beğendiğiniz şiirler buraya!! Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3, 4, 5 ... 13, 14, 15, Sonraki |
Yazar
Mesaj

BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR!
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzğar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?
Destanını yapmış,kasideye kanmış.
Bir el ki;ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
Rüzğarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.
Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,
Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter! Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
Şimdi sen söyle söz senin.
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor! Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzğar bekliyor!
Destanı öksüz ,sükutu derin meçhul askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?...
Çok sevdim Bu şiiri...
Arif Nihat ASYA
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzğar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?
Destanını yapmış,kasideye kanmış.
Bir el ki;ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
Rüzğarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.
Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,
Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter! Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
Şimdi sen söyle söz senin.
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor! Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzğar bekliyor!
Destanı öksüz ,sükutu derin meçhul askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?...
Çok sevdim Bu şiiri...


Arif Nihat ASYA


Keder Sana Yakışmıyor / Victor Hugo
Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli,
Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,
Hüzün rengi almış saçlarının her teli
Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,
Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli
Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli
Böyle mahzun kederli değildin eskiden
Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi
Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan
Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
Baygın kokusuna anılarla beraber giden
Böyle mahzun kederli değildin eskiden
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Ağlamaktan mı karardı gözlerin
Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin
Şimdi neden yaşardı gözlerin
Hasta mısın, yorgun musun nen var
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu
Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz
Keder sana yakışmıyor gül biraz
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli,
Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,
Hüzün rengi almış saçlarının her teli
Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,
Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli
Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli
Böyle mahzun kederli değildin eskiden
Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi
Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan
Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
Baygın kokusuna anılarla beraber giden
Böyle mahzun kederli değildin eskiden
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Ağlamaktan mı karardı gözlerin
Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin
Şimdi neden yaşardı gözlerin
Hasta mısın, yorgun musun nen var
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu
Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz
Keder sana yakışmıyor gül biraz
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz

Acılarım birikir şakaklarımda
Kanlı, lanetli, ızdırap yüklü…
Bakarsın gözlerime hissetmeye çalışırsın nefretimi
Yanıtsız kalırsın masumiyetinin yarınlarında
Düşünürüm…
Susarım…
Gözyaşımla birlikle lanete bürünür zamanlarım
Bir büyücü gibi kötülük saçarken damarlardan,
Akan asil kanımın sızısıyla titrerken yağmurlardan,
Taneleri hissederken o dehşetli akşamlardan
Düşünürüm…
Susarım…
Ben gömülmüşken kanlı karanlığıma
Gözyaşımın bile nefretini avuturcasına savrulmasına
Kinimi doğrultup acılarımı barındırdıkça sessizliğin çığlıklarında
Düşünürüm…
Susarım…
Yine çaresizliğin tapınağında
Kan uykusundan kalkmayan meleklerime yaslanırım…
Ağlarım…
Dün akşamı hatırladım
Hani için için ağlamıştım ya bütün gece
Susup bakmakla yetinmiştin ya gözlerime
Yıldızların parlaklığını söndüren o lanet, bedenlere ağıtla gönderdikçe
Ağlama! Gecenin koyu karanlık dolunayının gölgesinde
Hissederim…
Susarım…
Seher vaktinin titreten ayazı akşamlarda
Sessizliğin lanetli madalyonu bu kez hangi kurbanda?
Acı tatlı senfoninin ahenkli kanat çırpışında
Elimde siyah kaderim ve ben
Karanlığa, kanlı gözyaşlarıyla vokal yapmakta
Hissederim…
Ağlarım…
Kanlı evliyaların sonsuzluk çağrısına inanıp
Savrulurum…
Susarım…
Gidiyorsun işte akşamların sessizliğinde
Çığlıklara inat susan bedenimin ölüm yemeğinde
Son kez söyle!
Beni sevdin mi hiç anlatılmayacak kadar soğuk karanlık nefeslerce?
Düşünürsün…
Susarsın…
Yanıtın gelmez geçmişten
Gelecek susar lanetlenmişçesine
Hissedersin…
Ağlamazsın…
Sen hiç olmadın ki ağlayamazsın…
Kanlı, lanetli, ızdırap yüklü…
Bakarsın gözlerime hissetmeye çalışırsın nefretimi
Yanıtsız kalırsın masumiyetinin yarınlarında
Düşünürüm…
Susarım…
Gözyaşımla birlikle lanete bürünür zamanlarım
Bir büyücü gibi kötülük saçarken damarlardan,
Akan asil kanımın sızısıyla titrerken yağmurlardan,
Taneleri hissederken o dehşetli akşamlardan
Düşünürüm…
Susarım…
Ben gömülmüşken kanlı karanlığıma
Gözyaşımın bile nefretini avuturcasına savrulmasına
Kinimi doğrultup acılarımı barındırdıkça sessizliğin çığlıklarında
Düşünürüm…
Susarım…
Yine çaresizliğin tapınağında
Kan uykusundan kalkmayan meleklerime yaslanırım…
Ağlarım…
Dün akşamı hatırladım
Hani için için ağlamıştım ya bütün gece
Susup bakmakla yetinmiştin ya gözlerime
Yıldızların parlaklığını söndüren o lanet, bedenlere ağıtla gönderdikçe
Ağlama! Gecenin koyu karanlık dolunayının gölgesinde
Hissederim…
Susarım…
Seher vaktinin titreten ayazı akşamlarda
Sessizliğin lanetli madalyonu bu kez hangi kurbanda?
Acı tatlı senfoninin ahenkli kanat çırpışında
Elimde siyah kaderim ve ben
Karanlığa, kanlı gözyaşlarıyla vokal yapmakta
Hissederim…
Ağlarım…
Kanlı evliyaların sonsuzluk çağrısına inanıp
Savrulurum…
Susarım…
Gidiyorsun işte akşamların sessizliğinde
Çığlıklara inat susan bedenimin ölüm yemeğinde
Son kez söyle!
Beni sevdin mi hiç anlatılmayacak kadar soğuk karanlık nefeslerce?
Düşünürsün…
Susarsın…
Yanıtın gelmez geçmişten
Gelecek susar lanetlenmişçesine
Hissedersin…
Ağlamazsın…
Sen hiç olmadın ki ağlayamazsın…

By Princess Moon
Rock & Metal Music Download
Ruhum bana vazetti ve ne cücelerden daha büyük, ne de devlerden daha küçük olduğumu gösterdi.
Ruhum bana vazedene kadar insanlığı iki kişi olarak görürdüm: Biri acıdığım, güçsüz; diğeri izlediğim yada direndiğim güçlü.
Ama şimdi her ikisi de olduğumu ve ikisinin aynı maddeden yapıldığını biliyorum.


BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
ATİLLA İLHAN
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
ATİLLA İLHAN


Düşlerde Güldü Zaman
Zaman geçiyordu düşlerden
hiçliğine tamamlarken gerçeği
kristal küreye vuran ışıktı zaman
Kırık ve renkli
Zaman geçiyordu acıtan gülüşlerden
nakşında kuruyan kirpik rimeli
nemlenmiş vedalarda
bir ipek mendildi zaman
Yırtık ve kirli
Zaman geçiyordu telâşelerden
sıkıntılar dökülüyordu heybesinden bir bir kaygılar
tenhalıktı büyüyen karanlığında zaman
Dehşet ve kindi
Aynıların görüntüsünden geçiyordu zaman
haza haz, acıya acıydı
kimineyse
üzerinden yılları yüklenmiş nehirler geçen
bir çakıl taşıydı zaman
Yük ve mihnetti
Zaman geçiyordu sevişmelerden
ince ışıklarda kırılan aşkın
süzüldüğü camdı zaman
camdan süzülen ışığın hangi tarafı
kimdi
Sen ve öteki
Bir büyük bütünden geçiyordu zaman
silinemez sevgiden
doğumun, ölümün ötelerinde
güzeli yeşertiyordu içinde varoluşun çiçeği
zamanı çoğaltan oydu belki de
Gül ve dikeni
Zaman geçiyordu düşünüşlerden
savuruyordu saçlarını evrene
bir telinde yıldız, diğerinde güneşti
neyi kovalıyordu o koca bilge
bilinir mi nasıl yaşardı zaman
Keyif ve zevki
Acılardan geçiyordu zaman, dertlerden
kemer gibi dolamıştı beline sargı bezini
merhemi dilindeydi
derin yaralar gezginiydi zaman
Yorgun ve terli
Derilmez bahçeydi zaman, uçsuz bucaksız
bütün kipleri içeren
tüm hâlleri de
her şey onun içinde büyütüyordu kendini
aşıyordu zamanı yalnız
Yokluk ve sevgi
Tamlardan geçiyordu zaman kendini büyütenden
hangi varlık tamamlansa, heplense
tümü hiçe gönderiyordu yokluğun teğetinde
hiçi başka zamana
her anıyla kendini bütünlüyordu zaman
Uçuk ve yerli
düşürülen saatlerden geçiyordu zaman tik taksız
bukağıdan, zincirden
zihnin bilince açılan penceresinde
beşikten mezara değildi zaman, daha öteleriydi
Artı ve eksi
Geçilemiyordu yokluk
sessizlikler de
Şimdinin sarpında yaşanan
ulaşılmazlar köprüsüydü zaman
umudun sıratı selleyen uçurumuydu
Sonsuz ve ilki
Kavram Karmaşa Edebiyat - Kültür - Sanat Dergisi
Işıkla Öpüşürdü
Ali Rıza Kars
Zaman geçiyordu düşlerden
hiçliğine tamamlarken gerçeği
kristal küreye vuran ışıktı zaman
Kırık ve renkli
Zaman geçiyordu acıtan gülüşlerden
nakşında kuruyan kirpik rimeli
nemlenmiş vedalarda
bir ipek mendildi zaman
Yırtık ve kirli
Zaman geçiyordu telâşelerden
sıkıntılar dökülüyordu heybesinden bir bir kaygılar
tenhalıktı büyüyen karanlığında zaman
Dehşet ve kindi
Aynıların görüntüsünden geçiyordu zaman
haza haz, acıya acıydı
kimineyse
üzerinden yılları yüklenmiş nehirler geçen
bir çakıl taşıydı zaman
Yük ve mihnetti
Zaman geçiyordu sevişmelerden
ince ışıklarda kırılan aşkın
süzüldüğü camdı zaman
camdan süzülen ışığın hangi tarafı
kimdi
Sen ve öteki
Bir büyük bütünden geçiyordu zaman
silinemez sevgiden
doğumun, ölümün ötelerinde
güzeli yeşertiyordu içinde varoluşun çiçeği
zamanı çoğaltan oydu belki de
Gül ve dikeni
Zaman geçiyordu düşünüşlerden
savuruyordu saçlarını evrene
bir telinde yıldız, diğerinde güneşti
neyi kovalıyordu o koca bilge
bilinir mi nasıl yaşardı zaman
Keyif ve zevki
Acılardan geçiyordu zaman, dertlerden
kemer gibi dolamıştı beline sargı bezini
merhemi dilindeydi
derin yaralar gezginiydi zaman
Yorgun ve terli
Derilmez bahçeydi zaman, uçsuz bucaksız
bütün kipleri içeren
tüm hâlleri de
her şey onun içinde büyütüyordu kendini
aşıyordu zamanı yalnız
Yokluk ve sevgi
Tamlardan geçiyordu zaman kendini büyütenden
hangi varlık tamamlansa, heplense
tümü hiçe gönderiyordu yokluğun teğetinde
hiçi başka zamana
her anıyla kendini bütünlüyordu zaman
Uçuk ve yerli
düşürülen saatlerden geçiyordu zaman tik taksız
bukağıdan, zincirden
zihnin bilince açılan penceresinde
beşikten mezara değildi zaman, daha öteleriydi
Artı ve eksi
Geçilemiyordu yokluk
sessizlikler de
Şimdinin sarpında yaşanan
ulaşılmazlar köprüsüydü zaman
umudun sıratı selleyen uçurumuydu
Sonsuz ve ilki
Kavram Karmaşa Edebiyat - Kültür - Sanat Dergisi
Işıkla Öpüşürdü
Ali Rıza Kars

貴方を愛して居ます。

valla bu seneki yani 10. sınıf edebiyat kitabında işlediğimiz bi şiir ben beğendim japonya deyince zaten
japonyaya atılan atom bombasını anlatıyo
kaç yıl sürmüş etkisi hala orada doğru düzgün bitki yetişmiyomuş o bomba yüzünden
BURA HİROŞİMA'DIR
Sarı bir ışıkla
Yeşil bir ışıkla
Kara bir ışıkla, sessiz.
Uçtu gövdeleri 245 bin kişinin.
90 bin yapıdan 62 bini artık masal,
Ötesi bir baca, bir duvar, bir direk.
Yalnız beş yapı ayakta
Ta içi kavruldu 245 bin kişinin.
Bura Hiroşima’dır, bu ilk atom bombasıdır,
Resmi çıktı
Kulelerin atları kamçılayan arabacının, taşa toprağa,
Çınladı canı 245 bin kişinin.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

japonyaya atılan atom bombasını anlatıyo


BURA HİROŞİMA'DIR
Sarı bir ışıkla
Yeşil bir ışıkla
Kara bir ışıkla, sessiz.
Uçtu gövdeleri 245 bin kişinin.
90 bin yapıdan 62 bini artık masal,
Ötesi bir baca, bir duvar, bir direk.
Yalnız beş yapı ayakta
Ta içi kavruldu 245 bin kişinin.
Bura Hiroşima’dır, bu ilk atom bombasıdır,
Resmi çıktı
Kulelerin atları kamçılayan arabacının, taşa toprağa,
Çınladı canı 245 bin kişinin.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme
Mevlana Celaleddin Rumi
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme
Mevlana Celaleddin Rumi

arigato gozaimasu küçük-melek
....Efsanevi Sihirli Şovalyeler...
...Hikaru Shidou... ...Umi Ryuuzaki... ...Fuu Hououji ....
Burası Cephiro... İnanan kalp Cephiro'da güç olur...

bugun bütün renklerimi
gökkuşağına satıyorum
bir daha da ağlasam da
gelseler demeyeceğim artık bu şehrin üstüne
hayatın pembe yastıklarına
şöyle oh diyerek bırakıyorum kendimi bir anda
akorlarımı siliyorum hatırlamadığım anılarımdan
ve istemsiz aşk tiklerimi de
silkeliyorum birer birer duygusal dünyamdan
herşeyi bir kenara itiyorum
ve beni anlayana kadar kendimi kitliyorum
hayran olduğum masmavi denizin penceresine
güzel bir gün gelse de
beni alıp götürse diyorum içimden
rüzgarıyla birlikte silik bir yazı gibi gökyüzüne
inat ediyorum yatağımdan uzanıp da denize bakmaya
aslında bir şeyleri de artık umursamıyorum
yıldızlara tutunup da
gidecek bir yerler de aramıyorum
çabasız gayretlerimi de sana emanet ediyorum
gökkuşağına satmadan önce
yanımda kalmışlar unutkanlık işte
kendime sorulacak bütün sorularımı
raflara kaldırıyorum
cevablarını ise
bir şişenin içine atıp sana yolluyorum
ipucu ise ''hepsi bu yazının içinde''
ne kadar saklım kaldıysa onları da ihbar ediyorum
yakalanamayanları ise kaderlerine terk ediyorum
son saatlerimi bir şeyler yazarak geçiriyorum
bir yerlerde bir şeyler bıraktıysam eğer
onları da sana vasiyet ediyorum
birer birer onlarıda sil lütfen
hangi acıyı tattım
hangi rüyayı gördüm
hangi satırlarda yanlışlıkla küfrettim bilmiyorum
bu hayatdan alınacak dersler varsa
onlarıda sobalara atıp yakıyorum
bugun bu yazdıklarımı da sana bırakıyorum sadece
belki bir tiyotro sahnesinin tozlarını barındırıyo
belki de arabalardan bunalmış bu şehrin yorgunluklarını
bilmiyorum
sadece bu son anlarımda
bu çabalamanın da
beni kurtarmayacağını biliyorum
yaşlılık işte
şimdi yazdıklarıma tekrar tekrar bakıyorum
eksik birşeyler kalmış mı diye
kaldıysa da sen tamamlarsın artık
unutmassan eğer
neyse dostum artık gitme vakti
gevezeliğim tutmasın yine
bazı alışkanlıklar bırakılmıyormuş meğer
hiç özlemeyeceğin yanım
çok konuşmam olacak belki de
zannetmiyorum ama
belki de özleceksin
satır aralarında ki gevezeliklerimizi belki de
son sözüm sana yazdıklarımı
okuduktan sonra ağlama olur mu
gözyaşlarınla sulama bu hikayeyi
ve hiç bir şey de sorma
çünkü cevablarını da bilmedeğin yerlere sakladım
lütfen arama olur mu
şu kısa hayatımda artık
son cümlelerimi kısaltarak yazıyorum sana
k.i.b.e.i.d(kendine iyi bak en iyi dostum)
artık seninle değilim bu hayatda
lütfen bunu da diğerleri gibi unutma olur mu......
Ferhat Karakoç
gökkuşağına satıyorum
bir daha da ağlasam da
gelseler demeyeceğim artık bu şehrin üstüne
hayatın pembe yastıklarına
şöyle oh diyerek bırakıyorum kendimi bir anda
akorlarımı siliyorum hatırlamadığım anılarımdan
ve istemsiz aşk tiklerimi de
silkeliyorum birer birer duygusal dünyamdan
herşeyi bir kenara itiyorum
ve beni anlayana kadar kendimi kitliyorum
hayran olduğum masmavi denizin penceresine
güzel bir gün gelse de
beni alıp götürse diyorum içimden
rüzgarıyla birlikte silik bir yazı gibi gökyüzüne
inat ediyorum yatağımdan uzanıp da denize bakmaya
aslında bir şeyleri de artık umursamıyorum
yıldızlara tutunup da
gidecek bir yerler de aramıyorum
çabasız gayretlerimi de sana emanet ediyorum
gökkuşağına satmadan önce
yanımda kalmışlar unutkanlık işte
kendime sorulacak bütün sorularımı
raflara kaldırıyorum
cevablarını ise
bir şişenin içine atıp sana yolluyorum
ipucu ise ''hepsi bu yazının içinde''
ne kadar saklım kaldıysa onları da ihbar ediyorum
yakalanamayanları ise kaderlerine terk ediyorum
son saatlerimi bir şeyler yazarak geçiriyorum
bir yerlerde bir şeyler bıraktıysam eğer
onları da sana vasiyet ediyorum
birer birer onlarıda sil lütfen
hangi acıyı tattım
hangi rüyayı gördüm
hangi satırlarda yanlışlıkla küfrettim bilmiyorum
bu hayatdan alınacak dersler varsa
onlarıda sobalara atıp yakıyorum
bugun bu yazdıklarımı da sana bırakıyorum sadece
belki bir tiyotro sahnesinin tozlarını barındırıyo
belki de arabalardan bunalmış bu şehrin yorgunluklarını
bilmiyorum
sadece bu son anlarımda
bu çabalamanın da
beni kurtarmayacağını biliyorum
yaşlılık işte
şimdi yazdıklarıma tekrar tekrar bakıyorum
eksik birşeyler kalmış mı diye
kaldıysa da sen tamamlarsın artık
unutmassan eğer
neyse dostum artık gitme vakti
gevezeliğim tutmasın yine
bazı alışkanlıklar bırakılmıyormuş meğer
hiç özlemeyeceğin yanım
çok konuşmam olacak belki de
zannetmiyorum ama
belki de özleceksin
satır aralarında ki gevezeliklerimizi belki de
son sözüm sana yazdıklarımı
okuduktan sonra ağlama olur mu
gözyaşlarınla sulama bu hikayeyi
ve hiç bir şey de sorma
çünkü cevablarını da bilmedeğin yerlere sakladım
lütfen arama olur mu
şu kısa hayatımda artık
son cümlelerimi kısaltarak yazıyorum sana
k.i.b.e.i.d(kendine iyi bak en iyi dostum)
artık seninle değilim bu hayatda
lütfen bunu da diğerleri gibi unutma olur mu......
Ferhat Karakoç


ehehhe herkesinkileri okudum çok güzeller özellikle pia'ya hastayım ama öyle bi hikayesi var ki hikayeyi bildikten sonra daha farklı gözle bakıosunuz şiire:) ben pek şiir okumam çok seçiciyimdir bu konuda (neyimeyse seçici olmak:P) öyle işte ma bu şiiri bi okuyun derim ben
BİR ADIN KALMALI
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
Ahmet Hamdi Tanpınar
BİR ADIN KALMALI
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
Ahmet Hamdi Tanpınar



Yalnızın Durumları
i.
her şeyi süpürebilirsin;
sonbaharı süpüremezsin.
sen her şeyi süpürebilirsin;
sonbaharı süpüremezsin.
yalnızsa sürekli bir sonbaharı süpürür hep.
düşünemezsin.
ii.
yanar
sobasında
yalnızın üşüyen bakışları.
lambasında
karanlığa donuk
bir ışık titrer sönük-sönük.
penceresi
dışına kapanmıştır,
kapısı içine örtük.
iii.
yalnız
bin yıl yasar
kendini bir adada.
iv.
yalnızın
nesi var, nesi yoksa
tümü birdenbiredir.
v.
yalnız
bir ordudur
kendi çölünde
sonsuz savaşlarında
hep yenen kendi ordusunu.
vi.
yalnızın
sakladığı bir şey vardır;
boyuna yerini değiştirir,
boyuna onu arar.
biri bulsa diye.
vii.
yalnız
hem bilgesi,
hem delisidir
kendi dünyasının.
ayrıca;
hem efendisi
hem kölesidir
kendisinin
tadını çıkaramaz
görecesiz dünyasında
hiçbirinin
viii.
yalnız
sürekli dinleyendir
söylenmemiş bir sözü.
ix.
sözünde durması
yalnızın yalancılığıdır
kendisine.
hep yüzüne vurur utancı.
o yüzden
gözlerini kaçırır
gözlerinden.
x.
yalnızın odasında
ikinci bir yalnızlıktır ayna.
xi.
yalnız
hep uyanır ikinci uykusuna.
xii.
yalnız
kendi bencinin sen’idir.
xiii.
bir sözde saklanmış bir yalanı
bir gözde okuduğundan
bakmaz kendi gözlerine bile.
xiv.
hep susadığında
o kendi çölündedir.
xv.
kendi öyküsünü
ne anlatabilen
ne de dinleyebilen.
kendi türküsünü
ne yazabilen,
ne söyleyebilen.
xvi.
bir zamanlar güldüğünü anımsar da...
yoğurur hüznün çamurunu avuçlarında.
xvii.
yalnız aranan tek görgü tanığıdır
yargılanmasında kendi davasının...
her duruşması ertelenir kavgasının.
xviii.
yalnız hem kaptanı
hem de tek yolcusudur batmakta olan gemisinin.
onun için ne sonuncu ayrılabilir gemisinden,
ne de ilkin.
xix.
yalnızın adı okunduğunda
okulda ya da yasamda kimse 'burda' diyemez .. ama yok da..
xx.
uykunun duvarında başladı...
önceleri bir toz gölgesi sanki;
sonra bir yumak yun gibi.
ama simdi iyice görüyor
örümceğin ağını
gün gibi
xxi.
yalnız duymuş olduğunun sağırı,
görmüş olduğunun körüdür
ölür ölür ölür
öldürür öldürür öldürür
duyduklarını unutur,
duyacaklarını düşünür.
xxii.
yalnızın adına hiç kimse konuşamaz..
o kendi kendisinin sanığıdır.
xxiv.
yalnız önceden sezer
sonra olacakları paylaşacak biri vardır;
anlatır anlatır ona olanları, olmayacakları.
xxiv.
her leke kendisiyle çıkar.
yalnızlık paylaşılmaz paylaşılsa yalnızlık olmaz...
Özdemir Asaf
i.
her şeyi süpürebilirsin;
sonbaharı süpüremezsin.
sen her şeyi süpürebilirsin;
sonbaharı süpüremezsin.
yalnızsa sürekli bir sonbaharı süpürür hep.
düşünemezsin.
ii.
yanar
sobasında
yalnızın üşüyen bakışları.
lambasında
karanlığa donuk
bir ışık titrer sönük-sönük.
penceresi
dışına kapanmıştır,
kapısı içine örtük.
iii.
yalnız
bin yıl yasar
kendini bir adada.
iv.
yalnızın
nesi var, nesi yoksa
tümü birdenbiredir.
v.
yalnız
bir ordudur
kendi çölünde
sonsuz savaşlarında
hep yenen kendi ordusunu.
vi.
yalnızın
sakladığı bir şey vardır;
boyuna yerini değiştirir,
boyuna onu arar.
biri bulsa diye.
vii.
yalnız
hem bilgesi,
hem delisidir
kendi dünyasının.
ayrıca;
hem efendisi
hem kölesidir
kendisinin
tadını çıkaramaz
görecesiz dünyasında
hiçbirinin
viii.
yalnız
sürekli dinleyendir
söylenmemiş bir sözü.
ix.
sözünde durması
yalnızın yalancılığıdır
kendisine.
hep yüzüne vurur utancı.
o yüzden
gözlerini kaçırır
gözlerinden.
x.
yalnızın odasında
ikinci bir yalnızlıktır ayna.
xi.
yalnız
hep uyanır ikinci uykusuna.
xii.
yalnız
kendi bencinin sen’idir.
xiii.
bir sözde saklanmış bir yalanı
bir gözde okuduğundan
bakmaz kendi gözlerine bile.
xiv.
hep susadığında
o kendi çölündedir.
xv.
kendi öyküsünü
ne anlatabilen
ne de dinleyebilen.
kendi türküsünü
ne yazabilen,
ne söyleyebilen.
xvi.
bir zamanlar güldüğünü anımsar da...
yoğurur hüznün çamurunu avuçlarında.
xvii.
yalnız aranan tek görgü tanığıdır
yargılanmasında kendi davasının...
her duruşması ertelenir kavgasının.
xviii.
yalnız hem kaptanı
hem de tek yolcusudur batmakta olan gemisinin.
onun için ne sonuncu ayrılabilir gemisinden,
ne de ilkin.
xix.
yalnızın adı okunduğunda
okulda ya da yasamda kimse 'burda' diyemez .. ama yok da..
xx.
uykunun duvarında başladı...
önceleri bir toz gölgesi sanki;
sonra bir yumak yun gibi.
ama simdi iyice görüyor
örümceğin ağını
gün gibi
xxi.
yalnız duymuş olduğunun sağırı,
görmüş olduğunun körüdür
ölür ölür ölür
öldürür öldürür öldürür
duyduklarını unutur,
duyacaklarını düşünür.
xxii.
yalnızın adına hiç kimse konuşamaz..
o kendi kendisinin sanığıdır.
xxiv.
yalnız önceden sezer
sonra olacakları paylaşacak biri vardır;
anlatır anlatır ona olanları, olmayacakları.
xxiv.
her leke kendisiyle çıkar.
yalnızlık paylaşılmaz paylaşılsa yalnızlık olmaz...
Özdemir Asaf


4. sayfa (Toplam 15 sayfa) [ 213 mesaj ] |
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |