıp, hem Ölüm'e hem de Yıkım'a boyun eğdirmişti. Bunu ondan yayılan güçte görebiliyordu. Kılıcının bile korkup titremesine neden olan soğuk ateşi, intikam için yanıp tutuşuyordu.
O an Asteria bir karar alması gerektiğini anladı. Lynnette'in acımasızlığı buz misali her şeyi yok edebilirdi. Öyle ki bunu aralarındaki yeminden gelen bağ ile hissetmişti. O an Lynnette gözlerini Asteria'nın gözlerine dikti. O kan rengi gözlerde gördüğü şey sadece Lynnette değildi. O kan rengi gözlerde gördüğü, simsiyah alevlerle kaplı bir gül bahçesiydi. O kan rengi gözlerde ölümü görüyordu Asteria.
"Ya benimlesin," diye fısıldadı Asteria'nın kulağına Lynnette. "Ya da bana karşısın." Asteria'nın damarlarındaki kan buz kesmişti. Lynnette bunun farkındaydı ve böyle olmasından hoşnuttu. Eğer ona itaat etmelerini sağlayacaksa biraz korku salmakta zarar görmüyordu.
Ardından bir cevap beklemeden geri çekildi ve oradan uzaklaştı. Artık cevabını biliyordu Lynnette. Yeterince beklemişti. Hatta gereğnden uzun bir süre bile beklediği söylenebilirdi. Artık ona ait olan şeyleri alma zamanıydı.


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger 24 Oca 2013 15:40
CB
Kullanıcı Eşyası

O Bir Yıldız!
O Bir Yıldız!



Yaş: 21
Kayıt: 22 Tem 2010
Mesajlar: 1,418
Ünvan: Prenses
Puan: 3200
Nerden: Crystal Tokyo
Teşekkür: 388

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Sonunda Lynette karşı atak yapacak demek *o* ekşııın!
ayrıca eline sağlık nee-san'ım <3


Yıldızın güzelliği beni büyülemişti. Bir adım daha... Ve titrek parmaklarımı uzatıp yıldıza dokundum... Sıcacıktı. Ölen ben gibiydi. Aydınlığın yaktığı anılarım gibiydi. Geçmişim gibiydi...
Bu kısma öldüm<3


imza için vinvin'e, ikon için de michiru-chan'a teşekkürleer <3
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 24 Oca 2013 15:57
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): sailor chibi chibi moon

sailor chibi chibi moon
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 23
Kayıt: 17 Hzr 2010
Mesajlar: 769
Ünvan: Prenses
Nerden: İzmir
Teşekkür: 220

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Bölüm 13
“Fırtına öncesi son sessizlik”

Asteria’nın hızlı adımları ormanın karanlık sessizliğinde yankılanıyordu. Peşinden gelen birileri olsa bu kadar korkmazdı Asteria. O onurlu ve korkusuz bir şövalyeydi ama şimdi ölesiye korkuyordu. Her şeyden çok inanıp, güvendiği ve yemin ettiği o kan gözlü şeytandan.
Asteria bir an durup etrafına baktı. Yavaşça derin bir nefes aldı. Ona ihanet edecek miydi? Lynnette onu uyarmamış mıydı? Gayet açık bir tehditle belirtmişti hem de. Şimdi ona ihanet ederse Asteria’ya ne olacaktı ki? Lynnette’in ona anlattığı onca şey onun kim olduğunun bir kanıtıydı ve doğal olarak da öfkelenmekte haklıydı.
İhanete uğramış, kaçmış, öldürülmüş, yeniden diriltilmiş, ardından bir köşeye atılıp tekrar ihanete uğramıştı.
Asteria da öfkelenirdi. Ama Lynnette’in öfkesi tüm evrenin öfkesinden daha büyüktü. Öyle ki Asteria bile titremişti. Gözünü kırpmadan ölüme atılacak olan bir şövalye Lynnette’in öfkesi karşında sinmişti.
Asteria tekrar yürümeye başladı. Sanki gölgeler Asteria’nın ihanetini sezmişlerdi. Daralıyor, üstüne kapanıyor, onu nefessiz bırakıyorlardı. Friella onunla arasındaki şövalye bağını kırdığında bile bu kadar çaresiz bu kadar aciz hissetmemişti kendini. Ancak öncekiyle aynı değildi durum. Bu kez ihanet eden oydu. Lynnette’e, Kraliçe’sine, ona zırhını geri veren, şövalyelik gururunu bir kez daha yaşatan Gölge’sine ihanet ediyordu. Asteria ne zaman böyle olmuştu? Onun gece tarafından kabul edildiğini, gül ile onurlandırıldığını bile bile nasıl ona ihanet edebilecek cesarete ve hainliğe sahip olabiliyordu? Bunu Asteria’nın kendisi bile bilmiyordu ama kendini Büyücü’ye gitmek zorunda hissediyordu.
Onu boş bir alanda tuhaf gölgelerin hemen yanında buldu. Perişan görünüyordu. Asteria koşarak yanına gitti Büyücü’nün.
“Neyin var?!?” diye bağırdı. Etrafta kimse olmamasına karşın üzerine dikilen bakışları hissediyordu.
“O…” diye başladı Pearl. Gözleri Asteria’nın üstündeydi. Ama bir şey görebildiğini söylemek güçtü. “Öldürdü! Saldırdı! Yaktı ve yıktı!” Pearl titremeye başladı. Ya da belki titreyen Asteria’ydı da farkına varamamıştı.
“Kim?” diye sordu Asteria sessizce.
“Ölüm,” dedi Pearl. “Yıkım… ve… Karanlık!”
“Nasıl? Neler oldu? Anlat, Pearl!!” Asteria, Pearl’ü omuzlarından tutup sarsmaya başladı.
“Ailemden biri… O… Ölmek üzere…! Onu durdurmalıyım!”
“Onu durdurmalıyız…” diye fısıldadı Asteria kendi kendine. Ancak tüm bu sözler onun sözleri değildi. Yapışkan bir siyahlık, bataklık misali Asteria’yı içine almış, düşüncelerini aşağı çekiyordu.
“Yemin et!” dedi Pearl. “Bana yemin et!”
Asteria, böyle bir şey yapmayacağını düşünüyordu. Asla. O Karanlık’ın şövalyesiydi. Karanlıktan olmayan birine yemin etmezdi. Buna imkân yoktu ama ağzından dökülen tüm o kelimeler düşüncelerini yıkmıştı.
“Yeminim, ruhum, kılıcım… Hepsi sizin ruhunuza ve gücünüze ait leydim,”
Pearl sinsice gülümsedi. Hepsi bu kadardı. Sıra Elena’yı ele geçirmeye gelmişti.


***

Beraberinde getirdiği rüzgâr, Lynnette’in elbisesini dalgalandırıyordu. Siyah saçları vahşice savruluyor onun görünüşüne daha etkileyici bir hava katıyordu. Saraya gitmek için her zaman ki çayırı kullanabilirdi ama bu kez şehri seçmişti. Nasıl olsa yakında kraliçe olacaktı.
O an halka hiç kafa yormadığını fark etti. Etraf insan kaynıyordu ve Lynnette onların mutsuzluğunu hissedebiliyordu. Nedenini bilmese de bu insanların üzüntüsü onun üzüntüsü olmuştu. Sokaklar kalın, büyülü ve ışık yayan mumlar ile aydınlatılıyordu. Evler, taştan tek katlılardı. Bir köy gibiydi. Kız yol kenarında satış yapan insanlara baktı. Hepsi mutsuzdu. Tezgahlardaki meyveler, satıştaki hayvanlar… Kız görüne çarpan en yaşlı bayana yaklaştı.
“Herkes neden üzgün?” diye sordu yavaşça kadına. Kadın elindeki çiçek tacını kenara bırakıp kafasını kaldırdı. Ancak kızın gözlerine baktığı anda donup kaldı.
“Bayan?” diye sordu kız yavaşça.
“Ah,” dedi kadın kendine gelerek. “Alışılmadık gözleriniz var genç hanım. Buralarda yıllardır rastlanmaz. Hatta belki yüzyıllardır…”
“Evet, biliyorum. Bu gözler bir ihanet simgesi.”
“Hayır! Hayır! Öyle değil, genç hanım. Bu gözler eski efsanelerin sahibine aitti bir zamanlar. Gerçekten var olup olmadığını bile bilmediğimiz Gölge’nin gözlerinin kan rengi olduğunu söyler efsaneler. Bir gün bizi gelip kurtaracağı anlatılan efsaneler… Ama sizinle bir ilgisi olamaz,” dedi yaşlı kadın tezgâhındaki pörsümüş çiçeklere bakarak.
“Neden?” diye sordu Lynnette.
“Çünkü genç leydi, bizi kurtarabilecek kimse kalmadı artık.”
“Böyle düşünmenize sebep olan şey ne?”
“Ne mi? Geceler artık o kadar soğuk ki, donarak ölenler var. Bitkiler açmıyor, verimli topraklarımız bataklığa dönüşü…”
“Ve tüm şehir kıyameti bekliyor,” dedi yan tezgâhtan otuzlu yaşlarında bir adam.
“Kraliçe bunu düzeltemez mi?”
“Düzeltebilir. Ama düzeltmez.”
“Niçin?”
“Çünkü böyle olmasını o istiyor.”
“Halkı için? Ama bu çok saçma. Halkı olmazsa bir hükümdarın ne anlamı kalır ki?”
“Bir anlamı kalmaz. Onun için anlamı olan tek şey kafasındaki o lanet taç ve üzerinde oturduğu taştan sandalye. Biz ona olan inancımızı çoktan kaybettik.”
“Ama o sizin kraliçeniz,” dedi Lynnette. “Nasıl böyle davranabilir?”
“Onun için halk; ‘Kraliçemiz çok yaşa!’ diyecek olan bir grup insandan başka bir şey değil.”
“Görünüşe göre tam zamanında,” dedi Lynnette gözlerini çiçeklere dikerek.
“Tam zamanında olan ne?” diye sordu yaşlı kadın. Ancak Lynnette cevap vermedi. Yavaşça tezgahın önünde yere eğilip her yere onunla birlikte giden gülleri yavaşça okşadı ve bir demet toplayarak yaşlı kadına verdi.
“Şimdilik sadece bunu yapabilirim, bayan,” Lynnette yavaşça gülümsedi. Kadın güllere şaşkınlıkla bakarak aldı.
“Siz…” diye başladı ama devamını getiremedi. Çünkü Lynnette çoktan kararlı bir ifadeyle saraya doğru yürümeye başlamıştı. Sokakta oynarken ağlayan bir çocuğun saçlarını hafice okşadı. Lynnette’in öfkesi artık son kademedeydi. Bu iş bitecekti hem de hemen.


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger 23 Şub 2013 1:47
black rose
Kullanıcı Eşyası

Anime Fan
Anime Fan



Yaş: 21
Kayıt: 20 Ekm 2011
Mesajlar: 304
Puan: 500
Nerden: ...
Teşekkür: 137

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
ne güzel , hakkı olanı almaya ve haksızlıkları önlemeye gidiyor Gülücük Dağıtıyor güzel bir bölüm , devamını bekliyorum..

Dön gel , yine sev beni.
Sar sevgine , sevgimi.
Nefes gibi muhtacım sana...

Spoiler:
Zaman diye birşey yoksa eğer
Nedendir bu farklı hissedişler..
Nedendir bu farklı yaşayışlar ve farklılıklar..
Bu vahşetler ve ihanetler..
Sensizlik ve boşluk..
Bunların tümünün yok mu sonu??
Yok mu birlikte güleceğimiz bir gün??


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 28 Şub 2013 16:55
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): sailor chibi chibi moon

güneş savaşçısı
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 23
Kayıt: 27 Oca 2010
Mesajlar: 754
Puan: 350
Nerden: güneş krallığı
Teşekkür: 75

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Hacım her zaman ki gibi güzel kurgulamışsın ^^ Takip edeceğim ...

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger 03 Mar 2013 12:44
Bahar
Kullanıcı Eşyası

Beni Görmeye Alışın
Beni Görmeye Alışın



Kayıt: 12 Hzr 2011
Mesajlar: 223
Nerden: Prontera
Teşekkür: 102

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
İnsanların hayalinden ne güzel seyler çıkıyor.Sevdim devamini bekliyor olacagım ..

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger 03 Mar 2013 13:13
Bu mesaja teşekkür edenler (1 kişi): haruka-usa

sailor chibi chibi moon
Kullanıcı Eşyası

Ay Savaşçısı
Ay Savaşçısı



Yaş: 23
Kayıt: 17 Hzr 2010
Mesajlar: 769
Ünvan: Prenses
Nerden: İzmir
Teşekkür: 220

Durumu: Çevrimdışı

~Siyah Gül~ Konu: Yanıt: ~Siyah Gül~ Alıntıyla Cevap Gönder
Öncelikle tüm yorumlara teşekkür ediyorum ve gecikme için özür diliyorum. Forumun uzun süre kapalı kalmasından sonra okuyucum kalmışmıdır bilemiyorum ama olsun 13. bölümden sonrasını Wattpad'den devam ettim arkadaşlar ^^


Siyah Gül


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger 06 Nis 2013 22:30
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3, 4, 5, 6
6. sayfa (Toplam 6 sayfa) [ 87 mesaj ]
Geçiş Yap:   

 
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız