Persephone'nin Rüyası FİNAL Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, Sonraki |
Yazar
Mesaj
17. Bölüm-Peki Ya Dokunmak? Dokunmak Nasıl Bir Duygudur Acaba?
-Hep geceleri başlıyor. Planlarımı geceleri karanlıkla besliyorum. Elimde sınırsız sayıda bir şey varsa o da karanlık… Büyütmek istediklerimin yetişeceği topraklardır karanlık. Her zaman geceyi gündüze bodrumu bahçeye tercih etmişimdir. Hastalıklı düş varlıklarım ciğerlerine buz gibi havayı çekebilmek için ancak günbatımından sonra sığınaklarından çıkmaya cesaret edebiliyorlar. Benden biçimsiz yaratılmış bedenlerine kendilerince grotesk bir güzellik vermemi bekliyorlar. Yemin güzel görünmesi gerekir ki av kancayı ancak etine saplandıktan sonra fark etsin. Benim avım. Sizi daha tanımadığım halde sarılmak istiyorum. Bunu bir şekilde de yapacağım zaten. Ruhumun içinde bir ve tek olacağız. Karanlığı aramam gerekmiyor; o her zaman etrafımda. Dışarıya soluduğum nefesim gibi. Vücudumun kokusu gibi… Bu aralar benden uzak durmaya çalışıyorlar. Bu iyi bir şey… Etrafımda ürkek bir halde fısıldaşıp dolanıyorlar. Onları benden uzak tutanın kokum olduğunu düşünüyorlar ancak yanılıyorlar. Gerçek sebebi karanlık…
-Kardeşime bu denli yakın olmanızı da onun karanlığına mı bağlamalıyım?
-Kardeşin Thanatos varlığı için sevindiğim birisi.
-Sizin için bundan daha değerli olmasını dilerdim. Onun size bakış açısını en az benim kadar biliyorsunuz.
-Çevrene dikkatli bir bak Thanatos ve kiminle konuştuğunu iyi düşün. Sen ölümün kabusla aşk yaşayacağını, ölümün aşık olacağını mı dile getiriyorsun?
-Ben kabusların ölüme aşık olduğunu dile getiriyorum. Ölüm kararını vermeli.
-Aşk Thanatos, Atrapos’un ipini çok önce kestiği bir düşünce… Varlığı için minnettarım ama ona bakış açım sadece bundan ibaret olacaktır.
-Kötülüğün içinde bulunup bu durum içerisinde iyi yanını koruyan bir tanrı… Babalığı ve sahip olduğu evrenle daima barışık bir güç… Devrimi içinde taşıyan bir ölümsüz ve aşk hususunda bu denli klişe cümleler kuruyor öyle mi?
-Belki de klişe olmanın zamanı gelmiştir. Belki de Thanatos kaderime yazılanı yerine getirmeliyim. Ölümün, cehennemin efendisi Hades ölümsüzlüğünün son damlasına kadar kötü olmalı ne dersin?
-Her şey seçim… Kardeşim adına üzülüyorum. Tayin ettiğin yolun sonuçlarını düşünmelisin. Her şeyden önce onu..
-Persephone.
-Mamooo-chaan yatak odamızın pembe olmasını istememde ne gibi bir sakınca olabilir?
-Sorun pembe yatak odası değil Usako. Sorun pembeyle kaplı yatak odamıza bir de haddinden fazla pelüş eklemen.
-Ama Mamochan şunların sevimliliğine bak. Şu kedinin suratı ne kadar sevimli, şu köpekte pek tatlı bakıyor. Ah inanamıyorum çok tatlı bir kuş… Bu oyuncaklar cenneti olmalı. Bunların nesi kötü.
-Usako gün içerisinde zaten yoruluyorum. Bir de yatağıma girip eşimin saçlarında uykuya dalmak için her gece yataktan saatlerce pelüş kaldırmak için mi uğraşacağım?
-Bari birkaç tane alsam?
-Tamam sadece 5 tane ile sınırlısın.
-Mamochaaan sen bir tanesin!
-Ah Usako sen de öylesin ama bazen gerçekten de garip olabiliyorsun.
Usagi ve Mamoru’nun evliliklerinin üzerinden 2 ay geçmişti. Bu süre zarfında genç çift diledikleri gibi gezmişler ve tüm zamanlarını beraber geçirmişlerdi. Mevsim yavaş yavaş sonbahara geliyordu. Yapraklar dökülmeye başlamış. Her yeri sıcak bir sarılık kaplamıştı. Huzurlu bir mevsimdi. Huzurlu zamanlardı. Arada birkaç olay meydana gelmişti ancak üstesinden gelmişlerdi. Düşman hakkında henüz bir bilgi yoktu. Kızların tatili bir süre sonra sona erecekti. Tüm yazı eğlenerek geçiren kızlar için bu bir hayli zor bir durumdu. Şimdi bulundukları mağazada evleri için eşya seçen Usagi ve Mamoru içinse her şey daha da zordu. Onların alışveriş yapacağını Chibi-usa’dan öğrenen kızlar soluğu alışveriş merkezinde almışlardı. Tam da şu anda zavallı Mamoru’nun elleri poşetlerle dolu haline acıyor ve başka ne hallere gireceğini merak ediyorlardı.
-Mamoru-san inanamıyorum. O poşetler ile oldukça yoruluyor olmalısın.
-Kızlaaar sizin burada ne işiniz var söyler misiniz?
-Ah Chibi-usa bugün eviniz için alışveriş yapacağınızı söyledi. Bunu kaçıramazdık öyle değil mi Usagi? Ne de olsa ikinizin alışverişi oldukça eğlenceli geçiyordur eminim.
-Haklısın Minako-chan oldukça eğlenceli bir haldeyim.
-Ah işte şöyle biraz daha rahatladığına eminim.
-Teşekkürler Makoto aslında hiç lüzum yoktu.
-Ah Mamoru-san Usagi alışverişe devam edeceğine göre birilerinin yardımına kesinlikle ihtiyacın var.
-Rei-chan! Seni aptal ben sadece evim için gerekli olanları alıyorum.
-Usagi-chan hepsini anlıyorum da bu pembe ayıcığın ne işine yaracağını anlamadım.
-Amiii baksana ne kadar sevimli. Evimde böyle birşeye sahip olmayacağımda ne olacak.
-Anlaşılan küçük tavşanı evlilik bile büyütemedi.
-Değil mi Haruka? Oysaki geleceğin kraliçeliği için ilk adımı atmış bir prenses.
-Haruka-saan, Michiru-saaan.
-Merhaba bayanlar. Sizinle karşılaşmak oldukça hoş. Mamoru-san oldukça yorulmuşa benziyorsun.
-Ah sorun değil Haruka.
-Kızlarla alışveriş işkence öyle değil mi? Böyle durumlarda kaçmalısın hem de çok uzağa.
-Haruka benimle yaptığın alışverişlerden sıkıldığını düşünmemiştim.
-Michiru fermuarını çekmek için her zaman alışverişlerde yanında bulunacağımı biliyorsun.
-Ve kabinde yalnız kalmamam için.
-Oldukça dar bir alan biliyorsun. Tehlikenin nereden geleceği belli olmaz.
-Senin kadar yakındır belki de öyle değil mi?
-Ah harika etrafımız olgun çiftlerle sarıldı. Kahve içmeye ne dersiniz millet?
-Rei-chan konuyu dağıtmak harika bir fikirdi.
Alışveriş merkezinin cafesinde herkes toplaşıp oturmuştu. Usagi parmağındaki yüzüğe bakıyordu. Daha iki ay önce bu cafe’de oturan Mamoru ve Rei’ye uzaktan anlam veremeden bakıyordu. Şimdi ise durum oldukça farklı bir haldeydi. O artık evliydi.Ev-li. Her akşam Mamoru’ya sarılarak uyuyordu. Bazı geceler Chibi-usa ortalarında yatmak için tuttursa da diğer geceler inanılmazdı. Arkadaşları yanındaydı. Son zamanlarda fazla sorunda olmamıştı. Neden hala mutlu olamıyordu bilmiyordu. İçinde eksiklik vardı. Uyanmayı yeniden hayatında olmayı bekleyen bir duygu… Her gece onu rahatsız eden varlığını hatırlatan ama ne olduğunu açıklamayan bir duygu. Yine de arkadaşlarını hep bir arada böyle mutlu görünce içine derin bir huzur doldu. Tatillerden, erkeklerden, çevredeki olaylardan uzun uzun bahsettikten sonra artık herkesin ayrılma zamanı gelmişti. En son kalkan kişiler Mamoru ve Usagi olmuştu. Haruka ve Michiru tek tek kalkan arkadaşlarını yollayarak oturmaya devam ediyorlardı.
-Ne kadar mutlular öyle değil mi Haruka?
-Olmaları gerekiyor. Biliyorsun hayatları oldukça yolunda gidiyor.
-Düşmanlarımızdan bahsetmiyorlar. Böyle giderse savunmasız yakalanacağız.
-Düşmanların gücü hakkında kimse fikir yürütemiyor Haruka. Dile getirip birbirlerini endişelendirmek istemiyorlar.
-Prenses hamile kalırsa ne olacak?
-Varisimiz dünyaya gelecek. Chibi-usa ile nihayetinde bu evrende tanışacağız biliyorsun.
-Varisi olan bir gezegen hem Ay hem de Dünya’nın kaderi birleşti. Seninde içinde garip bir his yok mu?
-Biliyorsun önceki hayatlarında da birliktelerdi. Ay Dünya’ya aşıktı. Bu yüzden böyle hissettiğine eminim.
-Olayların ne olduğunu bende senin gibi biliyorum ama içeriklerini hatırlayamıyorum. İçimi saran derin bir korku var.
-Onun çevresindeki enerji oldukça iyi görünüyor. Yine de emin olmamız gerek biliyorsun.
-Bu bizim dövüş şeklimiz.
-Senin olduğun her şey benim şeklimi belirler Haruka.
-Michiru!
-Hadi kalkalım. Bugün sıra bende.
-Ah yorulacağına emin olabilirsin.
-Göreceğiz Haruka-chan.
Akşam olmuş gökyüzü karanlığa bürünmüştü. Ay artık kendini iyice gösteriyordu. Usagi ve Mamoru evlerine yeni aldıkları eşyaları yerleştiriyorlardı. Mobilyaların siparişini vermişlerdi. Artık sadece yerleştirilmeleri kalmıştı. Usagi hayatında hiç olmadığı kadar mutluydu. Yanında prensi ile bir hayat sürüyordu. Yemin ettiği gibi bir ömür boyunca, sonsuza kadar…
-Usako. Ne düşünüyorsun?
-Yaşadıklarıma hala inanamıyorum.
-Aslında bende inanamıyorum. Oldukça garip hissediyorum.
-Mamochan beni asla bırakmayacaksın öyle değil mi?
-Bunun cevabını biliyorsun. Asla.
-Bazen gerçekliğinden öyle şüphe ediyorum ki kendimi çimdikliyorum. Canım acıdığında bunun gerçek olduğunu anlıyorum. Rüya olsa acıyı hissedemem öyle değil mi?
-Rüyada değiliz Usako. Sadece rüya gibi bir hayat yaşıyoruz. Var olduğum sürece de böyle devam edeceğine söz veriyorum.
-Mamochan seni seviyorum. Söylesene o rüyalar hala devam ediyor mu?
-Aslında daha huzurlu. Sürekli seni görüyorum. Beyaz bir elbisenin içerisinde ellerinle karnını ovalıyorsun. Gözlerinde ise huzur var. Ne zaman bu rüyayı görsem içimi derin bir mutluluk katlıyor.
-Bu geçmişimizden bir anı mı dersin?
-Belki de geleceğimizden bir mesajdır olamaz mı?
-Ne gibi?
-Belki de zamanı gelmiştir Usako.
-Anlamıyorum Mamochan?
-Gel buraya Usako.
İki parlayan kalp birbirlerini tekrar buldu. Mamoru geleceğe yorduğu rüyalarını şimdiki zamana uygulamaya koyuldu. Prensesini defalarca öptü. Her akşam olduğu gibi o gecede kokusuyla sarhoş oluyordu. Bu doyumsuzluk doyuma ulaşır korkusuyla her gece daha sabırlı daha içten ona sarılıyordu. Uyuduğunda ise onun surat ifadesini izliyor. Hafızasına en ince ayrıntısına kadar kazıyordu. Geçmişi veya geleceği rüyalarında o mutlu anları kendisine hediye ediyordu. Mamoru ise Usagi’nin o güzel yüzünü hafızasına kazıyarak geleceğine olan borcunu ödüyordu.
Ertesi gün Seiya sabah erkenden uyanmıştı. Telefonuna bir mail gelmişti. Sonbahar yaprakları altında bir piknik teklifi aklının başından gitmesine sebep olmuştu. Perseph ile işler oldukça iyi gidiyordu. Tüm yazı birlikte geçirmişlerdi. Yüzmeye gitmişler birlikte spor yapmışlardı. Perseph, Seiya’nın hayranlarından oldukça sıkılsa da sesini çıkarmıyordu. Bazen kıskançlık gösteriyordu ama bu Seiya’nın oldukça hoşuna gidiyordu. Taiki ve Yaten’se gazete üzerinde yorumlarda bulunmaktaydılar.
Yeni Bir Yarışmacı Kendini İspatlamaya Çalışıyor.
Ünlü F-1 pilotu Tenou Haruka yeni rakibi ile Juuban’da karşılaşacak. Heyecanla beklenen bu çekişmeli yarışa herkesin izleyici olarak katılabileceği duyuruldu. Tenou Haruka’nın rakibini tanıyacak olursa ismi henüz bilinmiyor sadece takma isim söz konusu. Karanlık; ismini kullanmayı tercih etmediğini sadece bu şekilde anılmasını istediğini dile getirdi. Kısa sürede yıldızı parlayan Karanlık lakaplı bu yarış ustasının Tenou Haruka karşısında şansının ne olacağı ise bilinmiyor.
-Hey Seiya şu habere bakmalısın. Haruka’nın yeni bir rakibi var.
-Harika, harika ama benim acelem var.
-Yine onunla buluşacaksın öyle değil mi?
-Ah evet ayrıca onun adı Perseph biliyorsunuz.
-Dostum bizden de hızlı çıktın. Biz de hala hiçbir atak yok. Buna inanamıyorum.
-Yaten-kun sana tavsiyem artık açılman yoksa elinden kaybedeceksin. O zaman çevrende olmayı hiç istemem doğrusu.
-Sen kendi işine bak dostum. Yarış yarın sakın başka plan yapma.
-Perseph ile gelirim merak etmeyin.
-Ah evet tabi. PErseph ile.
Seiya siyah kot pantolonu üzerine giydiği t-shirtü ile görüşmeye hazırdı. En beğendiği parfümü üzerine sıkmıştı. Gerçi bunu abartmış biraz boca etmişti ama daha önceleri Perseph buna pek sesini çıkarmamıştı. Parka gittiğinde çevresine bakındı sonra büyük bir ağacın altında serdiği örtüsünün üzerinde oturmuş kitap okuyan o yüzü gördü. Kırmızı saçları ile bembeyaz yüzü sarı yaprakların arasında oldukça hoş bir resim çiziyordu. Çatırdayan dalların sesinden olacak ki kendisini farketti ve Seiya’nın içini eriten bir çift göz kendisine yöneldi.
-Hoş geldin.
-Merhaba Perse. Nasılsın?
-Ah Seiya-chan nasıl olabilirim? Hayranların benden nefret ediyor. İnanamazsın ama burada beklerken en azından on kız bana yanlış yolda olduğumu söyledi.
-Üzgünüm ben gerçekten bazen hadlerini aşıyorlar.
-Bir starla olmanın bu denli zor olduğunu bilmiyordum. Bu arada bu senin.
-Pembe bir not defteri mi? İçinde yazan numara senin mi?
-Hayır bir hayranın bana lahana kafa diyerek bunu sana vermem gerektiğini söyledi. Oldukça eğlenceliydi.
-Gerçekten üzgünüm Perse. Bir dahaki sefere seni bekleyen kişi ben olmalıyım.
-Buna lüzum yok aynı ilginin sana yöneleceğini düşünürsek halime oldukça şükrediyorum.
-Ah Perse çok açık sözlüsün.
-Hey bugün sana bir sürprizim olacak.
-Ve tabi ne olduğunu ben meraktan ölene kadar söylemeyeceksin öyle değil mi?
-Aslında Seiya-san seni evime atmayı düşünüyorum.
-Oldukça romantik bir teklif doğrusu.
-Biliyorsun oldukça romantik birisiyim.
-Şanslı bir adamım . Oldukça sevimli bir sevgilim var.
-Şanslıyım oldukça parıldayan bir erkek arkadaşım var.
Tüm günü beraber geçirdiler. Sinemaya gittiler. Seiya’nın hayran topluluğundan kaçtılar. Öpüşürken bir gazeteciye yakalandılar. Ağaçlara tırmanıp bir günlüğüne çocuk olmanın tadını çıkardılar.Hava kararmaya başladığında sonbahar yüzünü göstermişti ve birden yağmur bastırdı.
-Hadi benimle gel. Seni yaşadığım yere götüreceğim.
-Şanslı günümdeyim sanırım.
Gerçi biraz ıslanacağız sorun olur mu?
-Senin olduğun hiçbir durum benim için sorun olmayacak Perse.
-Tamam o halde koşmaya başlasan iyi olur yolumuz oldukça uzun.
Ormanın içine doğru yürüdüler. Yağmur toprağı iyice çamurlu hale getirmişti. Bata çıka yürümeye çalışıyorlardı. Hava kararıp ormana gölgeler çökünce her varlık boyut değiştirmişti sanki. Seiya için orman biraz ürkütücüydü. Perse ile oldukça mutlu görünüyordu ve bir melodi mırıldanıyordu sanki.
Kötücül kötülük
Ölümcül kötülük
Karanlıkta parlar
Kalbi taş bir canavar
Korkma geçecek
İyilik yenecek
Güneş olmasa da
Ölümsüz yanında
La la la la
Nihayetinde ormanın derinliklerinde bir ev gözüktü. 2 katlı bir evdi bu. Bacasından dumanlar çıkıyordu. İçeride ateş olması burayı daha bir yaşanılır hale getiriyordu. Çevresinde sadece beyaz papatyalar vardı. Seiya çiçek seçimine oldukça şaşırdı.Evin çevresi bembeyazdı. Perse gibi saf ve temiz. Seiya içinde bulunduğu duruma içten içe gülüyordu. Yaramazlığın ortasında annesi tarafından yalanmaktan korkan bir çocuk gibi hissediyordu. Heyecan damarlarında yolunu arıyordu. Kalbi ise heyecandan neye uğradığını şaşırmıştı. Hem şimdinin heyecanı hemde bilinmezliğin endişesi içerisindeydi. Şu an içinde bulunduğu her an sanki Perse’nin bir yansımasıydı. Tıpkı onun gibi hem sade hem renkli, hem sıcak hem soğuk, hem teşvik eden hem de korkutan bir hayal bütünüydü.
-Çevrene aval aval bakınmayı kesip içeriye girecek misin? Merak etme kimse yok ve biz çok fazla ıslandık.
-Pekala, pekala ben sadece böyle kasvetli bir ormanın içerisinde böyle güzel bir ev olmasını beklemiyordum.
-Bilmelisin Seiya-san her kötülüğün içinde bir iyilik, her iyiliğin içinde bir kötülük vardır.
-Ah evet Yin-yang öyle değil mi?
-Peki Seiya-san sence hangisi daha iyidir. Kötüdeki iyilik olmak mı? Yoksa iyilikteki kötülük olmak mı?
-Tabi ki iyilikteki kötülük ama dur o zaman kötü olmuş olursun. Kötülükteki iyilik o zaman. Ama o zamanda zaten kötüsün. Karışık bir durum gibi gözüküyor.
-Haklısın düşününce insan içinden çıkamıyor. Sanırım bu yüzden hislerimiz var. Mantığımızla hareket etsek ilerleyemeyiz yoksa. Oysa mantığımızı susturup hislerimizle bazı durumlarda karar verirsek her şey netleşir.
-Sezgilerini dinler misin?
-İyi kalpli olduğumu söylerler. Sezgilerime güvenirim.
-Ama dinler misin?
-Sohbete dalıp onları üzerinde kurutursan hasta olacaksın. Hayranlarından sonra bir de kardeşlerinin üzerime gelmesini istemem. Ev arkadaşım Than biraz iri kıyım birisi ama eminim bu gömlek sana olacaktır.
-Teşekkürler. Ev arkadaşının erkek olduğunu bilmiyordum.
-Merak etme ikizide var oldukça eğlenceli kardeşler.
-Anlıyorum
-Sessizliğe büründün. Hadi gel ateşin yanında ısınalım.
-Pekala. Sadece bir erkekle aynı evi paylaşıyor olman pek iyi gelmedi.
-Ben tüm o hayranlarınla uğraşırken eminim tek bir ev arkadaşım sana sorun olmayacaktır.
-Haklı olmaktan başka şansın yok sanırım.
-Aynen öyle. Hem vaktimizi bu konularla mı geçirmek istiyorsun?
-Pekala sezgi hususuna gelelim istersen? İyi kalpli olduğuna bende eminim.
-Teşekkür ederim. Sezgilerimle çoğu kez hareket ederim. Benim yaşadığım yerde mantık devreye giremezse hayat zordur. Hele ki uzun bir zaman önünde uzanıyorsa.
-Sen nereden geldin Perse?
-Uzaklardan Seiya-san. Ateşi görüyor musun? Sana onun içinden geldim desem inanır mısın? Ama benim hayatımı oluşturan yakıcı kısımlarıydı. İyi bir ateş ya da iyileştirici bir ateş değil. Cezalandırıcı bir ateş benimkisi. Korkamazsın, kaçamazsın, sesini çıkaramazsın. Sen hiç ölümle burun buruna geldin mi?
-Ah evet birkaç kez.
-Zor değil mi?
-Ürkütücü.
-Ölümden korkar mıydın?
-Sonsuza kadar yok olmak insanı korkutuyor. Hele ki gerisinde değer verdiği varlıkları bırakınca.
-Peki sana ölümün aslında sevgiye muhtaç bir küçük kız olduğunu söylesem ne derdin? Ben öyle hissediyorum. Kendisini yalnız hissediyor. Bu yüzden sürekli uğraşıyor. Atropos son kesiği attığında seviniyor çünkü yalnızlığını paylaşacak birilerinin yanına geldiğini biliyor. Lakin ölüler ölümden korkutucu. Cehennem kaç katmanlıdır dersin? Hepsini bir düzende tutmaya çalışan zavallı bir mağdur o. Ölümden korkanlara üzülen bir canlı. Bu şekilde bakınca ona üzülüyorsun öyle değil mi?
-Aslında hiç bu şekilde düşünmemiştim. Senin bakış açın gerçekten ölüme karşı empati duymama sebep oldu. Ama Perse ölüm bizi hayattan ayıran acımasız bir varlıktır. Bunu biliyorsun. Ona bu denli iyimser yaklaşacağımı sanmıyorum.
-Peki ya ölüme aşık olsan?
Seiya konunun aldığı boyuta şaşırmış bir halde Perseph’e bakıyordu. Gerçekten enteresan bir kızdı. Onunla yeni çıkan filmlerden veya son albümlerden bahsetmek çok basit olurdu. Hayır onunla kader, ölüm, hayat gibi ciddi konular hakkında konuşmak gerekirdi. Seiya, Perse’nin yüzüne şaşkınlıkla baktı ve içinden geçen tüm duygulara kulağını kabarttı. Sonra kendisini onun dudaklarında buldu.
-Ben duygularımla pek hareket etmem Perse. Bana bir görev verilmişti. Zorlu bir görev. Uzun zaman önceydi. Zorlandık ama başardık. Senin karşında ayaklarımın bağları çözülüyor. Seni görünce sanki tüm yaşadıklarım bir masalmış ve sen bana o masalı en romantik notalar halinde anlatıyormuşsun gibi geliyor.
Dudaklarını Perse’nin dudaklarına iyice bastırdı. Nefes almaya çalışıyor bir yandan da onu bırakmak istemiyordu. Dudaklarından ayrılırsa Perse’nin söyleyeceklerinden korkuyordu. Reddedilmek şu an için olmazdı. Reddedilmek şu an ölümle eş değerdi. Ölüm gerçekten empati duyulacak bir ölümsüz ise ona bu anı hediye etmeliydi. Perse konuşmadı sadece gözlerini gözlerine kenetledi ve öpücüklerine karşılık verdi. Seiya ellerini Perse’nin boynunda omuzlarında vücudunda gezdiriyordu. Heyecanlıydı. Derinlerde bir hazine bulmuş gibi heyecanlıydı. Bu sadece hayatın anlamı olabilirdi. Hayatı bir ipliğe bağlıydı ve o ipi kesecek olan Perse’den başkası değildi. Usulca Perse’nin kulağına inildedi.
-Dokun bana!
Perse bu sözler üzerine kendisini geri çekti. Yapamazdı. Onun canına bu tutkuyla müdahale de bulunamazdı. Seiya için gerçekliğe dönüş vakti gelmişti. Perse’nin bu tepkisine anlam veremeyen Seiya hiçbir şey demeden Perse’nin odayı terkedişini izledi. Ölüme, tahmin edemediği ölümsüze bu anı elinden aldığı için lanet etti.
17.Bölüm Sonu
-Hep geceleri başlıyor. Planlarımı geceleri karanlıkla besliyorum. Elimde sınırsız sayıda bir şey varsa o da karanlık… Büyütmek istediklerimin yetişeceği topraklardır karanlık. Her zaman geceyi gündüze bodrumu bahçeye tercih etmişimdir. Hastalıklı düş varlıklarım ciğerlerine buz gibi havayı çekebilmek için ancak günbatımından sonra sığınaklarından çıkmaya cesaret edebiliyorlar. Benden biçimsiz yaratılmış bedenlerine kendilerince grotesk bir güzellik vermemi bekliyorlar. Yemin güzel görünmesi gerekir ki av kancayı ancak etine saplandıktan sonra fark etsin. Benim avım. Sizi daha tanımadığım halde sarılmak istiyorum. Bunu bir şekilde de yapacağım zaten. Ruhumun içinde bir ve tek olacağız. Karanlığı aramam gerekmiyor; o her zaman etrafımda. Dışarıya soluduğum nefesim gibi. Vücudumun kokusu gibi… Bu aralar benden uzak durmaya çalışıyorlar. Bu iyi bir şey… Etrafımda ürkek bir halde fısıldaşıp dolanıyorlar. Onları benden uzak tutanın kokum olduğunu düşünüyorlar ancak yanılıyorlar. Gerçek sebebi karanlık…
-Kardeşime bu denli yakın olmanızı da onun karanlığına mı bağlamalıyım?
-Kardeşin Thanatos varlığı için sevindiğim birisi.
-Sizin için bundan daha değerli olmasını dilerdim. Onun size bakış açısını en az benim kadar biliyorsunuz.
-Çevrene dikkatli bir bak Thanatos ve kiminle konuştuğunu iyi düşün. Sen ölümün kabusla aşk yaşayacağını, ölümün aşık olacağını mı dile getiriyorsun?
-Ben kabusların ölüme aşık olduğunu dile getiriyorum. Ölüm kararını vermeli.
-Aşk Thanatos, Atrapos’un ipini çok önce kestiği bir düşünce… Varlığı için minnettarım ama ona bakış açım sadece bundan ibaret olacaktır.
-Kötülüğün içinde bulunup bu durum içerisinde iyi yanını koruyan bir tanrı… Babalığı ve sahip olduğu evrenle daima barışık bir güç… Devrimi içinde taşıyan bir ölümsüz ve aşk hususunda bu denli klişe cümleler kuruyor öyle mi?
-Belki de klişe olmanın zamanı gelmiştir. Belki de Thanatos kaderime yazılanı yerine getirmeliyim. Ölümün, cehennemin efendisi Hades ölümsüzlüğünün son damlasına kadar kötü olmalı ne dersin?
-Her şey seçim… Kardeşim adına üzülüyorum. Tayin ettiğin yolun sonuçlarını düşünmelisin. Her şeyden önce onu..
-Persephone.
-Mamooo-chaan yatak odamızın pembe olmasını istememde ne gibi bir sakınca olabilir?
-Sorun pembe yatak odası değil Usako. Sorun pembeyle kaplı yatak odamıza bir de haddinden fazla pelüş eklemen.
-Ama Mamochan şunların sevimliliğine bak. Şu kedinin suratı ne kadar sevimli, şu köpekte pek tatlı bakıyor. Ah inanamıyorum çok tatlı bir kuş… Bu oyuncaklar cenneti olmalı. Bunların nesi kötü.
-Usako gün içerisinde zaten yoruluyorum. Bir de yatağıma girip eşimin saçlarında uykuya dalmak için her gece yataktan saatlerce pelüş kaldırmak için mi uğraşacağım?
-Bari birkaç tane alsam?
-Tamam sadece 5 tane ile sınırlısın.
-Mamochaaan sen bir tanesin!
-Ah Usako sen de öylesin ama bazen gerçekten de garip olabiliyorsun.
Usagi ve Mamoru’nun evliliklerinin üzerinden 2 ay geçmişti. Bu süre zarfında genç çift diledikleri gibi gezmişler ve tüm zamanlarını beraber geçirmişlerdi. Mevsim yavaş yavaş sonbahara geliyordu. Yapraklar dökülmeye başlamış. Her yeri sıcak bir sarılık kaplamıştı. Huzurlu bir mevsimdi. Huzurlu zamanlardı. Arada birkaç olay meydana gelmişti ancak üstesinden gelmişlerdi. Düşman hakkında henüz bir bilgi yoktu. Kızların tatili bir süre sonra sona erecekti. Tüm yazı eğlenerek geçiren kızlar için bu bir hayli zor bir durumdu. Şimdi bulundukları mağazada evleri için eşya seçen Usagi ve Mamoru içinse her şey daha da zordu. Onların alışveriş yapacağını Chibi-usa’dan öğrenen kızlar soluğu alışveriş merkezinde almışlardı. Tam da şu anda zavallı Mamoru’nun elleri poşetlerle dolu haline acıyor ve başka ne hallere gireceğini merak ediyorlardı.
-Mamoru-san inanamıyorum. O poşetler ile oldukça yoruluyor olmalısın.
-Kızlaaar sizin burada ne işiniz var söyler misiniz?
-Ah Chibi-usa bugün eviniz için alışveriş yapacağınızı söyledi. Bunu kaçıramazdık öyle değil mi Usagi? Ne de olsa ikinizin alışverişi oldukça eğlenceli geçiyordur eminim.
-Haklısın Minako-chan oldukça eğlenceli bir haldeyim.
-Ah işte şöyle biraz daha rahatladığına eminim.
-Teşekkürler Makoto aslında hiç lüzum yoktu.
-Ah Mamoru-san Usagi alışverişe devam edeceğine göre birilerinin yardımına kesinlikle ihtiyacın var.
-Rei-chan! Seni aptal ben sadece evim için gerekli olanları alıyorum.
-Usagi-chan hepsini anlıyorum da bu pembe ayıcığın ne işine yaracağını anlamadım.
-Amiii baksana ne kadar sevimli. Evimde böyle birşeye sahip olmayacağımda ne olacak.
-Anlaşılan küçük tavşanı evlilik bile büyütemedi.
-Değil mi Haruka? Oysaki geleceğin kraliçeliği için ilk adımı atmış bir prenses.
-Haruka-saan, Michiru-saaan.
-Merhaba bayanlar. Sizinle karşılaşmak oldukça hoş. Mamoru-san oldukça yorulmuşa benziyorsun.
-Ah sorun değil Haruka.
-Kızlarla alışveriş işkence öyle değil mi? Böyle durumlarda kaçmalısın hem de çok uzağa.
-Haruka benimle yaptığın alışverişlerden sıkıldığını düşünmemiştim.
-Michiru fermuarını çekmek için her zaman alışverişlerde yanında bulunacağımı biliyorsun.
-Ve kabinde yalnız kalmamam için.
-Oldukça dar bir alan biliyorsun. Tehlikenin nereden geleceği belli olmaz.
-Senin kadar yakındır belki de öyle değil mi?
-Ah harika etrafımız olgun çiftlerle sarıldı. Kahve içmeye ne dersiniz millet?
-Rei-chan konuyu dağıtmak harika bir fikirdi.
Alışveriş merkezinin cafesinde herkes toplaşıp oturmuştu. Usagi parmağındaki yüzüğe bakıyordu. Daha iki ay önce bu cafe’de oturan Mamoru ve Rei’ye uzaktan anlam veremeden bakıyordu. Şimdi ise durum oldukça farklı bir haldeydi. O artık evliydi.Ev-li. Her akşam Mamoru’ya sarılarak uyuyordu. Bazı geceler Chibi-usa ortalarında yatmak için tuttursa da diğer geceler inanılmazdı. Arkadaşları yanındaydı. Son zamanlarda fazla sorunda olmamıştı. Neden hala mutlu olamıyordu bilmiyordu. İçinde eksiklik vardı. Uyanmayı yeniden hayatında olmayı bekleyen bir duygu… Her gece onu rahatsız eden varlığını hatırlatan ama ne olduğunu açıklamayan bir duygu. Yine de arkadaşlarını hep bir arada böyle mutlu görünce içine derin bir huzur doldu. Tatillerden, erkeklerden, çevredeki olaylardan uzun uzun bahsettikten sonra artık herkesin ayrılma zamanı gelmişti. En son kalkan kişiler Mamoru ve Usagi olmuştu. Haruka ve Michiru tek tek kalkan arkadaşlarını yollayarak oturmaya devam ediyorlardı.
-Ne kadar mutlular öyle değil mi Haruka?
-Olmaları gerekiyor. Biliyorsun hayatları oldukça yolunda gidiyor.
-Düşmanlarımızdan bahsetmiyorlar. Böyle giderse savunmasız yakalanacağız.
-Düşmanların gücü hakkında kimse fikir yürütemiyor Haruka. Dile getirip birbirlerini endişelendirmek istemiyorlar.
-Prenses hamile kalırsa ne olacak?
-Varisimiz dünyaya gelecek. Chibi-usa ile nihayetinde bu evrende tanışacağız biliyorsun.
-Varisi olan bir gezegen hem Ay hem de Dünya’nın kaderi birleşti. Seninde içinde garip bir his yok mu?
-Biliyorsun önceki hayatlarında da birliktelerdi. Ay Dünya’ya aşıktı. Bu yüzden böyle hissettiğine eminim.
-Olayların ne olduğunu bende senin gibi biliyorum ama içeriklerini hatırlayamıyorum. İçimi saran derin bir korku var.
-Onun çevresindeki enerji oldukça iyi görünüyor. Yine de emin olmamız gerek biliyorsun.
-Bu bizim dövüş şeklimiz.
-Senin olduğun her şey benim şeklimi belirler Haruka.
-Michiru!
-Hadi kalkalım. Bugün sıra bende.
-Ah yorulacağına emin olabilirsin.
-Göreceğiz Haruka-chan.
Akşam olmuş gökyüzü karanlığa bürünmüştü. Ay artık kendini iyice gösteriyordu. Usagi ve Mamoru evlerine yeni aldıkları eşyaları yerleştiriyorlardı. Mobilyaların siparişini vermişlerdi. Artık sadece yerleştirilmeleri kalmıştı. Usagi hayatında hiç olmadığı kadar mutluydu. Yanında prensi ile bir hayat sürüyordu. Yemin ettiği gibi bir ömür boyunca, sonsuza kadar…
-Usako. Ne düşünüyorsun?
-Yaşadıklarıma hala inanamıyorum.
-Aslında bende inanamıyorum. Oldukça garip hissediyorum.
-Mamochan beni asla bırakmayacaksın öyle değil mi?
-Bunun cevabını biliyorsun. Asla.
-Bazen gerçekliğinden öyle şüphe ediyorum ki kendimi çimdikliyorum. Canım acıdığında bunun gerçek olduğunu anlıyorum. Rüya olsa acıyı hissedemem öyle değil mi?
-Rüyada değiliz Usako. Sadece rüya gibi bir hayat yaşıyoruz. Var olduğum sürece de böyle devam edeceğine söz veriyorum.
-Mamochan seni seviyorum. Söylesene o rüyalar hala devam ediyor mu?
-Aslında daha huzurlu. Sürekli seni görüyorum. Beyaz bir elbisenin içerisinde ellerinle karnını ovalıyorsun. Gözlerinde ise huzur var. Ne zaman bu rüyayı görsem içimi derin bir mutluluk katlıyor.
-Bu geçmişimizden bir anı mı dersin?
-Belki de geleceğimizden bir mesajdır olamaz mı?
-Ne gibi?
-Belki de zamanı gelmiştir Usako.
-Anlamıyorum Mamochan?
-Gel buraya Usako.
İki parlayan kalp birbirlerini tekrar buldu. Mamoru geleceğe yorduğu rüyalarını şimdiki zamana uygulamaya koyuldu. Prensesini defalarca öptü. Her akşam olduğu gibi o gecede kokusuyla sarhoş oluyordu. Bu doyumsuzluk doyuma ulaşır korkusuyla her gece daha sabırlı daha içten ona sarılıyordu. Uyuduğunda ise onun surat ifadesini izliyor. Hafızasına en ince ayrıntısına kadar kazıyordu. Geçmişi veya geleceği rüyalarında o mutlu anları kendisine hediye ediyordu. Mamoru ise Usagi’nin o güzel yüzünü hafızasına kazıyarak geleceğine olan borcunu ödüyordu.
Ertesi gün Seiya sabah erkenden uyanmıştı. Telefonuna bir mail gelmişti. Sonbahar yaprakları altında bir piknik teklifi aklının başından gitmesine sebep olmuştu. Perseph ile işler oldukça iyi gidiyordu. Tüm yazı birlikte geçirmişlerdi. Yüzmeye gitmişler birlikte spor yapmışlardı. Perseph, Seiya’nın hayranlarından oldukça sıkılsa da sesini çıkarmıyordu. Bazen kıskançlık gösteriyordu ama bu Seiya’nın oldukça hoşuna gidiyordu. Taiki ve Yaten’se gazete üzerinde yorumlarda bulunmaktaydılar.
Yeni Bir Yarışmacı Kendini İspatlamaya Çalışıyor.
Ünlü F-1 pilotu Tenou Haruka yeni rakibi ile Juuban’da karşılaşacak. Heyecanla beklenen bu çekişmeli yarışa herkesin izleyici olarak katılabileceği duyuruldu. Tenou Haruka’nın rakibini tanıyacak olursa ismi henüz bilinmiyor sadece takma isim söz konusu. Karanlık; ismini kullanmayı tercih etmediğini sadece bu şekilde anılmasını istediğini dile getirdi. Kısa sürede yıldızı parlayan Karanlık lakaplı bu yarış ustasının Tenou Haruka karşısında şansının ne olacağı ise bilinmiyor.
-Hey Seiya şu habere bakmalısın. Haruka’nın yeni bir rakibi var.
-Harika, harika ama benim acelem var.
-Yine onunla buluşacaksın öyle değil mi?
-Ah evet ayrıca onun adı Perseph biliyorsunuz.
-Dostum bizden de hızlı çıktın. Biz de hala hiçbir atak yok. Buna inanamıyorum.
-Yaten-kun sana tavsiyem artık açılman yoksa elinden kaybedeceksin. O zaman çevrende olmayı hiç istemem doğrusu.
-Sen kendi işine bak dostum. Yarış yarın sakın başka plan yapma.
-Perseph ile gelirim merak etmeyin.
-Ah evet tabi. PErseph ile.
Seiya siyah kot pantolonu üzerine giydiği t-shirtü ile görüşmeye hazırdı. En beğendiği parfümü üzerine sıkmıştı. Gerçi bunu abartmış biraz boca etmişti ama daha önceleri Perseph buna pek sesini çıkarmamıştı. Parka gittiğinde çevresine bakındı sonra büyük bir ağacın altında serdiği örtüsünün üzerinde oturmuş kitap okuyan o yüzü gördü. Kırmızı saçları ile bembeyaz yüzü sarı yaprakların arasında oldukça hoş bir resim çiziyordu. Çatırdayan dalların sesinden olacak ki kendisini farketti ve Seiya’nın içini eriten bir çift göz kendisine yöneldi.
-Hoş geldin.
-Merhaba Perse. Nasılsın?
-Ah Seiya-chan nasıl olabilirim? Hayranların benden nefret ediyor. İnanamazsın ama burada beklerken en azından on kız bana yanlış yolda olduğumu söyledi.
-Üzgünüm ben gerçekten bazen hadlerini aşıyorlar.
-Bir starla olmanın bu denli zor olduğunu bilmiyordum. Bu arada bu senin.
-Pembe bir not defteri mi? İçinde yazan numara senin mi?
-Hayır bir hayranın bana lahana kafa diyerek bunu sana vermem gerektiğini söyledi. Oldukça eğlenceliydi.
-Gerçekten üzgünüm Perse. Bir dahaki sefere seni bekleyen kişi ben olmalıyım.
-Buna lüzum yok aynı ilginin sana yöneleceğini düşünürsek halime oldukça şükrediyorum.
-Ah Perse çok açık sözlüsün.
-Hey bugün sana bir sürprizim olacak.
-Ve tabi ne olduğunu ben meraktan ölene kadar söylemeyeceksin öyle değil mi?
-Aslında Seiya-san seni evime atmayı düşünüyorum.
-Oldukça romantik bir teklif doğrusu.
-Biliyorsun oldukça romantik birisiyim.
-Şanslı bir adamım . Oldukça sevimli bir sevgilim var.
-Şanslıyım oldukça parıldayan bir erkek arkadaşım var.
Tüm günü beraber geçirdiler. Sinemaya gittiler. Seiya’nın hayran topluluğundan kaçtılar. Öpüşürken bir gazeteciye yakalandılar. Ağaçlara tırmanıp bir günlüğüne çocuk olmanın tadını çıkardılar.Hava kararmaya başladığında sonbahar yüzünü göstermişti ve birden yağmur bastırdı.
-Hadi benimle gel. Seni yaşadığım yere götüreceğim.
-Şanslı günümdeyim sanırım.
Gerçi biraz ıslanacağız sorun olur mu?
-Senin olduğun hiçbir durum benim için sorun olmayacak Perse.
-Tamam o halde koşmaya başlasan iyi olur yolumuz oldukça uzun.
Ormanın içine doğru yürüdüler. Yağmur toprağı iyice çamurlu hale getirmişti. Bata çıka yürümeye çalışıyorlardı. Hava kararıp ormana gölgeler çökünce her varlık boyut değiştirmişti sanki. Seiya için orman biraz ürkütücüydü. Perse ile oldukça mutlu görünüyordu ve bir melodi mırıldanıyordu sanki.
Kötücül kötülük
Ölümcül kötülük
Karanlıkta parlar
Kalbi taş bir canavar
Korkma geçecek
İyilik yenecek
Güneş olmasa da
Ölümsüz yanında
La la la la
Nihayetinde ormanın derinliklerinde bir ev gözüktü. 2 katlı bir evdi bu. Bacasından dumanlar çıkıyordu. İçeride ateş olması burayı daha bir yaşanılır hale getiriyordu. Çevresinde sadece beyaz papatyalar vardı. Seiya çiçek seçimine oldukça şaşırdı.Evin çevresi bembeyazdı. Perse gibi saf ve temiz. Seiya içinde bulunduğu duruma içten içe gülüyordu. Yaramazlığın ortasında annesi tarafından yalanmaktan korkan bir çocuk gibi hissediyordu. Heyecan damarlarında yolunu arıyordu. Kalbi ise heyecandan neye uğradığını şaşırmıştı. Hem şimdinin heyecanı hemde bilinmezliğin endişesi içerisindeydi. Şu an içinde bulunduğu her an sanki Perse’nin bir yansımasıydı. Tıpkı onun gibi hem sade hem renkli, hem sıcak hem soğuk, hem teşvik eden hem de korkutan bir hayal bütünüydü.
-Çevrene aval aval bakınmayı kesip içeriye girecek misin? Merak etme kimse yok ve biz çok fazla ıslandık.
-Pekala, pekala ben sadece böyle kasvetli bir ormanın içerisinde böyle güzel bir ev olmasını beklemiyordum.
-Bilmelisin Seiya-san her kötülüğün içinde bir iyilik, her iyiliğin içinde bir kötülük vardır.
-Ah evet Yin-yang öyle değil mi?
-Peki Seiya-san sence hangisi daha iyidir. Kötüdeki iyilik olmak mı? Yoksa iyilikteki kötülük olmak mı?
-Tabi ki iyilikteki kötülük ama dur o zaman kötü olmuş olursun. Kötülükteki iyilik o zaman. Ama o zamanda zaten kötüsün. Karışık bir durum gibi gözüküyor.
-Haklısın düşününce insan içinden çıkamıyor. Sanırım bu yüzden hislerimiz var. Mantığımızla hareket etsek ilerleyemeyiz yoksa. Oysa mantığımızı susturup hislerimizle bazı durumlarda karar verirsek her şey netleşir.
-Sezgilerini dinler misin?
-İyi kalpli olduğumu söylerler. Sezgilerime güvenirim.
-Ama dinler misin?
-Sohbete dalıp onları üzerinde kurutursan hasta olacaksın. Hayranlarından sonra bir de kardeşlerinin üzerime gelmesini istemem. Ev arkadaşım Than biraz iri kıyım birisi ama eminim bu gömlek sana olacaktır.
-Teşekkürler. Ev arkadaşının erkek olduğunu bilmiyordum.
-Merak etme ikizide var oldukça eğlenceli kardeşler.
-Anlıyorum
-Sessizliğe büründün. Hadi gel ateşin yanında ısınalım.
-Pekala. Sadece bir erkekle aynı evi paylaşıyor olman pek iyi gelmedi.
-Ben tüm o hayranlarınla uğraşırken eminim tek bir ev arkadaşım sana sorun olmayacaktır.
-Haklı olmaktan başka şansın yok sanırım.
-Aynen öyle. Hem vaktimizi bu konularla mı geçirmek istiyorsun?
-Pekala sezgi hususuna gelelim istersen? İyi kalpli olduğuna bende eminim.
-Teşekkür ederim. Sezgilerimle çoğu kez hareket ederim. Benim yaşadığım yerde mantık devreye giremezse hayat zordur. Hele ki uzun bir zaman önünde uzanıyorsa.
-Sen nereden geldin Perse?
-Uzaklardan Seiya-san. Ateşi görüyor musun? Sana onun içinden geldim desem inanır mısın? Ama benim hayatımı oluşturan yakıcı kısımlarıydı. İyi bir ateş ya da iyileştirici bir ateş değil. Cezalandırıcı bir ateş benimkisi. Korkamazsın, kaçamazsın, sesini çıkaramazsın. Sen hiç ölümle burun buruna geldin mi?
-Ah evet birkaç kez.
-Zor değil mi?
-Ürkütücü.
-Ölümden korkar mıydın?
-Sonsuza kadar yok olmak insanı korkutuyor. Hele ki gerisinde değer verdiği varlıkları bırakınca.
-Peki sana ölümün aslında sevgiye muhtaç bir küçük kız olduğunu söylesem ne derdin? Ben öyle hissediyorum. Kendisini yalnız hissediyor. Bu yüzden sürekli uğraşıyor. Atropos son kesiği attığında seviniyor çünkü yalnızlığını paylaşacak birilerinin yanına geldiğini biliyor. Lakin ölüler ölümden korkutucu. Cehennem kaç katmanlıdır dersin? Hepsini bir düzende tutmaya çalışan zavallı bir mağdur o. Ölümden korkanlara üzülen bir canlı. Bu şekilde bakınca ona üzülüyorsun öyle değil mi?
-Aslında hiç bu şekilde düşünmemiştim. Senin bakış açın gerçekten ölüme karşı empati duymama sebep oldu. Ama Perse ölüm bizi hayattan ayıran acımasız bir varlıktır. Bunu biliyorsun. Ona bu denli iyimser yaklaşacağımı sanmıyorum.
-Peki ya ölüme aşık olsan?
Seiya konunun aldığı boyuta şaşırmış bir halde Perseph’e bakıyordu. Gerçekten enteresan bir kızdı. Onunla yeni çıkan filmlerden veya son albümlerden bahsetmek çok basit olurdu. Hayır onunla kader, ölüm, hayat gibi ciddi konular hakkında konuşmak gerekirdi. Seiya, Perse’nin yüzüne şaşkınlıkla baktı ve içinden geçen tüm duygulara kulağını kabarttı. Sonra kendisini onun dudaklarında buldu.
-Ben duygularımla pek hareket etmem Perse. Bana bir görev verilmişti. Zorlu bir görev. Uzun zaman önceydi. Zorlandık ama başardık. Senin karşında ayaklarımın bağları çözülüyor. Seni görünce sanki tüm yaşadıklarım bir masalmış ve sen bana o masalı en romantik notalar halinde anlatıyormuşsun gibi geliyor.
Dudaklarını Perse’nin dudaklarına iyice bastırdı. Nefes almaya çalışıyor bir yandan da onu bırakmak istemiyordu. Dudaklarından ayrılırsa Perse’nin söyleyeceklerinden korkuyordu. Reddedilmek şu an için olmazdı. Reddedilmek şu an ölümle eş değerdi. Ölüm gerçekten empati duyulacak bir ölümsüz ise ona bu anı hediye etmeliydi. Perse konuşmadı sadece gözlerini gözlerine kenetledi ve öpücüklerine karşılık verdi. Seiya ellerini Perse’nin boynunda omuzlarında vücudunda gezdiriyordu. Heyecanlıydı. Derinlerde bir hazine bulmuş gibi heyecanlıydı. Bu sadece hayatın anlamı olabilirdi. Hayatı bir ipliğe bağlıydı ve o ipi kesecek olan Perse’den başkası değildi. Usulca Perse’nin kulağına inildedi.
-Dokun bana!
Perse bu sözler üzerine kendisini geri çekti. Yapamazdı. Onun canına bu tutkuyla müdahale de bulunamazdı. Seiya için gerçekliğe dönüş vakti gelmişti. Perse’nin bu tepkisine anlam veremeyen Seiya hiçbir şey demeden Perse’nin odayı terkedişini izledi. Ölüme, tahmin edemediği ölümsüze bu anı elinden aldığı için lanet etti.
17.Bölüm Sonu
he's like fire and ice and rage. he's like the night and the storm in the heart of the sun. he's ancient and forever. he burns at the centre of time and can see the turn of the universe and... he's wonderful.





Chopin yakında yateni aşka getrcem kesin:D herkeste bir çakma mamoruluk ne yani yaa:)
Beste
o da olacak elbet lakin 7.sezonun sürprizi olabilir ve ben bu sürprizi bozuyor olabilirim. Bitmesine 5 6 bölüm kaldı çünkü
ama enteresan konular yazacağımızdan emin olabilirsin
okumana gerçekten sevindimm:)

Beste
o da olacak elbet lakin 7.sezonun sürprizi olabilir ve ben bu sürprizi bozuyor olabilirim. Bitmesine 5 6 bölüm kaldı çünkü




he's like fire and ice and rage. he's like the night and the storm in the heart of the sun. he's ancient and forever. he burns at the centre of time and can see the turn of the universe and... he's wonderful.




Beste bende herkesin sahibi var:D Şöyle oluyor:D
Usagi-Mamoru
Ami-Taiki
Rei-Yuichiro
Makoto-Motoki
Minako-Yaten
Haruka-Michiru
Seiya-PErseph
İlişkiler bu yönde. Bu sezonda hamilelik görmüyorum ama ileride çok farklı bir şekilde olacak hem azıcık aşk yaşasınlar:D hemen doğurursa olmaz. Gencecik kız daha
Usagi-Mamoru
Ami-Taiki
Rei-Yuichiro
Makoto-Motoki
Minako-Yaten
Haruka-Michiru
Seiya-PErseph
İlişkiler bu yönde. Bu sezonda hamilelik görmüyorum ama ileride çok farklı bir şekilde olacak hem azıcık aşk yaşasınlar:D hemen doğurursa olmaz. Gencecik kız daha

he's like fire and ice and rage. he's like the night and the storm in the heart of the sun. he's ancient and forever. he burns at the centre of time and can see the turn of the universe and... he's wonderful.




Söylediğin kısmı bir sonraki bölümde okuyacağına emin ol. 7. Sezonu Chopin ile birlikte yazacağız zaten 5-6 bölüm kaldı hikayenin bitmesine o yüzden bu hikayede pek detaylı yazamam diğer sezonda onun üzerine kurulu gibi olacak. İlgin içinde teşekkür ederim:)



he's like fire and ice and rage. he's like the night and the storm in the heart of the sun. he's ancient and forever. he burns at the centre of time and can see the turn of the universe and... he's wonderful.




18.Bölüm-Yaklaşım
Büyük Yarış! Hazırlanın!
Karanlık lakaplı yarışçı pistlerin genç yeteneği Tenou Haruka’ya meydan okudu. İsminden ziyade takma ad kullanan genç yarışmacının kim olduğu ise hala bir soru işareti. Kendisi hakkında bildiklerimiz ise şehirlerarası birkaç yarışmada elde ettiği zaferlerden ibaret. Daha önceki yarışmalarda rakibi olarak bulunan Marlow Husume kendisinin oldukça sessiz olduğunu ancak yarışlarda herkesi epey geride bıraktığını sonucun ne olacağını kendisinin de merak ettiğini dile getirdi. Büyük karşılaşma ise bugün saat 16.00 sularında başlayacak. Tüm meraklıları pistlerde görmeyi umut ediyoruz.
-Bir bu eksikti. Daha yarışmadan tüm gazeteler senden bahseder oldu.
-Kardeşim sessiz ve derin başarımı kıskanır gibisin.
-Ah evet seni inanılmaz kıskanıyorum. Ne de olsa çok mühim görevi olan bizler değiliz. Biz sadece dünyaya yaz tatili için geldik. Tatil bittiğinde döneceğimiz yer ise bundan daha parlak ve güzel bir yer. Benim için sorun değil karanlığın kaderim olduğunu yüzyıllar önce kabullendim; ama siz ikiniz sınırı aşıyorsunuz.
-Biraz fazla abartmıyor musun Hynos. Tek yaptığım biraz eğlenmek buna hakkım olmadığını söyleyemezsin.
-Elbette söylerim buna hakkınız yok çünkü. Onun bir faniye aşık olma lüksü olmadığı gibi senin de boş eğlencelere kendini adamaya hakkın yok.
-Ama o aşık oldu bunu engelleyemedik öyle değil mi? O halde benim eğlenmemin de bir mahsuru olmamalı.
-Bu görevi kabul ettiğimizde senin akıllı kararlar alacağına güvenmiştim. Sen sağduyulu olacaktın. Bak bu sadece bir oyundu hatırlıyor musun? Burada geçecek süremizi değerlendirecek, prensese aradığı şeyin aslında imkansız olduğunu gösterecek ve usulca karanlığımıza geri dönecektik. Bu planı biz yapmıştık unuttun mu sevgili kardeşim?
-Bir tanrıçaya sevgili kardeşim hele ki ellerinde ölümü taşıyan bir ölümsüzü hafife alma. Onların yeniden dirilebileceği gerçeğini kendin söyledin. Uyanışın yakında olduğunu gösteren nice kanıta bunca zaman rastladık. Şimdiyse kardeşim tek yapmamız gereken beklemek.. Bu süre boyunca da sıkılmak istemiyorum.
-Thanatos! Sana inanamıyorum. Sen kölelerin en beterisin! Siz hiç laf anlamazsınız. O koca kafanızla kara deliğe razısınız.
-Abartıyorsun kardeşim. Biliyorsun.
-Hah! Bir de kendisine Karanlık lakabını almış. Daha fazla dikkat çekemezdin doğrusu.
-Çok çekici değil mi sevgili kardeşim? Kızların karanlık işlerden oldukça etkilendiğini duydum. Bizden karası olabilir mi dersin?
-Canınız cehenneme!
-Eninde sonunda, kardeşim eninde sonunda!
Etrafı pembelerle kaplı odaya güneş ışığı vuruyordu. Duvarlarda ünlü ressam Yumemi Yumano’nun eserleri asılı bir şekilde duruyordu. Tüm bunların arasında en özeli ise en köşede yerini almıştı. Mavi gökyüzünde süzülen iki kristal ve el ele tutuşmuş iki aşık... Sarı ve siyahın eşsiz uyumu… Altında ise ünlü ressamın mutluluklar dilediği küçük bir not. Yerlerde ise kedi, köpek, tavşan ve kuşlardan oluşan bir yığın bulunuyordu. Yere gelişigüzel dizilmiş oyuncakların çevrelediği yatak ise odanın en ortasında ışığın altında usulca parlıyordu. Usagi’nin sarı saçları Mamoru’nun göğsüne serilmiş haldeydi. Huzurlu bir uyku içerisindeydiler. Tabi Usagi’nin dağınık yatışı sebebiyle Mamoru’nun yatakta sahip olduğu daracık yerde ne kadar huzurlu uyku çekilirse… Bu mutlu tabloyu bozan tek şey harekete geçmişti bile. Zrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
-Anneee lütfen biraz daha uyumak istiyorum lütfeen!
-Usagi. Sana inanamıyorum.
-Anne lütfeeeennn! Çok uykum var ben akşam çok yoruldum.
-Usako. Bu kadar yorulmana sebep olan neydi bakalım?
-Ah annee izin ver biraz daha uyuyayım. Ben sadece Chibi-usa ve Mamoru ile sinemaya gittik. Sonra geç saatlere kadar oturduk ve sonra ahhhh Mamochan üzgünüm.
-Günaydın hayatım. İstersen biraz daha uyuyabilirsin ama Haruka’nın yarışını kaçırmak istemeyeceğine eminim.
-Olamaz! Orada olacağımıza dair söz vermiştik. Mutlaka orada olmalıyız. Burada seninle uyumak çok güzel ama sanırım kalkmamız gerek.
-Evet kalksak iyi olacak.
-Mamo-chan beni oyalamaya mı çalışıyorsun? Kalktığını göremiyorum.
-5 dakika daha uyuyabiliriz öyle değil mi? Ya da…
-Mamochan…
Haruka’nın yarışı bugün öğleden sonra olacaktı. Ami’nin programlamasına göre kızlar önce birlikte buluşup kahvaltı edecekler daha sonra ise yarış alanında yerlerini alacaklardı. Minako daha öncesinden Haruka’ya şans hediyesi almakla yükümlüydü. Rei ise kendince şans muskası hazırlayacaktı. Ami günü ve kızları programlamakla meşgul olduğundan onun fazladan bir görevi yoktu. Makoto ise her zamanki gibi yarış sonrası için çilekli pastasını hazırlamıştı. Usagi’ye düşen görevse sadece zamanında orada hazırlıklı olmaktı. Michiru ve Haruka ise yarış öncesi evlerinde huzurlu bir sabah geçirmek istiyorlardı.
-Haruka. Uyandın mı?
-Ah evet.
-Büyük yarışa hazır mısın bakalım?
-Hazır olması gereken o biliyorsun.
-Bugün içimde garip bir duygu var. Dikkatli ol Haruka.
-Düşler aynası bu gece seni rahat bırakmamış anlaşılan. Sorun nedir Michiru?
-Adını koyamadığım duygular kalbimi kaplıyor. Çok tuhaf hissediyorum. Lütfen dikkatli ol. Peki ya sen bir şeyler hissediyor musun?
-Evet. Nedense bugün için garip bir heyecan duyuyorum.
-Hızı senden daha fazla seven birisini görmemiştim. Heyecan duyman tuhaf.
-Benim içinde öyle. Daha önceleri hiç böyle bir heyecan duymamıştım. Yarışmanın verdiği haz ve adrenalin elbette olmuştu ama bugün hissettiğim yarışacağım kişiye karşı duyduğum garip bir merak ve bu beni heyecanlandırıyor. Bir an önce onunla karşılaşmak istiyorum.
-Belki de tüm bu heyecanın arkasında rakibinin kendisini sır gibi saklaması vardır. Tüm bu lakaplar kara kıyafetler senin için deşifre olması gereken bir sır gibi bundan eminim Haruka ve bu durum seni heyecanlandırıyor.
-Michiru biliyorsun beni kara kıyafetlerden ziyade beyaz bir tende oldukça heyecanlandırır. Bu ten sana aitse özellikle.
-Şans hediyeni henüz vermedim öyle değil mi?
-Hediyemi almak için sabırsızlanıyorum.
-Enerjinin bitmesini istemem.
-Enerjimin bitmesine değil sadece zirve yapmasına sebep oluyorsun Michiru.
-Saçlarının kokusunu çok seviyorum.
Kızlar kahvaltı edecekleri kafeye çoktan gelmişlerdi. Siparişlerini vermek için herkes elbette ki Usagi’yi bekliyordu.
-Kızlar pastamızı hazırladım. Ancak onu yanımızda taşıyamayacağımız için Rei’lerde bıraktım. Beklediğimiz gibi yarışı kazanan Haruka olursa onlarda ufak bir kutlama yapacağız. Yuichiro bizim için evi hazırlayacak.
-Rei çok şanslısın. Dilediğin zaman yanında olacak bir sevgilin var.
-Minako nişanlısı var. Rei nişanlı biliyorsun. Yani senden epey adım ileride. Bu açıdan bakarsak sana göre epey şanslı
-Artemis. Vaziyetin benden farklıymış gibi konuşma. Sende yalnızsın üstelik epey bir Mart geldi ve geçti.
-Luna’nın yanında da bu şekilde konuşma. Acısını benden çıkarmasını istemiyorum. Biliyorsun bu konularda oldukça hassas.
-Artemis, Minako ikinizde tartışmanıza bir son vermelisiniz. Planlarıma göre siparişimizi biraz daha geciktirirsek programın oldukça gerisinde kalacağız. Minako sen hediyemizi aldın mı?
-Ah Ami-chan bana güvenmelisin. Elbette ki aldım. Hem oldukça da hoş bir hediye. Beğeneceğine emin olabilirsiniz.
-Peki ya sen Rei-chan muskanı hazırlayabildin mi?
-Evet Ami-chan tüm gece bununla uğraştım. Buna rağmen ben vaktinde gelebiliyorum ama Usagi kendisine verilen tek görevi dahi zamanında yapamıyor. Yaşının büyümesi, evli olması hatta Mamoru-san ile aynı evi paylaşması bile onu sorumluluk sahibi yapamadı inanamıyorum.
-Ne de olsa Usagi.
-Kızlar Chibi-usa’nın neden gelmediğini bilen var mı?
-Ah Makoto o ailesiyle birlikte kaplıcalara tatile gitti. Luna’da onu gözlemek için beraberinde gitti. Bu yüzden aramızda yoklar.
-Usagi evlenince ailesi tüm ilgiyi Chibi-usa’ya verdi sanırım.
-Evet Usagi’nin babası bu konu hakkında çok hassas biliyorsunuz. Chibi-usa’nın yaşı küçük olmasına karşın onu da ellerinden kaybetme korkusuyla yanlarından ayırmıyorlar.
-Tabi bu da Usagi ve Mamoru’nun işine geliyor olacak ki oldukça geç kalabiliyorlar. Evlenince Mamoru, Usagi’yi kendisine benzetir diye düşünmüştüm ama anlaşılan yanılmışım.
-Kızlaaaaarr. Çok üzgünüm. Biz geç kaldık; çünkü aa şeyy!
-Usagi-chaaaannn! Mamoru-saaan! Biraz daha geç kalsaydınız sizi beklemeyecektik doğrusu.
-Üzgünüm gerçekten yani
-Sen şuna bir türlü uyanamadık desene. Tembel Usagi.
-Rei-chaaan aptal aptal aptal! Tam aksine tam vaktinde uyandım. Sadece yataktan çıkmamız biraz uzun sürdü.
-Ahhh anlaşıldı.
-Ne, ne oldu neden herkes bana öyle bakıyor? Neden kızardınız? Hem bensiz yemeye başlamadınız umarım.
-Tamam hayatım sen bizi daha fazla deşifre etmeden otursak iyi olacak.
-Mamochaan yanlış bir şey mi dedim neler oluyor?
-Tamam Usako hadi oturalım.
-Usagi-chan milyon yıl geçse yine de anlayamayacaksın öyle değil mi?
-Kesinlikle anlamayacak.
-Sende mi Ami-chan. İnanamıyorum çok kabasınız!
Kahvaltı sonrası herkes yola doğru koyulmuştu. Yarış pisti oldukça uzaktaydı. Yarış alanına varmaları 2 saat sürmüştü. Nihayetinde alana girdiklerinde büyük kalabalıkla karşılaştılar. Herkes hazır bir şekilde büyük yarışı bekliyordu. Haruka ise aracının başında son durumu gözden geçiriyordu. Michiru ise elbisesi içinde çok şık bir şekilde Haruka’ya eşlik ediyordu. Peşlerinde ise tabi ki gazeteciler vardı.
-İnanmıyorum Haruka-san heyecanlı olmalısın!
-Hiçbir şey küçük tavşan seni görmek kadar heyecanlandırıcı olamaz. Hoşgeldiniz.
-Rakibini oldukça zorlu tanıttılar ama senin kazanacağına eminiz. İstatistikler senin oldukça önde olduğunu gösteriyor.
-Teşekkürler Ami-chan bunu duymak iyi bir moral oldu.
-Daha bitmedi Haruka-san bunu yanından ayırma. Bu şans muskası yarış boyunca şansın senin yanında olmasını diliyoruz.
-Rei-chan, çok teşekkür ederim. Yanımdan ayırmayacağıma emin olabilirsin.
-Yarışı kazandığın ilan edildiğinde küçük bir kutlama seni bekliyor olacak.
-Ayrıca bu hediye de hepimizden. Başarı getirmesi dileğiyle.
Minako küçük turuncu kutuyu Haruka’ya uzatmıştı. Haruka ne olduğunu anlayamadığı kutuyu açtı. Karşısında oldukça hoş bir anahtarlık vardı. Her kızın gücünü simgeleyen renk küçük halkalar şeklinde sıralanmıştı ve tıpkı onların birlikte yaptıkları sailor teleport gibi hiza almışlardı. Güneş ışığı vurduğunda ise birbirine karışan renkler gök kuşağını andırıyordu.
-Her zaman birlikte olduğumuzu bilmeni istiyoruz. Bunu asla unutma Haruka-san yarışında başarılar dileriz.
-Mamoru-san, kızlar gerçekten teşekkür ederim. Bu yarışı sizler için kazanacağım.
Uzak bir köşede ise Thanatos çevreyi dikizliyordu. Kardeşi ve Persephone yanında ona destek oluyorlardı.
-Şu güç dalgasını görüyor musunuz?
-Ah büyüleyici öyle değil mi? İnsanlar coşkuyla sizin yarışınızı bekliyorlar.
-Persephone gücü hissedebiliyor musun? Bağırışlar birbirine çarparak daha da güçlü hal alıyor. Sonsuz bir haykırış gibi. Tıpkı..
-Tıpkı bizim cehennemimiz gibi.
-Burası ideal bir yer öyle değil mi sevgili kardeşim?
-Ah evet Hypnos. Buraya gelişimizin bir sebebi olduğunu biliyordum.
-Size inanamıyorum. Gerçekten bunu mu düşünüyorsunuz. Amacınızın eğlenmek olduğunu sanıyordum. Onlara zarar veremezsiniz.
-Buraya geliş amacımızı unutmayın prenses.
-Sahiden mi? Siz inanılmazsınız!
Persephone olanlara çok kızmış ve orayı terketmiştir.
-Görevini unuttuğunu biliyordum.
-Kendisi için gerekli uğraşı buldu ve asıl amacını unuttu.
-Hypnos o daha çocuk. Hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuk.
Evet sayın seyirciler yarış birazdan başlıyor. Yarışmacıların yerini alması bekleniyor. Tenou Haruka ve isimsiz yarışmacı Karanlık yerlerini almaları için bekleniyorlar.
Karanlık Haruka’nın bulunduğu yere doğru yürüyordu. Tüm bu bağırış ve çığlık ona kendi dünyasını hatırlatmıştı. Cehennem… Bitmek bilmez acının olduğu diyar. İnsanların zihniyetinde acı bağımsız bir tanımdı bilinçaltlarında ise acının tek bir karşılığı vardı Thanatos. Zaman dönüp cehenneme yolları düştüğünde herkes o görüntüyü görüp hatırlıyordu. Acı her zaman damarlarındaydı ve thanatos tüm haykırışların en büyük temasıydı. Tüm bu seslerin arasında Thanatosun dikkatini çeken tek bir silüet vardı. Sarı saçları ve bembeyaz teni ile karşısında duruyordu. Ellerini birleştirmiş şans diler gibiydi. Thanatos usulca karşısındaki kıza gülümsedi. Kendisine şans dilediğine emindi. Ve eliyle ona selam verdi. Kız ise usulca selamını kabul etti. Cehennemin içinde parlayan bir güneş. Ufak bir inci. Yokluğu varlığa dönüştüren bir gülüştü sadece.
-Neler oluyor?
-Bilmiyorum bana gülümseyip selam verdi.
-Bu hiç hoşuma gitmedi.
-Mamochan abartıyorsun.
-Karşılık vermen gerekmezdi.
-Terbiyesizlik olurdu biliyorsun.
-Bir dahakine böyle bir davranışta bulunursa bilmesi gerekeni öğreneceğinden emin ol.
-Mamoru bu hiçte senin tavrına uygun bir hareket değil.
-Sadece öğrenmesi gerekeni bilecek emin ol.
-Ne olduğunu bana söyler misin! Senin bunca değiştiren şey ne merak ediyorum!
Eğilir ve usulca öper.
-Senin sadece benim geleceğim olduğunu bilmek onun için yeterli olacaktır eminim.
-Mamochan…
Yarış başlamıştı. Thanatos ve Haruka yarışa usulca başladılar. Birbirlerini bir önde bir arkada bırakarak ilerliyorlardı. İlk tur aralarında fazla fark olmadı. İkinci turda böyle devam etti. 3. Turda ise Thanatos rakibinin ne denli dişli olduğunu anladı ve ona doğru yaklaştı. Artık aynı hizada yarışıyorlardı. Haruka ise kendisini zorlayan bu rakibini oldukça merak ediyordu. İçlerindeki heyecanla bir saniyeliğine sadece ufak bir an için birbirlerine baktılar. Göz göze gelişleri büyük bir elektriğin oluşmasına sebep oldu. İkisinin de aklında aynı soru vardı. Sende kimsin? İnanamaz bir halde yarışa devam ettiler. Haruka yanındaki bu adamdan inanılmaz bir enerji hissetmişti. Kafasını karıştıran bir enerji sanki ona bir mesaj vermek ister gibiydi. Bakışları çok çok öncesinden kalma puslu bir anı halindeydi. Thanatos ise sadece güçlü bir enerji hissetmişti. Tüm bu bağırışı gerisinde bırakan bir enerji. Kendisine ben en güçlüyüm hissiyatı oluşturan enerji. O anda kararını vermişti. Yarışı kazanan Haruka oldu.
-Tebrikler Haruka.
-Tebrikler.
-Tebrikler.
-Teşekkürler kızlar. Partim için sabırsızlanıyorum.
-Ah önce üstünü değiştirmelisin.
-Michiru haklı Haruka önce duş alıp üstünü değiştirmelisin. Bizde şu köşedeki enfes keklerin tadına bakmalıyız.
-Usagi –chan aklın fikrin yemekte. Sana inanamıyorum.
-Harika görünüyorlar Rei. Tadlarına baksak ne olur.
-Tamam bakabilirsin ama pasta hakkını ben yerim.
-Yok öyle bir şey. Değil mi Makoto herkese yetecek kadar var değil mi? Her ikisinden de yiyebilirim değil mi? Hadi ama kızlar bu kadar hain olmayın.
-Pekala kızlar sanırım keklere doğru gidiyoruz.
-Ami-chaan sen en iyisisin!
Thanatos ise kazananı ve kupa merasimini dinlemeden kendisine ayrılan odaya doğru yolunu almıştı. Hypnos ise sesini çıkarmadan arkasında bekliyordu. Kardeşini daha önce bu derece kararlı görmemişti. Onun konuşmasını sessizce bekledi.
-Çok güçlü.
-Neler oluyor Thanatos. Bu yarışı kaybetmeni beklemiyordum.
-Çok güçlü bir enerji hissettim. Dünyada eşi benzeri olamayacak bir hız ve azim. Gücü ile dünyayı titretecek bir enerji. Deprem gibi.
-Hiçbir şey anlamıyorum.
-Hazırlan saldırıya geçiyoruz.
Haruka’nın soyunma odasında:
-Kazandığın için seninle gurur duyuyorum.
-Herkesin güveni bu kadar üzerimdeyken kaybetmek aptallık olurdu.Sadece…
-Ne oldu sorun nedir?
-O karanlık mıdır nedir gerçekten de lakabına yaraşır birisi. Oldukça negatif bir elektriği var. Kafamı karıştırdı. Çok güçlü bir enerji. Geçmişi hatırlamamamız çok kötü. Belki o zaman her şey netleşirdi.
-Bunu akşam konuşsak iyi olur. Kızları daha fazla bekletmeyelim.
-Şans hediyemden sonra dilerim kutlamak içinde hediyem olur.
-Şanslısın.
Birlikte yürümeye başlarlar. Tam bu esnada iki gölge karşılarına çıkar. Birbirinin aynısı gri gözler. Siyahımsı lacivert saçlar ve siyah kıyafetler. Kızı daha önce gördüklerini biliyorlardı ama yanındaki erkek uzun siyah ceketi siyah deri pantolonu ve bembeyaz teniyle tamamıyla yabancı biriydi. Ne yapacaklarını bilemeden birbirleri ile bakıştılar.
-Sende Tenou Haruka bizde ait olan bir şey var.
-Sizin gibi cehennem zebanilerine ait bir şeye sahip olacağımı sanmıyorum.
-Göster öyleyse. Kız arkadaşın olduğunu bilmiyordum. Seninde bir kız olduğunu düşünürsek bu çok mide bulandırıcı.
-Sizinde muhteşem bir çift olduğunuz söylenemez.
-Hadi kardeşim lafı uzatmanın lüzumu yok enerjilerini alalım. Bu denli güçlüyse belki de sonsuzdur.
-Ah evet bakalım aradığımız sende mi tek istediğim kalbin.
-Biraz zor sahip olursun.
Haruka ve Michiru birbirlerine bakınarak farklı yönlere doğru koşmaya başlarlar amaçları yalnız kalıp dönüşmektir. Hypnos ve Thanatos ise öncelikle bu harekete anlam veremeselerde ayrılarak peşlerine düşerler. Kovalamaca devam ederken Haruka lastik yığınının arkasına saklanmayı akıl eder. Michiru ise soyunma odalarından birine girmiştir.
-Söylesene korkak yarışçı nerdesin. Seni korkutan küçük bir kız mı yoksa?
Tam bu esnada büyük bir parlama olur.
-Koruyucu gezegenim hızın ve zekanın sahibi yüce Uranüs ve sen gücümle tanışacaksın.
-Ah bir gezegen savaşçısı tam da oyuncağımı ararken ne tesadüf öyle değil mi? Söyle bakalım oyuncağımı nereye sakladın.
Thanatos ise Michiru’nun peşindedir. Michiru saklandığı yerde dönüşmek için hazır bir şekilde beklerken Thanatos onu yakalar. Boğazından sıkıca tuttuğu kızı ölüm sözcükleri ile bayıltır. Michiru derin rüyalarında çorak bir arazi ve derin çığlıklar duyar. Uyanmaya çalışmaktadır ama uyanamaz. Tek istediği buradan çıkmaktır . Burası tam da düşündüğü şeye benzemektedir. Cehenneme… Tam bu sırada Thanatos onun kalbine saldırır ve turkuaz sonsuzluk dışarı çıkar. Michiru’nun cehennemden yolladığı çığlıklar Haruka’nın bulunduğu yere doğru yankılanmıştır. Thanatos ise karşısında duran bu parıltıya hayran bir şekilde harekete geçer. Haruka, Michiru’nun çığlıklarını duyar duymaz Hypnosu gerisinde bırakarak onun yanında koşar.
-World of shakiiiing!!!
-Bu da neyin nesi böyle! Ona zarar vermene izin vermeyeceğim.
-Küçük oyuncak birden nereye kayboldun öyle.
Haruka bu iki karanlık karşısında ne yapacağını şaşırmış bir halde bakınmaktadır. Michiru ise derin bir uykuda gözükmektedir. Haruka son bir hamle yapmaya çalışsa da Hypnos onu kolları arasına almıştır. Tam bu sırada:
-Birbirinden başarılı iki gence saldırmak ancak karanlık varlıkların işi olabilir.
-Bu duruma son vermek ise bu gezegenden asla vazgeçmeyecek olan biz gezegen savaşçılarının görevi.
-Bu mutlu günümüzü gölgelendirmene asla izin vermeyeceğiz.
-Sevgi ve adaletin yılmaz savaşçıları
-Kutsal ay adına
-Seni cezalandıracağız.
-Epey kalabalıklaştık sanırım.
-Merkür Aqua Rapsody.!
-Oak Evolotion!
-Fire Sniper!
-Love and Beauty Shock!
-Kardeşim bu kadar gereksiz gücün arasında vakit kaybetmek istemiyorum. Gitsek iyi olacak.
-Saçmalama bu kadar eğleniyorken gidemeyiz.
-Hypnos sonuçlarına katlanamayacağın şeylere kalkışma gidelim.
-Şanslısınız savaşçılar ama amacımıza ulaşmadan bizden kurtulamayacaksınız.
İki kardeş usulca ortadan yok oldular. Haruka ise soluğu Michiru’nun yanında aldı. Sonsuzluğu kalbine geri yerleştirdi ve uyanmasını bekledi. Kızlar ise onların başında toplanmışlardı. Nihayetinde Michiru gözlerini açmıştı. Harukanın gözlerinden süzülen ise sevinç gözyaşlarıydı.
-Çok yaklaştılar.
18.Bölümün Sonu
Büyük Yarış! Hazırlanın!
Karanlık lakaplı yarışçı pistlerin genç yeteneği Tenou Haruka’ya meydan okudu. İsminden ziyade takma ad kullanan genç yarışmacının kim olduğu ise hala bir soru işareti. Kendisi hakkında bildiklerimiz ise şehirlerarası birkaç yarışmada elde ettiği zaferlerden ibaret. Daha önceki yarışmalarda rakibi olarak bulunan Marlow Husume kendisinin oldukça sessiz olduğunu ancak yarışlarda herkesi epey geride bıraktığını sonucun ne olacağını kendisinin de merak ettiğini dile getirdi. Büyük karşılaşma ise bugün saat 16.00 sularında başlayacak. Tüm meraklıları pistlerde görmeyi umut ediyoruz.
-Bir bu eksikti. Daha yarışmadan tüm gazeteler senden bahseder oldu.
-Kardeşim sessiz ve derin başarımı kıskanır gibisin.
-Ah evet seni inanılmaz kıskanıyorum. Ne de olsa çok mühim görevi olan bizler değiliz. Biz sadece dünyaya yaz tatili için geldik. Tatil bittiğinde döneceğimiz yer ise bundan daha parlak ve güzel bir yer. Benim için sorun değil karanlığın kaderim olduğunu yüzyıllar önce kabullendim; ama siz ikiniz sınırı aşıyorsunuz.
-Biraz fazla abartmıyor musun Hynos. Tek yaptığım biraz eğlenmek buna hakkım olmadığını söyleyemezsin.
-Elbette söylerim buna hakkınız yok çünkü. Onun bir faniye aşık olma lüksü olmadığı gibi senin de boş eğlencelere kendini adamaya hakkın yok.
-Ama o aşık oldu bunu engelleyemedik öyle değil mi? O halde benim eğlenmemin de bir mahsuru olmamalı.
-Bu görevi kabul ettiğimizde senin akıllı kararlar alacağına güvenmiştim. Sen sağduyulu olacaktın. Bak bu sadece bir oyundu hatırlıyor musun? Burada geçecek süremizi değerlendirecek, prensese aradığı şeyin aslında imkansız olduğunu gösterecek ve usulca karanlığımıza geri dönecektik. Bu planı biz yapmıştık unuttun mu sevgili kardeşim?
-Bir tanrıçaya sevgili kardeşim hele ki ellerinde ölümü taşıyan bir ölümsüzü hafife alma. Onların yeniden dirilebileceği gerçeğini kendin söyledin. Uyanışın yakında olduğunu gösteren nice kanıta bunca zaman rastladık. Şimdiyse kardeşim tek yapmamız gereken beklemek.. Bu süre boyunca da sıkılmak istemiyorum.
-Thanatos! Sana inanamıyorum. Sen kölelerin en beterisin! Siz hiç laf anlamazsınız. O koca kafanızla kara deliğe razısınız.
-Abartıyorsun kardeşim. Biliyorsun.
-Hah! Bir de kendisine Karanlık lakabını almış. Daha fazla dikkat çekemezdin doğrusu.
-Çok çekici değil mi sevgili kardeşim? Kızların karanlık işlerden oldukça etkilendiğini duydum. Bizden karası olabilir mi dersin?
-Canınız cehenneme!
-Eninde sonunda, kardeşim eninde sonunda!
Etrafı pembelerle kaplı odaya güneş ışığı vuruyordu. Duvarlarda ünlü ressam Yumemi Yumano’nun eserleri asılı bir şekilde duruyordu. Tüm bunların arasında en özeli ise en köşede yerini almıştı. Mavi gökyüzünde süzülen iki kristal ve el ele tutuşmuş iki aşık... Sarı ve siyahın eşsiz uyumu… Altında ise ünlü ressamın mutluluklar dilediği küçük bir not. Yerlerde ise kedi, köpek, tavşan ve kuşlardan oluşan bir yığın bulunuyordu. Yere gelişigüzel dizilmiş oyuncakların çevrelediği yatak ise odanın en ortasında ışığın altında usulca parlıyordu. Usagi’nin sarı saçları Mamoru’nun göğsüne serilmiş haldeydi. Huzurlu bir uyku içerisindeydiler. Tabi Usagi’nin dağınık yatışı sebebiyle Mamoru’nun yatakta sahip olduğu daracık yerde ne kadar huzurlu uyku çekilirse… Bu mutlu tabloyu bozan tek şey harekete geçmişti bile. Zrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
-Anneee lütfen biraz daha uyumak istiyorum lütfeen!
-Usagi. Sana inanamıyorum.
-Anne lütfeeeennn! Çok uykum var ben akşam çok yoruldum.
-Usako. Bu kadar yorulmana sebep olan neydi bakalım?
-Ah annee izin ver biraz daha uyuyayım. Ben sadece Chibi-usa ve Mamoru ile sinemaya gittik. Sonra geç saatlere kadar oturduk ve sonra ahhhh Mamochan üzgünüm.
-Günaydın hayatım. İstersen biraz daha uyuyabilirsin ama Haruka’nın yarışını kaçırmak istemeyeceğine eminim.
-Olamaz! Orada olacağımıza dair söz vermiştik. Mutlaka orada olmalıyız. Burada seninle uyumak çok güzel ama sanırım kalkmamız gerek.
-Evet kalksak iyi olacak.
-Mamo-chan beni oyalamaya mı çalışıyorsun? Kalktığını göremiyorum.
-5 dakika daha uyuyabiliriz öyle değil mi? Ya da…
-Mamochan…
Haruka’nın yarışı bugün öğleden sonra olacaktı. Ami’nin programlamasına göre kızlar önce birlikte buluşup kahvaltı edecekler daha sonra ise yarış alanında yerlerini alacaklardı. Minako daha öncesinden Haruka’ya şans hediyesi almakla yükümlüydü. Rei ise kendince şans muskası hazırlayacaktı. Ami günü ve kızları programlamakla meşgul olduğundan onun fazladan bir görevi yoktu. Makoto ise her zamanki gibi yarış sonrası için çilekli pastasını hazırlamıştı. Usagi’ye düşen görevse sadece zamanında orada hazırlıklı olmaktı. Michiru ve Haruka ise yarış öncesi evlerinde huzurlu bir sabah geçirmek istiyorlardı.
-Haruka. Uyandın mı?
-Ah evet.
-Büyük yarışa hazır mısın bakalım?
-Hazır olması gereken o biliyorsun.
-Bugün içimde garip bir duygu var. Dikkatli ol Haruka.
-Düşler aynası bu gece seni rahat bırakmamış anlaşılan. Sorun nedir Michiru?
-Adını koyamadığım duygular kalbimi kaplıyor. Çok tuhaf hissediyorum. Lütfen dikkatli ol. Peki ya sen bir şeyler hissediyor musun?
-Evet. Nedense bugün için garip bir heyecan duyuyorum.
-Hızı senden daha fazla seven birisini görmemiştim. Heyecan duyman tuhaf.
-Benim içinde öyle. Daha önceleri hiç böyle bir heyecan duymamıştım. Yarışmanın verdiği haz ve adrenalin elbette olmuştu ama bugün hissettiğim yarışacağım kişiye karşı duyduğum garip bir merak ve bu beni heyecanlandırıyor. Bir an önce onunla karşılaşmak istiyorum.
-Belki de tüm bu heyecanın arkasında rakibinin kendisini sır gibi saklaması vardır. Tüm bu lakaplar kara kıyafetler senin için deşifre olması gereken bir sır gibi bundan eminim Haruka ve bu durum seni heyecanlandırıyor.
-Michiru biliyorsun beni kara kıyafetlerden ziyade beyaz bir tende oldukça heyecanlandırır. Bu ten sana aitse özellikle.
-Şans hediyeni henüz vermedim öyle değil mi?
-Hediyemi almak için sabırsızlanıyorum.
-Enerjinin bitmesini istemem.
-Enerjimin bitmesine değil sadece zirve yapmasına sebep oluyorsun Michiru.
-Saçlarının kokusunu çok seviyorum.
Kızlar kahvaltı edecekleri kafeye çoktan gelmişlerdi. Siparişlerini vermek için herkes elbette ki Usagi’yi bekliyordu.
-Kızlar pastamızı hazırladım. Ancak onu yanımızda taşıyamayacağımız için Rei’lerde bıraktım. Beklediğimiz gibi yarışı kazanan Haruka olursa onlarda ufak bir kutlama yapacağız. Yuichiro bizim için evi hazırlayacak.
-Rei çok şanslısın. Dilediğin zaman yanında olacak bir sevgilin var.
-Minako nişanlısı var. Rei nişanlı biliyorsun. Yani senden epey adım ileride. Bu açıdan bakarsak sana göre epey şanslı
-Artemis. Vaziyetin benden farklıymış gibi konuşma. Sende yalnızsın üstelik epey bir Mart geldi ve geçti.
-Luna’nın yanında da bu şekilde konuşma. Acısını benden çıkarmasını istemiyorum. Biliyorsun bu konularda oldukça hassas.
-Artemis, Minako ikinizde tartışmanıza bir son vermelisiniz. Planlarıma göre siparişimizi biraz daha geciktirirsek programın oldukça gerisinde kalacağız. Minako sen hediyemizi aldın mı?
-Ah Ami-chan bana güvenmelisin. Elbette ki aldım. Hem oldukça da hoş bir hediye. Beğeneceğine emin olabilirsiniz.
-Peki ya sen Rei-chan muskanı hazırlayabildin mi?
-Evet Ami-chan tüm gece bununla uğraştım. Buna rağmen ben vaktinde gelebiliyorum ama Usagi kendisine verilen tek görevi dahi zamanında yapamıyor. Yaşının büyümesi, evli olması hatta Mamoru-san ile aynı evi paylaşması bile onu sorumluluk sahibi yapamadı inanamıyorum.
-Ne de olsa Usagi.
-Kızlar Chibi-usa’nın neden gelmediğini bilen var mı?
-Ah Makoto o ailesiyle birlikte kaplıcalara tatile gitti. Luna’da onu gözlemek için beraberinde gitti. Bu yüzden aramızda yoklar.
-Usagi evlenince ailesi tüm ilgiyi Chibi-usa’ya verdi sanırım.
-Evet Usagi’nin babası bu konu hakkında çok hassas biliyorsunuz. Chibi-usa’nın yaşı küçük olmasına karşın onu da ellerinden kaybetme korkusuyla yanlarından ayırmıyorlar.
-Tabi bu da Usagi ve Mamoru’nun işine geliyor olacak ki oldukça geç kalabiliyorlar. Evlenince Mamoru, Usagi’yi kendisine benzetir diye düşünmüştüm ama anlaşılan yanılmışım.
-Kızlaaaaarr. Çok üzgünüm. Biz geç kaldık; çünkü aa şeyy!
-Usagi-chaaaannn! Mamoru-saaan! Biraz daha geç kalsaydınız sizi beklemeyecektik doğrusu.
-Üzgünüm gerçekten yani
-Sen şuna bir türlü uyanamadık desene. Tembel Usagi.
-Rei-chaaan aptal aptal aptal! Tam aksine tam vaktinde uyandım. Sadece yataktan çıkmamız biraz uzun sürdü.
-Ahhh anlaşıldı.
-Ne, ne oldu neden herkes bana öyle bakıyor? Neden kızardınız? Hem bensiz yemeye başlamadınız umarım.
-Tamam hayatım sen bizi daha fazla deşifre etmeden otursak iyi olacak.
-Mamochaan yanlış bir şey mi dedim neler oluyor?
-Tamam Usako hadi oturalım.
-Usagi-chan milyon yıl geçse yine de anlayamayacaksın öyle değil mi?
-Kesinlikle anlamayacak.
-Sende mi Ami-chan. İnanamıyorum çok kabasınız!
Kahvaltı sonrası herkes yola doğru koyulmuştu. Yarış pisti oldukça uzaktaydı. Yarış alanına varmaları 2 saat sürmüştü. Nihayetinde alana girdiklerinde büyük kalabalıkla karşılaştılar. Herkes hazır bir şekilde büyük yarışı bekliyordu. Haruka ise aracının başında son durumu gözden geçiriyordu. Michiru ise elbisesi içinde çok şık bir şekilde Haruka’ya eşlik ediyordu. Peşlerinde ise tabi ki gazeteciler vardı.
-İnanmıyorum Haruka-san heyecanlı olmalısın!
-Hiçbir şey küçük tavşan seni görmek kadar heyecanlandırıcı olamaz. Hoşgeldiniz.
-Rakibini oldukça zorlu tanıttılar ama senin kazanacağına eminiz. İstatistikler senin oldukça önde olduğunu gösteriyor.
-Teşekkürler Ami-chan bunu duymak iyi bir moral oldu.
-Daha bitmedi Haruka-san bunu yanından ayırma. Bu şans muskası yarış boyunca şansın senin yanında olmasını diliyoruz.
-Rei-chan, çok teşekkür ederim. Yanımdan ayırmayacağıma emin olabilirsin.
-Yarışı kazandığın ilan edildiğinde küçük bir kutlama seni bekliyor olacak.
-Ayrıca bu hediye de hepimizden. Başarı getirmesi dileğiyle.
Minako küçük turuncu kutuyu Haruka’ya uzatmıştı. Haruka ne olduğunu anlayamadığı kutuyu açtı. Karşısında oldukça hoş bir anahtarlık vardı. Her kızın gücünü simgeleyen renk küçük halkalar şeklinde sıralanmıştı ve tıpkı onların birlikte yaptıkları sailor teleport gibi hiza almışlardı. Güneş ışığı vurduğunda ise birbirine karışan renkler gök kuşağını andırıyordu.
-Her zaman birlikte olduğumuzu bilmeni istiyoruz. Bunu asla unutma Haruka-san yarışında başarılar dileriz.
-Mamoru-san, kızlar gerçekten teşekkür ederim. Bu yarışı sizler için kazanacağım.
Uzak bir köşede ise Thanatos çevreyi dikizliyordu. Kardeşi ve Persephone yanında ona destek oluyorlardı.
-Şu güç dalgasını görüyor musunuz?
-Ah büyüleyici öyle değil mi? İnsanlar coşkuyla sizin yarışınızı bekliyorlar.
-Persephone gücü hissedebiliyor musun? Bağırışlar birbirine çarparak daha da güçlü hal alıyor. Sonsuz bir haykırış gibi. Tıpkı..
-Tıpkı bizim cehennemimiz gibi.
-Burası ideal bir yer öyle değil mi sevgili kardeşim?
-Ah evet Hypnos. Buraya gelişimizin bir sebebi olduğunu biliyordum.
-Size inanamıyorum. Gerçekten bunu mu düşünüyorsunuz. Amacınızın eğlenmek olduğunu sanıyordum. Onlara zarar veremezsiniz.
-Buraya geliş amacımızı unutmayın prenses.
-Sahiden mi? Siz inanılmazsınız!
Persephone olanlara çok kızmış ve orayı terketmiştir.
-Görevini unuttuğunu biliyordum.
-Kendisi için gerekli uğraşı buldu ve asıl amacını unuttu.
-Hypnos o daha çocuk. Hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuk.
Evet sayın seyirciler yarış birazdan başlıyor. Yarışmacıların yerini alması bekleniyor. Tenou Haruka ve isimsiz yarışmacı Karanlık yerlerini almaları için bekleniyorlar.
Karanlık Haruka’nın bulunduğu yere doğru yürüyordu. Tüm bu bağırış ve çığlık ona kendi dünyasını hatırlatmıştı. Cehennem… Bitmek bilmez acının olduğu diyar. İnsanların zihniyetinde acı bağımsız bir tanımdı bilinçaltlarında ise acının tek bir karşılığı vardı Thanatos. Zaman dönüp cehenneme yolları düştüğünde herkes o görüntüyü görüp hatırlıyordu. Acı her zaman damarlarındaydı ve thanatos tüm haykırışların en büyük temasıydı. Tüm bu seslerin arasında Thanatosun dikkatini çeken tek bir silüet vardı. Sarı saçları ve bembeyaz teni ile karşısında duruyordu. Ellerini birleştirmiş şans diler gibiydi. Thanatos usulca karşısındaki kıza gülümsedi. Kendisine şans dilediğine emindi. Ve eliyle ona selam verdi. Kız ise usulca selamını kabul etti. Cehennemin içinde parlayan bir güneş. Ufak bir inci. Yokluğu varlığa dönüştüren bir gülüştü sadece.
-Neler oluyor?
-Bilmiyorum bana gülümseyip selam verdi.
-Bu hiç hoşuma gitmedi.
-Mamochan abartıyorsun.
-Karşılık vermen gerekmezdi.
-Terbiyesizlik olurdu biliyorsun.
-Bir dahakine böyle bir davranışta bulunursa bilmesi gerekeni öğreneceğinden emin ol.
-Mamoru bu hiçte senin tavrına uygun bir hareket değil.
-Sadece öğrenmesi gerekeni bilecek emin ol.
-Ne olduğunu bana söyler misin! Senin bunca değiştiren şey ne merak ediyorum!
Eğilir ve usulca öper.
-Senin sadece benim geleceğim olduğunu bilmek onun için yeterli olacaktır eminim.
-Mamochan…
Yarış başlamıştı. Thanatos ve Haruka yarışa usulca başladılar. Birbirlerini bir önde bir arkada bırakarak ilerliyorlardı. İlk tur aralarında fazla fark olmadı. İkinci turda böyle devam etti. 3. Turda ise Thanatos rakibinin ne denli dişli olduğunu anladı ve ona doğru yaklaştı. Artık aynı hizada yarışıyorlardı. Haruka ise kendisini zorlayan bu rakibini oldukça merak ediyordu. İçlerindeki heyecanla bir saniyeliğine sadece ufak bir an için birbirlerine baktılar. Göz göze gelişleri büyük bir elektriğin oluşmasına sebep oldu. İkisinin de aklında aynı soru vardı. Sende kimsin? İnanamaz bir halde yarışa devam ettiler. Haruka yanındaki bu adamdan inanılmaz bir enerji hissetmişti. Kafasını karıştıran bir enerji sanki ona bir mesaj vermek ister gibiydi. Bakışları çok çok öncesinden kalma puslu bir anı halindeydi. Thanatos ise sadece güçlü bir enerji hissetmişti. Tüm bu bağırışı gerisinde bırakan bir enerji. Kendisine ben en güçlüyüm hissiyatı oluşturan enerji. O anda kararını vermişti. Yarışı kazanan Haruka oldu.
-Tebrikler Haruka.
-Tebrikler.
-Tebrikler.
-Teşekkürler kızlar. Partim için sabırsızlanıyorum.
-Ah önce üstünü değiştirmelisin.
-Michiru haklı Haruka önce duş alıp üstünü değiştirmelisin. Bizde şu köşedeki enfes keklerin tadına bakmalıyız.
-Usagi –chan aklın fikrin yemekte. Sana inanamıyorum.
-Harika görünüyorlar Rei. Tadlarına baksak ne olur.
-Tamam bakabilirsin ama pasta hakkını ben yerim.
-Yok öyle bir şey. Değil mi Makoto herkese yetecek kadar var değil mi? Her ikisinden de yiyebilirim değil mi? Hadi ama kızlar bu kadar hain olmayın.
-Pekala kızlar sanırım keklere doğru gidiyoruz.
-Ami-chaan sen en iyisisin!
Thanatos ise kazananı ve kupa merasimini dinlemeden kendisine ayrılan odaya doğru yolunu almıştı. Hypnos ise sesini çıkarmadan arkasında bekliyordu. Kardeşini daha önce bu derece kararlı görmemişti. Onun konuşmasını sessizce bekledi.
-Çok güçlü.
-Neler oluyor Thanatos. Bu yarışı kaybetmeni beklemiyordum.
-Çok güçlü bir enerji hissettim. Dünyada eşi benzeri olamayacak bir hız ve azim. Gücü ile dünyayı titretecek bir enerji. Deprem gibi.
-Hiçbir şey anlamıyorum.
-Hazırlan saldırıya geçiyoruz.
Haruka’nın soyunma odasında:
-Kazandığın için seninle gurur duyuyorum.
-Herkesin güveni bu kadar üzerimdeyken kaybetmek aptallık olurdu.Sadece…
-Ne oldu sorun nedir?
-O karanlık mıdır nedir gerçekten de lakabına yaraşır birisi. Oldukça negatif bir elektriği var. Kafamı karıştırdı. Çok güçlü bir enerji. Geçmişi hatırlamamamız çok kötü. Belki o zaman her şey netleşirdi.
-Bunu akşam konuşsak iyi olur. Kızları daha fazla bekletmeyelim.
-Şans hediyemden sonra dilerim kutlamak içinde hediyem olur.
-Şanslısın.
Birlikte yürümeye başlarlar. Tam bu esnada iki gölge karşılarına çıkar. Birbirinin aynısı gri gözler. Siyahımsı lacivert saçlar ve siyah kıyafetler. Kızı daha önce gördüklerini biliyorlardı ama yanındaki erkek uzun siyah ceketi siyah deri pantolonu ve bembeyaz teniyle tamamıyla yabancı biriydi. Ne yapacaklarını bilemeden birbirleri ile bakıştılar.
-Sende Tenou Haruka bizde ait olan bir şey var.
-Sizin gibi cehennem zebanilerine ait bir şeye sahip olacağımı sanmıyorum.
-Göster öyleyse. Kız arkadaşın olduğunu bilmiyordum. Seninde bir kız olduğunu düşünürsek bu çok mide bulandırıcı.
-Sizinde muhteşem bir çift olduğunuz söylenemez.
-Hadi kardeşim lafı uzatmanın lüzumu yok enerjilerini alalım. Bu denli güçlüyse belki de sonsuzdur.
-Ah evet bakalım aradığımız sende mi tek istediğim kalbin.
-Biraz zor sahip olursun.
Haruka ve Michiru birbirlerine bakınarak farklı yönlere doğru koşmaya başlarlar amaçları yalnız kalıp dönüşmektir. Hypnos ve Thanatos ise öncelikle bu harekete anlam veremeselerde ayrılarak peşlerine düşerler. Kovalamaca devam ederken Haruka lastik yığınının arkasına saklanmayı akıl eder. Michiru ise soyunma odalarından birine girmiştir.
-Söylesene korkak yarışçı nerdesin. Seni korkutan küçük bir kız mı yoksa?
Tam bu esnada büyük bir parlama olur.
-Koruyucu gezegenim hızın ve zekanın sahibi yüce Uranüs ve sen gücümle tanışacaksın.
-Ah bir gezegen savaşçısı tam da oyuncağımı ararken ne tesadüf öyle değil mi? Söyle bakalım oyuncağımı nereye sakladın.
Thanatos ise Michiru’nun peşindedir. Michiru saklandığı yerde dönüşmek için hazır bir şekilde beklerken Thanatos onu yakalar. Boğazından sıkıca tuttuğu kızı ölüm sözcükleri ile bayıltır. Michiru derin rüyalarında çorak bir arazi ve derin çığlıklar duyar. Uyanmaya çalışmaktadır ama uyanamaz. Tek istediği buradan çıkmaktır . Burası tam da düşündüğü şeye benzemektedir. Cehenneme… Tam bu sırada Thanatos onun kalbine saldırır ve turkuaz sonsuzluk dışarı çıkar. Michiru’nun cehennemden yolladığı çığlıklar Haruka’nın bulunduğu yere doğru yankılanmıştır. Thanatos ise karşısında duran bu parıltıya hayran bir şekilde harekete geçer. Haruka, Michiru’nun çığlıklarını duyar duymaz Hypnosu gerisinde bırakarak onun yanında koşar.
-World of shakiiiing!!!
-Bu da neyin nesi böyle! Ona zarar vermene izin vermeyeceğim.
-Küçük oyuncak birden nereye kayboldun öyle.
Haruka bu iki karanlık karşısında ne yapacağını şaşırmış bir halde bakınmaktadır. Michiru ise derin bir uykuda gözükmektedir. Haruka son bir hamle yapmaya çalışsa da Hypnos onu kolları arasına almıştır. Tam bu sırada:
-Birbirinden başarılı iki gence saldırmak ancak karanlık varlıkların işi olabilir.
-Bu duruma son vermek ise bu gezegenden asla vazgeçmeyecek olan biz gezegen savaşçılarının görevi.
-Bu mutlu günümüzü gölgelendirmene asla izin vermeyeceğiz.
-Sevgi ve adaletin yılmaz savaşçıları
-Kutsal ay adına
-Seni cezalandıracağız.
-Epey kalabalıklaştık sanırım.
-Merkür Aqua Rapsody.!
-Oak Evolotion!
-Fire Sniper!
-Love and Beauty Shock!
-Kardeşim bu kadar gereksiz gücün arasında vakit kaybetmek istemiyorum. Gitsek iyi olacak.
-Saçmalama bu kadar eğleniyorken gidemeyiz.
-Hypnos sonuçlarına katlanamayacağın şeylere kalkışma gidelim.
-Şanslısınız savaşçılar ama amacımıza ulaşmadan bizden kurtulamayacaksınız.
İki kardeş usulca ortadan yok oldular. Haruka ise soluğu Michiru’nun yanında aldı. Sonsuzluğu kalbine geri yerleştirdi ve uyanmasını bekledi. Kızlar ise onların başında toplanmışlardı. Nihayetinde Michiru gözlerini açmıştı. Harukanın gözlerinden süzülen ise sevinç gözyaşlarıydı.
-Çok yaklaştılar.
18.Bölümün Sonu
he's like fire and ice and rage. he's like the night and the storm in the heart of the sun. he's ancient and forever. he burns at the centre of time and can see the turn of the universe and... he's wonderful.






sayın okuyucu ffmize pazar günü son veriyoruz. Son bölümleri de ekleyip bitiriyorum bilginize sunulur:)
he's like fire and ice and rage. he's like the night and the storm in the heart of the sun. he's ancient and forever. he burns at the centre of time and can see the turn of the universe and... he's wonderful.




4. sayfa (Toplam 8 sayfa) [ 110 mesaj ] |
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |